Tuna’nın Gotik Şehri: BUDAPEŞTE

T

 

     Çok sayıda müzesi, geniş meydanları, yemyeşil parkları ve size Avrupa’da Türk Hamamı keyfini yaşatacak 1300’e yakın kaplıcasıyla tam anlamıyla bir kültür ve sağlık şehri olan Budapeşte’nin birçok kısmı yüzyılın başındaki sanayi devrimi sırasında kurulmuş. Gezerken, koskoca bir çağın değişiminin hissettirdiği hüznü sık sık duyabilirsiniz.
     Budapeşte gezinize, ilk olarak Tuna Nehri’nde yapacağınız bir gemi turuyla başlayabilirsiniz. Bu tur sayesinde, Buda ve Peşte’nin muazzam görüntüsünü seyredebilirsiniz. Bu gezinizde Tuna Nehri’nin iki yakasını birbirine bağlayan 8 köprüden en güzeli olan Aslanlı Köprü’nün görünüşü sizi fazlasıyla etkileyecek.
     Budapeşte’yi gezmek için en uygun mevsimler ilkbahar ve sonbahar. Şehir, Avrupa’nın en uzun süre güneş alan kentlerinden biri. Sert soğuklar Aralık’ın ortasına kadar görülmüyor. Bu dönemden sonra zaten turistik yerlerin çoğu kapanıyor. Yazlar oldukça sıcak geçebiliyor ama şehirdeki sayısız festivale katılmak isterseniz, yaz sizin için en doğru mevsim olabilir.
     Budapeşte’de müzelerin çoğu sabah saat 10.00 ile 18.00 arası açık. İçeriye son 30 dakikaya kadar giriş serbest. Büyük müzeler, yabancılara kolaylık olması açısından rehber hizmeti de bulunduruyor. Müzeler hakkında daha ayrıntılı bilgi almak isteyenler için Budapeşte Müzeleri adlı rehber kitabı okuyabilirsiniz. Budapeşte’de çevreyi keşfe dalmanın en iyi yolu, her dil için ayrı düzenlenmiş bot turları.
     Bu arada, Budapeşte’nin ülkenin kültür ve sanat merkezi olduğunu söylemek hiç de hata olmaz. Burada 30’un üzerinde tiyatro bulunuyor. Ayrıca, her yıl düzenlenen Tuna Karnavalı, Vörösmarty Meydanı’nda dünyanın birçok kültürünü ağırlamanın haklı gururunu taşıyor. Bu meydana ismini veren romantik şiirin ünlü ozanı Mihaly Vörösmarty (1800-1855), aynı yerdeki mermer heykeli ile tarihe tanıklık ediyor.
     Budapeşt Card ile tüm ulaşım araçlarına bedava binebiliyorsunuz. Ayrıca, bu kart sahiplerine bazı müzeler bedava; bazı müzeler ise %20 ilâ %50 arasında indirim uygulanıyor. Kart, 48 veya 72 saat geçerli olarak satılmakta. Özellikle çok müze gezecekler için avantajlı. Budapeşte’de, görmeden dönmemeniz gereken yerlerden birkaçı şunlar:
     Aquincum Müzesi ve Roma Kalıntıları: Müzedeki 2000 yıllık kalıntılar, Roma şehri Aquincum’dan miras. En göze çarpan kalıntı, ihtişamlı amfi-tiyatro. Müzede ayrıca duvar resimleri, yer mozaikleri ve Roma asilzadelerinin yemek yeme alışkanlıklarını yansıtan üç boyutlu maket bulunuyor.
     Budapeşte Tarih Müzesi-Kale Müzesi: Budapeşte’nin arkeolojik buluntularının çoğu bu müzede toplanmış. Roma döneminden 13. Yüzyıla kadar Budapeşte’deki yerleşimlerin gelişimini burada öğrenebilirsiniz. Müzede ayrıca, Orta Çağ’dan kalma Buda Kraliyet Sarayı’nın bir kısmını, orijinal gündelik eşyaları, belgelerde kullanılan mühürleri, silahları, mezar taşlarını ve Kraliyet Sarayı’nın Gotik heykellerini de görebilirsiniz.
     Askeri Müze: Türk savaşlarından 12. Yüzyıla uzanan dönemdeki benzersiz silah koleksiyonunu görebileceğiniz bu müze, aynı zamanda asker üniformaları, bayraklar, haritalar, en az yirmi sekiz bin parçalık bozuk para koleksiyonu, diğer askeri envanterler ve İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra göç eden Macar havacı askerlerden hatıra kalan eşyalara da ev sahipliği yapıyor.
     Eğlence Parkı: Kalabalık grupların keyifli vakit geçirmesi amacıyla düzenlenen park, değişik eğlence bölümlerinden oluşuyor. Macaristan’daki eğlence parkı kavramı, normal bir parkın çok daha fazlasını içeriyor ve adeta her yaştan insana hitap eden bir karnaval havasını taşıyor.
     Etnografya Müzesi: Macaristan kültürüne ait 139.000, uluslararası kültürlere ait de 53.000 parça barındıran müze, Avrupa’daki en büyük etnografya müzelerinden biri. Bina başlı başına ilginç bir yapı; önceleri Kraliyet Mahkemesi olarak kullanılmış. Parlamento Binası’nın karşısında yer alıyor ve Rönesans, Barok ve Klasik dönem mimarisinin izlerini taşıyor.
     St. Stephen’s Bazilikası: İsmini Macaristan’ın ilk kralı Stephen’den alan neo-klasik tarzdaki kilise, kralın mumyalanmış elini saklayan kutsal emanet kutusuna da ev sahipliği yapıyor. Çan kulelerine asansörle veya 364 basamaklı merdivenden çıkarak, Budapeşte’yi baştanbaşa kuşbakışı izlemek mümkün.
     Gellért Termal Banyoları: 1912 ile 1918 yılları arasında, Art Nouveau tarzında yapılan termal banyo, Budapeşte’deki 1300 kadar kaplıcanın en güzeli. İçinde termal havuzların yanı sıra, saunalar ve kadın-erkek için ayrı dalış havuzları ve her 10 dakikada bir yapay dalgalar oluşturan özel, üstü açık bir havuz da bulunuyor. Burada masaj ve çeşitli sağlık hizmetleri de veriliyor.
     Elizabeth Köprüsü: Budapeşte’nin ikinci en yeni ve en zarif köprüsü. Tuna Nehri’nin en dar kısmı üzerinde Buda ve Peşte’yi birleştiriyor ve 290 metre uzunluğunda. İsmini, çok sevilen ve trajik şekilde suikasta kurban giden Avusturya-Macaristan kraliçesi Elizabeth’den alıyor. Köprünün Buda tarafındaki küçük bir bahçenin ortasında kraliçenin heykeli bulunuyor.
     Gellért Tepesi: Gellért Tepesi, Tuna Nehri’ni bütün görkemiyle izleyebileceğiniz en güzel tepelerden birisi. Gellért Tepesi’nin ve burada bulunan Özgürlük Anıtı’nın yapılış hikâyelerini, Tuna Nehri manzarası eşliğinde rehberlerden mutlaka dinleyin.
     Gül Baba Türbesi: Bektaşi bir derviş ve şair olduğu sanılan Gül Baba’nın Macaristan’a gülü getiren kişi olduğuna inanılıyor. (Not: Bu yeri, başka bir bölümde bağımsız olarak yazacağız)
     Uygulamalı Sanatlar Müzesi: 1893 ve 1895 yılları arasında Art Nouveau tarzında inşa edilmiş müze binası, Macaristan mimarisinin en tipik örneklerinden. Otantik Macar seramikleri kullanılmasının yanı sıra, İslam ve Hint motiflerinden de izler taşıyor.
     Ve Macar Mutfağı: Macar yemekleri ne çok baharatlı, ne de çok sıcak servis ediliyor. Ancak çoğu batılı, tuz ve biberin oldukça çok kullanılmasını şaşkınlıkla karşılıyor. Yemek zevkleri kızartmalardan çok, hafif tatlımsı yiyeceklere kaymış. Ayrıca yemeğin güzel kokulu olması da çok büyük önem taşıyor. Bir tür lahana yemeği olan Káposzta ve bir tür Macar taskebabı olarak bilinen pörköl sık rastlanan yemeklerden sadece birkaçı.
     Gulyás ise Macarların geleneksel et çorbası. Çorbaların Macar mutfağında yeri büyük; özellikle bol malzemeli ve zengin çorbalar göze çarpıyor. Bu belki de, soğuk kış günlerinin bir yansıması olarak kabul edilebilen bir gereklilik.
     Herhangi bir restorana gidip kızarmış et ve patates isterseniz oldukça olağan bir seçim yapmış olursunuz. Ancak patateslerin iyice kızartılmış olmasını istiyorsanız bu isteğinizi mutlaka belirtmelisiniz. Çünkü çok sıcak yemek sevmeyen Macarlar genellikle az pişmiş ve ılık patates tercih ediyorlar. Salatalar hemen hemen her menüde yer alıyor.
     Osmanlı mutfağı Macar mutfağını büyük ölçüde etkilemiş desek yanlış olmaz. Özellikle poğaça ve kahve size çok tanıdık gelirse şaşırmayın. Ama maydanoz kökü ve pembe patatesler ilginizi fazlasıyla çekecek. Tatlılar büyük porsiyonlar halinde tüketiliyor. Pankekler ve ekmekli tatlılar değişik krema veya reçellerle sunuluyor.

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz