Bırakın… Bırakın Beni!

B

     Bir otobüs…
     Dolu mu dolu… İnsanların yüzü hep tebessüm ediyor. Koltuklara yan gelip oturan bir tek genç yok… Oturması gerekenler oturmuşlar koltuklara… Gençler büyüklerine öylesine saygılı ki, herkes karıncayı incitmekten korkuyor…
     İltifatlar…
     Buyur etmeler…
     Önden yol vermeler…

     Yaşlı bir adam ağır ağır çıkıyor yokuşu. Şairin dediği gibi; ağır ağır çıkacaksın bu merdivenleri… Elindeki Pazar torbasıyla, kamudan emekli o adam da öyle yapıyor… Yılların, hayatın yükü yetmezmiş gibi bir de ağır Pazar torbası var elinde… İçinde mi; dört kilo patates, bir kilo soğan ve bir kilo salatalık… Canı çektiğinden olacak iki tane de nar alıvermiş…
     İki delikanlı koşuyor…
     Biri koluna giriyor, diğeri elindeki fileyi kapıyor…
     Ve yaşlı adam bir kuş gibi çıkıyor yokuşu hiç soluklanmadan…

     Allah’ın selamı… Selamünaleyküm…
     Günaydın, merhaba, iyi akşamlar…
     Herkes saygı duyuyor bu selamlaşmalara…
     Yadsımıyorlar…

     Sokaklarda insanlar
     Tanısınlar ya da tanımasınlar selamlaşıyorlar…
     İçtenlikle ve gönül dolu su sevgiyle…

     Bir kadın iniyor otobüsten…
     Elleri ve kucağı dolu
     Bir bebek elinde, bir bebek de kucağında…
     Karşıdan bir polis koşuyor… Güleç ve babayani bir polis
     Ürkütmeden… Korkutmadan…
     Zaten ne copu var, ne silahı…
     Kadının kucağındaki çocuğu kapıyor, trafiği kesiyor, onları karşıdan karşıya geçiriyor… Çocuklardan büyük olanı, polis amcasının boynuna sıkıdan sıkıya sarılmış öpüyor…

     Adliye koridorları bomboş… Mübaşirler bir araya toplanmış, tatlı tatlı sohbet ediyorlar… Suçüstü savcısı gazeteleri karıştırıyor… Gazeteler bazı ceza mahkemelerinin bakılacak dava olmadığından kapatılacağını yazıyor…

     Kırlar, parklar cıvıl cıvıl insanlarla dolu… Her ağacın altında bir aşk yuvası kurulmuş. En başta kumrular, bu yuvaların müdavimi… Yer bulabilen gençler de, gelecekteki mutlu yuvalarının planlarını buralarda çiziyorlar…
     Herkes el ele, gönül birliği içinde, bu huzur dolu günlerin tadını çıkarıyorlar…

     Bakkal saygı ve sevgi ile karşılıyor müşterilerini, temiz ve ucuz mallar sergiliyor ekmek teknesini açtığından beri… Müşterinin cüzdanı da bir hayli kabarık; en güzelini, en ucuzunu alıyor güvenerek… Sonra, bir dost evinden çıkar gibi uğurlanıyor…

     Evin erkeği, akşam evine kucağı dolu dönüyor; evin hanımı işleri bitirmiş, her zamanki bakımını yapmış, uzun yılların küllendiremediği bir aşktan kaynaklanan sevgiyle kucaklıyor kocasını… Hoş geldin diyor…
     Buseler konuyor yanaklarına kocanın…
     Sofra kurulmuş
     Bembeyaz bir örtü ve tek bir mum süslüyor üzerini…
     Masada kuşsütü tek noksan olan…
     Çocuklar cıvıl cıvıl neşeli ve sıhhatli…
     Odaların ışığı birer birer sönerken, yeni bir güne uyanmanın huzuru ile kapanıyor bütün gözler…

     Birden fırlıyorum yatağımdan; bugün gazeteleri okumak, radyo dinlemek, televizyon seyretmek istemiyorum… Sokağa çıkmak ise hiç istemiyorum…
     Bırakın beni… Bırakın…
     Bir gün için bile olsa, beni hayal âleminin etkisinden koparmayın…
     Rüyalarımdaki mutluluğuma gölge düşsün istemiyorum…
     Bırakın beni… Ne olur bırakın!
Davut Yılmaz TEKİN

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz