Eşek Postu
Eşek Postu

Eşek Postu

     Bir varmış, bir yokmuş…
     Vaktiyle bir kral ile bir kraliçe varmış. Güzel olduğu kadar, iyi kalpli bir de kızları varmış. Zenginliklerine diyecek yokmuş. Çünkü çok garip bir eşekleri varmış; her sabah, ahırda eşeğin yattığı yerden altın topluyorlarmış.
     Gel zaman, git zaman kraliçe çok hastalanmış. Ölüm döşeğinde, şayet evlenmek isterse kendisinden daha güzel ve daha alımlı bir kadınla evlenmeye kocasına yemin ettirmiş.
     Birkaç yıl sonra, kral tekrar evlenmek istediğini her tarafa ilan etmiş. Yeni bir kraliçe bulmak kolay bir iş değilmiş. Çünkü bunun, ölen kraliçeden mutlaka daha güzel ve daha alımlı olması gerekiyormuş. O ülkede, aranan güzellikte sadece kralın kendi kızı, küçük prenses varmış.
     Küçük prenses annesinin ölmek üzereyken babasına söylediklerini duyunca kulaklarına inanamamış, şaşkına dönmüş. Hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlamış. Çünkü söyledik ya, o ülkede ondan güzel yokmuş. Küçük prenses, gitmiş cici annesini bulmuş. Cici annesi çok hoş ve iyi kalpli bir Peri imiş! Sedeften ve mercandan bir mağarada oturuyormuş. Peri, prensese şunu öğütlemiş:
     “Güzel yavrum, buraya niçin geldiğini biliyorum. Söyleyeceklerimi iyi dinlersen, sıkıntıdan kurtulacaksın. Babanın evliliğini kabul ediyormuş gibi görün. Ama önce kraldan sana gök renginde bir elbise yaptırmasını iste. Eminim, bunu yaptırmak ona çok güç, hatta imkânsız gelecektir.
     Prenses gidip babasına arzusunu bildirmiş. Kral, hemen ülkesinin en ünlü terzisini çağırtmış ve ona prensesin istediği elbiseyi yapmasını emretmiş. Çok kısa zamanda, terzi gök mavisi renginde bir elbise ile bulut renginde bir kemer yapıp getirmiş. Bunun üzerine Peri, prensese şunu öğütlemiş:
     “Şimdi de babandan ay renginde bir elbise isteyeceksin.”
     Prenses gitmiş babasına yeni isteğini bildirmiş. Kral, en usta nakışçısını çağırıp ay gibi parlak bir elbise getirmesini emretmiş.
     Birkaç gün sonra, nakışçı ay renkli elbiseyi yapıp getirmiş. Elbise o kadar güzelmiş ki, öyle kolay kolay hiçbir elbiseyi beğenmeyen prenses bile görünce hayran kalmış. Bu kez, Peri Prensese babasından güneş renginde bir elbise istemesini öğütlemiş.
     Kral, en zengin ve en ünlü kuyumcusundan altın ve elmastan bir elbise yapmasını emretmiş. Az zaman sonra, kuyumcu güneş kadar parlak bir elbise yapıp getirmiş ve prensese sunmuş. Sonunda Peri, prensese:
     “Babandan, her sabah yattığı yerden altın toplanan eşeğin postunu iste,” diye öğüt vermiş.
     Kral o kadar büyük şaşkınlık içindeymiş ki, böyle bir istek karşısında bile tereddüt etmemiş. Buna çılgınlık mı, yoksa fedakârlık mı demeli, bunu da yapmış ve eşeğin postunu prensese vermiş.
     Peri bakmış ki prensesi bu durumdan kurtarmak çok güç, onu saraydan kaçırmaya karar vermiş. Prensese küçük bir sandık vererek;
     “Gök renkli, ay renkli ve güneş renkli elbiselerini bu sandığın içine koyacaksın. Sana sihirli bir de değnek vereceğim. Bu sandık içindeki elbiselerden canın hangisini giymek isterse bu değnekten faydalanacaksın. Saraydan çıkıp kaçmak için, eşek postunu giy ki seni tanımasınlar,” demiş.
     Prenses, böylece eşek postunu giyip kıyafet değiştirerek, babasının sarayından çıkıp kaçmış. Üç gün üç gece sonra, küçük bir çiftliğe varmış. Çiftlik sahibi kadın, prensesi yanına hizmetçi almış ve ona “Eşek Postu” adını takmış. Eşek Postu sadece pazar günleri dinlenebiliyormuş. Pazar günleri, odasına kapanıp Peri’nin kendisine verdiği sihirli değneği yere dokunduruyor ve sandığın içindeki güzel elbiseleri yanında buluyormuş.
     Bazen ay renkli, bazen güneş renkli, bazen da saf gök mavisinden harika giysilerini giyiyor ve kendi kendine şöyle diyormuş:
     “Bir gün, kibar ve yakışıklı bir prens gelip beni arayacak ve benimle evlenecek. O zaman ben bütün kraliçelerin en mutlusu olacağım. Bütün bu sıkıntılarım sona erecek.”
     O vakitler, bu çiftlik oldukça ünlü bir kralın ülkesi sınırları içindeymiş. Kralın oğlu, sık sık ava çıkarmış. Bir gün yine avlanırken, bu çiftliğin önünde dinlenmek için durmuş. Eşek Postu onu görmüş. Hizmetçi kıyafeti altında hâlâ bir prenses kalbi taşıdığını hissetmiş. Yine bir başka gün, prens avlanırken, Eşek Postu’nun odası önünden geçiyormuş. Geçerken anahtar deliğinden içeriye şöyle bir göz atmış. O gün, günlerden pazarmış. Eşek Postu, güneş renkli elbiselerini giymişmiş.
     Prens yoluna devam etmiş… Ama ormandaki eğlenceler artık ona eskisi kadar ilginç görünmemeye ve yavan gelmeye başlamış. Anahtar deliğinden gördüğü manzara gözlerinin önünden gitmiyormuş. Saraya vardığı zaman kalbi bir hoş olmuş, gördüğü güzele âşık olmuş. Bu aşkla kuvvetten, dermandan kesilmiş.
     Oğlunun zayıfladığını gören annesi, bir gün ona lezzetli bir pastayı yemesi için yalvarıyormuş. Ama prens, sadece Eşek Postu’nun kendi eliyle yapacağı pastayı yiyeceğini söylemiş. Kraliçe oğlunun bu isteğinden bir şey anlamamış, ama yine de;
     “Bundan kolay ne var! İstediğin pasta Eşek Postu’na yaptırılır,” demiş.
     Eşek Postu’na gitmişler, prensin isteğini bildirmişler.
     Eşek Postu, lüzumlu un ve tereyağını getirtmiş, odasına çekilmiş ve güneş renkli giysilerini giymiş. Böylece süslendikten sonra, yakışıklı prensin istediği pastayı yapmaya koyulmuş. Pastayı yaparken, küçük parmağında taşıdığı zümrüt yüzüğü büyük bir dikkat ve itina ile pastanın içine yerleştirmiş.
     Prens pastayı o kadar tatlı bulmuş ki, zevkle yerken az kalsın yüzüğü de yutuyormuş. Bereket versin, bu göz kamaştırıcı zümrüt yüzüğü fark etmiş ve onu dikkatle alıp saklamış.
     Prensin yine de gözüne uyku girmiyormuş. Günden güne zayıflıyormuş. Sonunda, hastalanıp yatağa düşmüş. Annesi onu evlendirmeyi düşünmüş. Bu fikrini oğluna bildirince, prens pastanın içinde bulduğu yüzüğü annesine göstererek;
     “Anneciğim, bu yüzük kimin parmağına uygun gelirse, ben onunla evleneceğim,” demiş.
     Önce prensesler, düşesler, markizler ve ülkenin en asil bütün genç kızları gelmiş. Yüzük hiçbirisinin parmağına uygun gelmemiş. Sonra, diğer halk kızları gelmiş. Hepsi boşuna gelmiş; çünkü yüzük hiçbirisinin parmağına olmamış. Bu arada Eşek Postu unutulmuş.
     O zaman prens, yüzüğün bir de bu hizmetçinin parmağında denenmesini istemiş. Herkes gülmüş prensin bu sözüne… Ama prens diretiyormuş.
     Eşek Postu, saraya getirilmiş. Bembeyaz eli, minnacık ve güzelmiş. Yüzük, parmağına tıpatıp gelince, sarayda bulunan herkes şaşakalmış.
     O zaman, omuzlarındaki eşek postunu kaydırmış, güneş renkli harika giysiler içinde rüyalarda görülen güzellikte bir prenses oluvermiş.
     Güzelliği herkesi büyülemiş, herkesin gözünü kamaştırmış. Prens onun önünde diz çöküp evlenme teklif etmiş.
     Kısa bir süre sonra düğün yapılmış…
     Prensin babası olan kral, bütün yakınlarını ve bütün komşu ülkelerin krallarını düğün törenine davet etmiş. Bütün krallar ve büyük bir kalabalık düğünde hazır bulunmuş.
     Prensesin babası olan kral da kızının düğünündeymiş. Kızını ve damadını görmekten büyük bir mutluluk duymuş.
     Prensesin cici annesi olan Peri de gelmiş, güzel kızının mutlu gününde hazır bulunmuş. Görülmemiş eğlenceler günlerce sürmüş.
     Onlar ermiş muradına, darısı imrenenlerin başına…
     (Charles Perrault Masalı-Çeviren: Sevgi Şen)