Yılan Saçlı Medusa’nın Sarayı: YEREBATAN SARNICI

Y

     Zamanın birinde, güzelliğiyle dillere destan bir prenses varmış. Bu prenses güzelliğinin ve gücünün de etkisiyle insanlara biraz tepeden bakar, onları hor görür, asla anlamaya çalışmazmış. Ancak, ülkenin hükümdarı da olsa, babası, kızının tersine tüm alçakgönüllülüğü ile etrafındakilerden takdir görürmüş. Bir gün baba, kızının davranışlarına tahammül edemez olmuş ve onun için bir yer yapılmasını emretmiş. Burası hiç güneş ışığı almayacak, ancak bir sarayın salonunu andıracak denli de ihtişamlı olacakmış. Kızı, burada iç dünyasıyla baş başa kalacak ve hoşgörüyü, empati yeteneğini ve mütevazı olmayı öğrenecekmiş. Öyle de olmuş. Prenses burada kaldığı süre içinde kâh sütunların arasından damlayan su sesleriyle ruhunu eğitmiş, kâh gözyaşı sütununun yanında ağlamış, kâh kendisiyle birlikte orada yaşamaya mahkûm balıklarla dertleşmiş. Ama oradan çıktığında bambaşka bir insanmış artık. Bu yeraltındaki ihtişamlı hapishanesinde geçirdiği zaman içerisinde, kendi iç dünyasına yaptığı yolculuk, onu eğitmiş. Kız, dışarı çıktığında babasına bir dilekte bulunmuş; “Yüzyıllar boyunca burayı insanlar ziyaret etsin ve durup, iç seslerine kulak versinler, dilek tutsunlar,” demiş. Derler ki, o günden bugüne Yerebatan Sarnıcı’nı gezen herkes eğer iyi dinlerse kendisinin gerçek yalın düşüncelerini, hislerini duyabilir ve burada tuttuğu dilekler kabul olur.
     Öyküyü nasıl buldunuz? İtiraf ediyorum, gerçek değil! Yani Yerebatan Sarnıcı hakkında anlatılan böyle bir efsane, bir mitolojik öykü yok. Ama sarnıcın öyle etkileyici ve öyle mistik bir havası var ki, insan ister istemez hayal dünyasında bir gezintiye çıkıyor. Gerçeküstü düşüncelere kapılıyor. Oysa sarnıcın gerçek öyküsü bütün bunlardan farklı:
     Bizans İmparatoru I. Justinianus (527-565) tarafından yaptırılan sarnıcın asıl adı Bazilika Sarnıcı. Rivayetlere göre, 7 bin kölenin çalıştığı sarnıcın suyu, 971 metre uzunluğundaki Valens (Bozdoğan) kemeri ile Justinianus’un yaptırdığı yaklaşık 116 metre uzunluğundaki Maglova kemerlerinin yardımıyla şehre 19 km. mesafede bulunan Belgrad Ormanları’ndaki Eğrikapı su taksim merkezinden getirilmiş.
     Geçtiğimiz yüzyılın başında çıkarılan planına göre, 140 metreye 70 metrelik bir alanı kapsayan sarnıcın içinde her biri 9 metre yüksekliğinde 336 sütun bulunuyor. Mermer ve granitten yontulmuş sütunlarının büyük bir kısmı tek parçadan, bazıları da iki parçadan oluşuyor. Sarnıcın tavan ağırlığı haç biçimindeki tonozlarla ve kemerlerle sütunlara aktarılmış.
     Tuğladan örülmüş yaklaşık 5 metre kalınlığındaki duvarları ve tuğla döşeli zemini, Horasan harcından kalın bir tabakayla sıvanarak su geçirmez hale getirilmiş. 100 bir ton su depolama kapasitesine sahip Yerebatan Sarnıcı’nda Gözyaşı Sütunu, sarnıcı gezen turistlerin ilgi gösterdiği önemli bir bölüm olarak dikkat çekiyor. Madeni paraları suya atarak, sütunun hemen her yanında dilek tutan ziyaretçiler, balıklara da ayrı ilgi gösteriyor.
     Suya dilek tutma amacıyla atılan çeşitli ülke paraları belirli dönemlerde toplanıyor ve temizlenip parlatılıyor. Işığın da yansımasıyla bu paralar suda öyle güzel bir görüntü oluşturuyor ki, kendinizi gizli hazineyi bulmuş bir maceraperest gibi hissediyorsunuz.
     Balıklara gelince; onlar da benim öykümdekinden farklı nedenlerle buradalar. Yirmi yıl kadar önce, sarnıca bırakılmışlar. Yani prensesle hiç tanışmamışlar. Japon balıkları neyse ama şanslı olup da sazan balıklarıyla karşılaşanlar hayretlerini gizleyemiyorlar. Devasa boyuttaki balıklar her gün özel yemlerle besleniyor. Bu arada, ben denedim, sır tutmayı da biliyorlar.
     Yerebatan Sarnıcı’nın en ilgi çeken bölümlerinden biri de Medusa başının yer aldığı bölüm. Basamaklarla inilen bu bölümdeki Medusa’lardan biri ters, birisi de yan olarak sütunların altına yerleştirilmiş. 4.yy.a ait bu heykellerin başka yapılardan sökülerek buraya getirildikleri düşünülüyor.
     Yunan Mitolojisi’nde yılan saçlarıyla ve kendisine bakanları taşa çevirme özelliğiyle bilinen Medusa, sarnıcın yüzyıllardır bekçiliğini yapıyor. Medusa aynaya mı baktı da kendisi taşa çevrildi bilinmez, ama Didim’de bulunan Apollon Tapınağı’ndaki benzeri kadar olmasa da her iki heykel de görenleri büyülüyor.
     Yerebatan Sarnıcı ve Binbirdirek Sarnıcı’nın da bulunduğu Sultanahmet çevresinde küçük büyük 200’e yakın su sarnıcının olduğu söyleniyor. Diğer sarnıçlar araştırmacılar tarafından ne zaman gün ışığına çıkarılır bilemeyiz. Ama Yerebatan Sarnıcı daha uzun yıllar, çoğunluğu kırmızı ve sarı renkli ışıklarla hafif aydınlatılmış loş ortamı ve sürekli müzik yayınıyla, ziyaretçilerini romantizmin doruğuna taşımayı sürdüreceğe benziyor.

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz