Üvey Anne

Ü

     Bir varmış, bir yokmuş…
     Vaktiyle biri kız, diğeri erkek iki küçük kardeş vardı. Anneleri ölmüş, babaları başka bir kadınla tekrar evlenmişti. Bir gün, küçük çocuk kız kardeşinin elinden tutup ona dedi ki:
     “Annemiz öldükten sonra hiç rahat yüzü görmedik. Üvey annemiz her gün bizi dövüyor, köpekler bile bizden daha iyi yaşıyor. Gel buradan kaçalım, başımızın çaresine bakalım…”
     Evlerinden çıktılar, bütün gün çayırlarda, tarlalarda, kırlarda, bayırlarda yürüdüler; sonunda bir ormana vardılar. Yoruldukları için, bir ağaç kovuğuna girdiler ve geceyi orada geçirdiler.
     Ertesi sabah, güneş ışıl ışıl parlıyordu. Çocuk susamıştı, ama üvey anneleri o kadar kötüydü ki, bütün pınarları büyülemişti. Çocuk rastladığı ilk pınardan su içmek istediği zaman, pınar dile gelip şöyle dedi:
     “Benim suyumdan içen, bir kaplan olur!” Çocuk bu pınardan içmedi.
     Biraz ileride bir pınara daha rastladılar. Bu pınar da şöyle söyledi:
     “Benim suyumdan içen, bir kurt olur!”
     Bir süre daha yürüdüler, üçüncü bir pınara rastladılar. Çocuk eğildi ve su İçmek istedi. Bu kez bu pınar da dile geldi:
     “Benim suyumdan içen, bir ceylan olur!” dedi. Çocuk çok susamıştı, daha fazla dayanamadı içti ve bir ceylan oldu.
     O zaman kız kardeşi ağlamaya başladı. Ceylan da gözyaşlarını tutamadı, o da ağladı. Kız ona;
     “Seni hiç bırakmayacağım,” dedi. Sonra belinden kemerini çıkardı, ceylanın boynuna geçirdi. Kamışlardan da bir ip yapıp bir ucunu bu kemere bağladı, öteki ucundan da tuttu, beraberce yürümeye başladılar.
     Biraz sonra boş bir kulübe buldular, oraya yerleştiler. Küçük kız, ceylan için filizler, yumuşak otlar; kendisi için de yabani meyveler topladı. Kardeşi bir ceylan olmasa ne iyi olacaktı… Burada ne güzel günler geçireceklerdi!
     Bir gün, ülkenin kralı avlanmak için bu ormana geldi. Ormanda şenlik vardı. Yavru ceylan kız kardeşine yalvardı yakardı, bu şenliği görmek için ondan izin istedi. Küçük kız da razı oldu. Ceylan giderken kardeşi ona:
     “Akşam döndüğün zaman ‘kardeşim aç, ben geldim’ de ki bir avcı olmadığını ve senin olduğunu anlayayım,” dedi.
     Akşam olunca ceylan kulübeye döndü. Ama bir avcı onu izliyordu ve kulübeye girerken gördü. Avcı gidip gördüklerini krala anlattı. Kral, ertesi gün yeni bir av için emir verdi. Ceylan o gün kardeşinden yine izin istedi, eğlenceye gitti. Kral onu görünce avcılarına;
     “Sabahtan akşama kadar onu izleyin, ama sakın kimse dokunmasın,” dedi.
     Güneş batar batmaz, kral ormandaki küçük kulübeye vardı. Kapıyı çaldı ve dedi ki:
     “Kardeşim aç, ben geldim!” Aslında ceylan henüz dönmemişti; kız geleni kardeşi sandı.
     Kapı açıldı, kral içeri girdi. Kız onu görünce korktu, ama gelen konuğun kötü bir hali yoktu. Bunun için korkusu uzun sürmedi. Kral bu güzel kızı çok sevdi ve ona evlenme teklifinde bulundu.
     Kız;
     “Çok teşekkür ederim, yalnız ceylandan ayrılamam; onun da bizimle birlikte gelmesini istiyorum,” dedi.
     Kral bunu kabul etti. Güzel kız kralın atına bindi, birlikte saraya vardılar. Bir süre sonra, büyük bir düğün töreni yapıldı. Ünlü krallar, kraliçeler, prensler ve prensesler bu törene davet edildi. Kral ile güzel kız evlendiler.
     Böylece kız, kraliçe oldu. Kral ile birlikte sarayda mutluluk içinde yaşıyordu. Ceylan da halinden memnundu; sevilip okşanıyor ve bütün gün sarayın bahçesinde oynayıp zıplıyordu.
     Günler günleri, aylar ayları kovaladı; bir yıl da böylece bitti. Kraliçenin bir oğlu dünyaya geldi.
     Kötü kalpli üvey anne, küçük kızın kraliçe olduğunu ve bir çocuk doğurduğunu haber aldı; kalbi yine kötülüklerle doldu. Bir yolunu bulup hizmetçi olarak saraya girdi.
     Bir gün, kral ava çıkmıştı. Kötü kalpli üvey anne kraliçenin hizmetinde çalışıyordu. Banyoyu o kadar kaynattı ki, kraliçe orada sıcaktan boğuldu. Sonra kendi kızına kraliçe süsü verip yatağına onu yatırdı.
     Gece yarısı, herkes uyuduğunda, bebeğin sütninesi, gerçek kraliçenin bir hayalet gibi odaya girdiğini, beşikten çocuğunu çıkarıp emzirdiğini ve ceylanı okşadıktan sonra tekrar çıktığını gördü.
     Sütnine gördüklerini hemen krala anlattı. Kral ertesi gece uyumadı, olup biteni gözetledi. Gerçekten, gece yarısına doğru kraliçe göründü. Kral ona dokunur dokunmaz büyü bozuldu ve kraliçe canlanıp eski haline döndü.
     Kraliçe krala, üvey annesinin kendisine yaptığı kötülükleri anlattı. Sonunda kral bu kadını yakalatıp öldürttü. Cadı ölür ölmez, ceylan da eski haline, insan şekline döndü. Buna iki kardeş, çok ama pek çok sevindiler. Sevinçlerinden üç gün bir şey yiyemediler…

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Sevgi