Yılmaz Tekin

Gezsem görsem dünyayı, yol yol olsa yüreğim. Elimde demir asa, sırtımda aba gömleğim…

Y

                                              Tuz Gölü – Flamingoların Yaşam Alanı

Son Yazılar

Tarihin İlk’leri (70)

T

İLK MOPED      1915 yılında, New York’ta Auto-Ped Co. şirketi tarafından Auto-Ped markasıyla üretildi. 2 beygir gücündeki motoruyla saatte 35 mil hız yapabiliyordu. İngiltere’de de, 1919 yılında Kingsbury Aviation Co. ile Storey Machine Tool Co. adlı şirketlerin işbirliği ile Kingsbury marka ilk mopedler piyasaya sunuldu. 216 santilitrelik motorları ve albenili görünümleriyle hayli...

Miniklere Minik Masallar (58)

M

TİTREK TAVŞAN:      Ormanda her gün kurulmakta olan tavşanlar pazarı havanın kararmasıyla birlikte dağılıyordu. Sergisini toplayan tavşan pazar yerini terk edip gidiyordu. Vakit geç olup da pazar yerinde tavşan kalmayınca bir tavşan, sırtında boş bir çuvalla pazara gelirdi. Bu boş çuval, tezgah altlarında kalmış, kıyıya köşeye atılmış, satılmamış havuçlarla ve bazı yiyeceklerle dolacaktı. Daima...

Eğri Göl (Bir Antalya Efsanesi)

E

     Torosların zirvesinde Eğri Göl adında bir göl vardır Bu gölümüzle ilgili şöyle bir efsane anlatılmaktadır:      Vaktiyle güzeller güzeli bir kızla, yiğit mi yiğit yakışıklı bir genç varmış. Bu gençler, birbirlerine sevdalanmışlar. Babalarının söz kesmesinden sonra da beklemeye başlamışlar. Olacak ya, gün gelmiş delikanlıyı askere çağırmışlar. Evlenip muratlarına eremeden araya ayrılık...

Livonya’da Bir Facia-4 (Jules Verne)

L

POSTA ARABASINDA        Ertesi gün, sabahın erken saatlerinde, küçük bir yazıhanenin önünde, kalkışa hazır bir posta arabası, gelecek müşterilerini bekliyor, ancak hareketine çok az bir süre kalmasına rağmen, henüz ortalıkta yolcu namına hiç kimse görünmüyordu.        Kent meydanında yer alan esnaf, dükkânlarını henüz açmamışlardı. Birbirleriyle oynaşan birkaç sokak köpeğinden ve hareket anı...

Karagöz-Hacivat-26 (Karagöz Eşya Taşıyor)

K

Hacivat: Karagöz’üm, iri gözüm sana işim düştü bugün. Karagöz: Ben oruçluyum bugün, iş miş yapamam Hacivat. Hacivat: İyi ya işte Karagöz’üm, iyilik yapacaksın, sevap kazanacaksın, üstüne üstlük para da kazanacaksın. Karagöz: Hay hay! Başım gözüm üstüne. Kaç para kazanacağım? Hacivat: Ya önce işi sorsana, hemen parayı soruyorsun. Karagöz: Önemli değil Hacivat, hem sevap hem de para kazanacağım ya…...

Ama Üç Yüz Elli Birinci Gece Olunca

A

     Demiş ki:      Böylesine bir güzelliğin sonsuza dek yitmesi ne hazin! Onu keder kahretmiş ve yüreğini boğmuş olmalı!” dedim. Bunun üzerine bağrım kederle daralmış, Emir Cubair’in sarayına gittim. Orada, beni çok kederli bir görünüm bekliyordu. Her yer bomboştu, duvarlar harap olmuştu, bahçe kurumuştu ve herhangi bir bakım gördüğüne dair izlere rastlanmıyordu. Sarayın kapısında...

Karagöz-Hacivat-25 (Karagöz’ün Alacağı)

K

(Karagöz, Hacivat’tan alacağını istiyor.) Karagöz: Tak tak tak! Hacivat: Hayırdır inşallah bu sahur vaktinde kim çalar ki kapıyı? Kim o? Karagöz: Benim, ben Karagöz. Hacivat: Allah müstahakkını versin Karagöz’üm. Ne var, ne istiyorsun? Karagöz: Alacağımı istiyorum Hacivat. Hacivat: Karagöz’üm hiç bu vakitte alacak istenir mi? Karagöz: İstenir Hacivat istenir. Eşyaları taşıttın, paranın yarısını...

Ama Üç Yüz Ellinci Gece Olunca

A

     Demiş ki:      Bu mektubu yazmayı bitirince, onu katlayıp mühürledi ve bana verdi; aynı zamanda cebime, onu engellememe zaman bırakmadan, bin altın dinar içeren bir kese koydu; bunları evvelce rahmetli babası saygın kâhyaya ettiğim hizmetlerin güzel anısı uğruna ve de geleceğimi düşünerek saklamaya karar verdim.      Bunun üzerine Sitt Bedr’den izin alıp onun da uzun yıllar önce ölmüş...

Küçük Şehzade ve Zümrüd-ü Anka Kuşu

K

     Bir varmış, bir yokmuş…      Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, deve tellal iken, sinek berber iken, katır çalgıcı, eşek köçek iken, ben babamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken üç tane erkek çocuğu olan bir padişah varmış. Bu padişahın bir de dillere destan bahçesi varmış ama bu bahçeye gel zaman git zaman bir Dev dadanmış. Dev hem bahçeye durmadan zarar veriyormuş hem de...

Miniklere Minik Masallar (57)

M

PATLICAN KARDEŞLER:      Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde kalbur saman içinde, koca köpek bir pirenin ağzında, kedi kovalıyor köpeği her anında. Masal bu ya köpek kardeş düşmüş fare peşine, farelerse bakmamış peynirin yüzüne. Fare kapmış kemiği, köpek yemiş peyniri, karga aslanı kapmış, aslan havlamaya başlamış. Masal bu ya ne demeli, güzelce dinlemeli…      Patlıcan kardeşler yaşarmış...

Livonya’da Bir Facia-3 (Jules Verne)

L

NICOLEF AİLESİ        Bu feci olayın meydana geldiği 12 Nisan 1876 tarihinden bir-iki gün önce, Livonya’nın hem başkenti, hem de en önemli kentlerinden biri sayılan Riga’da, mütevazı bir evin küçük salonunda genç bir kız, iki hatırlı konuğu ağırlıyordu.        Konuklardan biri; Riga’daki Fransız Konsolosu Mösyö Delaport, diğeri ise herkes tarafından çok sevilen ve ilmine saygı duyulan Doktor...

Karagöz-Hacivat-24 (Kan Karpuz)

K

(Karagöz, arkadaşının dükkânının önüne gelir.) HACİVAT – Aman Karagöz’üm bu ne hal? Çabuk dükkâna gir de bir çaresine bakalım! KARAGÖZ – “Gir!” demesen de zaten gireceğim Hacı Cavcav, eve kadar böyle gidilir mi? HACİVAT – Allah Allah? Üstün başın batmış, koynuna karpuz kabukları girmiş, kafana ve yüzüne karpuz çekirdekleri yapışmış… Her yerinde ayrıca karpuz parçaları var. KARAGÖZ – Hay hay...

Ama Üç Yüz Kırk Sekizinci Gece Olunca

A

     Demiş ki:      … Ama utanmam gerektiğine gelince, bu başka şey!” dedim.      Genç kız bu sözleri işitince, ayağa kalktı ve yanımdaki kölenin yanına gelerek son derece heyecanlı bir sesle, bana “Senin haremin olmayan bir evin kapısında durarak içeri bakmaktan beyaz sakalına yaraşmayan daha büyük utanç var mıdır, ey Şeyh?” dedi. Eğildim ve ona, “Vallahi! Ey...

Rumpelstıltskın

R

     Bir zamanlar yoksul bir değirmencinin güzel bir kızı vardı. Günün birinde değirmenci bir iş için kralın karşısına çıkınca övünmek ve kendini önemsetmek için kızının samanı eğirip altın yapabildiğini söyledi. Kral da altını pek severdi. İçinden, “İşte böyle bir hünere ben bayılırım!” diye geçirdi. Değirmenciye de, “Kızın madem bu kadar becerikli, yarın şatoma getir de onu bir deneyeyim,” dedi...

Yedi Eşik Yedi Beşik (Bir Artvin Efsanesi)

Y

     Zapor/Zığapor (Taşkıran) köyünün Çarmanet ile Sepagara mezraları arasında bir boğaz vardır. Bu boğazdaki dereden sel gelmesin diye köylüler her yıl kurban keserlermiş. Bu kurban kesme işi de sırayla olur, her yıl bir ev kurbanını kesermiş.      Sıra, yalnız yaşayan yaşlı bir kadına gelince, kadın “Ben kurban kesmeyeceğim,” demiş. Köylüler kadını ikna etmeye çalıştıkça kadın kesmemekte inat...

Karagöz-Hacivat-23 (Telefon İşi)

K

(Karagöz, arkadaşının dükkânına gelmiştir.) HACİVAT – Aman efendim, canım efendim, hoş geldin safa geldin! KARAGÖZ – Hoş bulduk Hacı Cavcav! HACİVAT – Ne o, gözlerin açılmıyor? Hasta mısın? KARAGÖZ – Pasta sensin, ağzını bozma! HACİVAT – Canım hemen yanlış anladın, yani rahatsız mısın diye soruyorum? KARAGÖZ – Köftehor, rahatlamıştım ama gönderdiğin çocuk kapıda bağıra bağıra beni uyandırdı...

Livonya’da Bir Facia-2 (Jules Verne)

L

SLAV’A KARŞI SLAV        Kaçak mahkûmun merdiven niyetiyle tırmandığı şey, Kuzey Avrupa ülkelerinin birçoğunda olduğu gibi, Livonya’nın da hemen her yerinde görülen yel değirmenlerinden birinin uzun kanadıydı. Büyük bir şans eseri, değirmen o sırada çalışmıyordu.        Genelde buğday öğütmek amacıyla kullanılan bu değirmenlerin ilginç bir yapım tarzı vardı. Yuvarlak bir zemin üzerine oturtulmuş...

Ama Üç Yüz Kırk Yedinci Gece Olunca

A

     Demiş ki:      “Efendimiz öyleyse başımı vur, benim! Can sıkıntını dağıtmak için galiba bundan başka çare yok!” demiş. Bu sözleri duyan Harun Reşit kahkahalarla gülmeye başlamış; sonra da “Eh, Mesrur, bir gün olabilir bu! Ama şimdilik git bakalım selamlıkta gerçekten görülüp dinlenmesi hoşa gidecek birileri var mı, bak!” demiş.      Mesrur hemen bu buyruğu yerine...

İbn-ül Mansur İle İki Genç Kızın Öyküsü

İ

     Ey bahtı güzel şahım, Halife Harun Reşit’in ülkesinin sorunlarından duyduğu kaygıyla, sık sık uykusuz kaldığı pek bilinen bir durumdur. İşte, yine bir gece, bir yandan öte yana dönüp durduğu halde bir türlü uyuyamamış ve bu çabalarının nafileliğinden dolayı iyice bezmiş; o zaman üzerindeki örtüyü şiddetli ayak darbeleriyle atmış ve el çırparak celladı Mesrur’u çağırmış ve ona...

Ama Üç Yüz Kırk Altıncı Gece Olunca

A

     Demiş ki:      “… Ama, kralın kızına ya da giysilerine dokunmaktan sakının!” demiş.      Bunun üzerine Talip bin Sehl, “Ey Emir’imiz, bu saraydaki hiçbir şey bu genç kızın güzelliğiyle kıyaslanamaz. Onu alıp Şam’da Halife’ye götürmeksizin burada bırakmak yazık olur! Bu armağan, denizdeki içine ifrit kapatılmış bütün kaplardan daha değerli olacaktır...

Üç Yılan Yaprağı

Ü

     Bir zamanlar yoksul bir adam vardı, artık tek oğluna bile bakamıyordu. Bu yüzden oğlu ona, “Babacığım, bütün işlerin ters gidiyor, ben de sana yük oluyorum,” dedi. “En iyisi ben uzaklara gideyim de kendi ekmeğimi kendim kazanayım.”      Böylece babası ona hakkını helal etti ve içi yanarak onunla vedalaştı. O sıralarda güçlü bir ülkenin kralı savaştaydı. Delikanlı onun hizmetine girerek...

Eğlenceli Fıkralar (12)

E

Neden? Erkek: Tanrım, kadınları niye bu kadar güzel yarattın? Tanrı: Âşık olasınız diye… Erkek: Peki, niye bazen aptal oluyorlar? Tanrı: Onlar da size âşık olabilsinler diye… Pahalı Papağan Adamın biri, papağan almak ister. Gittiği dükkândaki papağanları sırayla inceler. Birinci kafeste rengarenk, pırıl pırıl tüyleri olan papağanı beğenir. Etiketinde 5000 dolar yazılıdır. Dükkân...

Kolomb ve Amerika’nın Keşfi

K

     Yaygın efsanenin tersine, Kristof Kolomb İspanya kralı ve kraliçesini ya da bir başkasını dünyanın yuvarlak olduğuna inandırmakta hiçbir güçlük çekmemişti. Bu, 1492’den çok uzun süre önce, eğitimli Avrupalıların genelde kabul ettikleri bir bilgiydi. Kolomb’un planına direniş, farklı ve çok daha radikal bir fikirle, yani Avrupa’dan batıya yelken açarak Asya’ya yeni bir...

Tarihin İlk’leri (69)

T

AŞIRI HIZ NEDENİYLE CEZALANDIRILAN İLK SÜRÜCÜ      İngiltere’nin Kent kentinden Walter Arnold’dur. 28 Ocak 1896 günü Tombridge Polis Mahkemesi’nde, C.W. Powell tarafından, sekiz gün önce meskûn bölgede 2 millik hız sınırlamasını ihlal etmek suçundan yargılandı. Arnold’un şanssızlığı, 2 millik hız sınırını, tam yerel polis komiserinin evinin önünde aşmasıydı. O sırada akşam...

Efteni Gölü (Bir Düzce Efsanesi)

E

      Günün birinde Olympos tanrılarının en büyüğü Zeus’un aklına esmiş… Nasıl esmiş, “Varıp şu ölümlülerin arasına nicedir halleri bir göreyim!” demiş.      Almış Hermes’i de yanına, ikisi de insan görünümü ile Olympos’tan inmişler ve yeryüzüne bir eve gelmişler. Çalmışlar kapıyı; “Yolunu yitirmiş iki garip ademiz, açar mısınız kapınızı? Alır mısınız bizi içeriye, konuk olarak… Tanrılar...

Uçar Leyli

U

     Bir varmış, bir yokmuş…      Bir padişahın çok sevdiği bir atı varmış. Bir gün bu at hastalanmış, bütün doktorlar gelmişler, bunu muayene etmişler ama derdine hiçbir çare bulamamışlar. Nihayet bir doktor, “Bütün memleketteki ahalinin hepsi eteklerine birer avuç ot doldursunlar, at kalkıp da hangisinin eteğinden ot yerse ona âşık olmuş demektir,” demiş.      Bütün memleketin ahalisi...

Miniklere Minik Masallar (56)

M

SÜSLÜ ŞEFTALİ:      Bir varmış bir yokmuş, gülen çokmuş ağlayan ise pek yokmuş. Uzun yollar aşanlar, boyu ayı aşanlar, güzelce konuşanlar her zaman pek bir hoşmuş. Atlar hiç kişnemezmiş, karınca çalışmazmış, ağustos böcekleri hiç şarkı söylemezmiş. Böyle olmaz demeyin, peynir ekmek yemeyin, tembel ağustos böceğinden hiç şarkı beklemeyin.      Güzel bir günün sonunda bizim süslü şeftali yine...

Livonya’da Bir Facia-1 (Jules Verne)

L

     Soygun amacıyla işlenmiş adi bir cinayetin siyasi rekabete konu edilebileceğini, bu yüzden masum insanların da başına büyük felaketlerin gelebileceğini ve sonuçta bir faciaya dönüşebileceğini hiç tahmin edebilir misiniz? AŞILAN HUDUT        Nisan ayının ilk günleri olmasına rağmen henüz erimeye başlamamış kalın kar tabakasına ve gecenin dondurucu soğuğuna karşı inatla ve azimle yürüyordu...

Karagöz-Hacivat-22 (Sihirli Paket)

K

(Karagöz, dükkâna gelmiştir.) HACİVAT – Hoş geldin Karagöz’üm! Maşallah sabahleyin bir göründün, bir kayboldun. KARAGÖZ – Hay hay, az kalsın kayboluyordum. HACİVAT – Canım sen de kaybolacağın yerlere neden gidiyorsun? İş mi aradın? KARAGÖZ – Ben gitmedim, Avukat Rahmi Bey gönderdi. Arkadaşından acele bir paket gelecekmiş. Beni görünce… HACİVAT – Anlaşıldı… “Sen getirir misin?” dedi. Sen hemen...

Ama Üç Yüz Kırk Beşinci Gece Olunca

A

     Demiş ki:      Ne ziyaretçileri engelleyen ne de şaşkın yürüyüşlerini destekleyen bir harekette bulunmuşlar. Bunu gören ziyaretçiler, üst bölümü, mavi bir zemin üzerine altın harflerle Yunan dilinde yazılmış olup Şeyh Abdüssamet tarafından tıpkı tıpkısına çevirisi yapılan üstün nitelikli öğütler işli bir yazıt taşıyan çok güzel bir pervazla donanmış bu koridoru izlemişler. Yazıt şöyleymiş:...