Ey Oğul!

E

     Aşağıda sunacağım metin; Şeyh Edebali’nin Osman Gazi’ye nasihatidir. Ünlü Osmanlı tarihçisi Cenabi’nin “Cenabî Tarihi” adıyla da bilinen “el-Hâfilü’l-Vâsıt ve Aylemü’z-Zâhirü’l-Muhît” adlı Arapça eserinin İstanbul-Süleymaniye Kütüphanesi’nde kayıtlı bir nüshasında yer almaktadır. Metnin tarihi gerçekliği konusunda yorum yapmak ve bazı iddialarda bulunmak bize düşmez. Önemli olan, günümüze kadar ulaşmış böyle bir metnin içeriğinin özlü nasihatlerle dolu olmasıdır. Her devirde olduğu gibi, devleti yönetenlerin, her kademedeki yöneticilerin akıllarından çıkarmamaları gereken, ders alınası nasihatlerdir bunlar!
     Önce hep birlikte bir okuyalım, sonra ne gerekiyorsa onu söyleriz…

     “Ey Oğul!
     Beysin! Bundan sonra öfke bize; uysallık sana… Güceniklik bize; gönül almak sana… Suçlamak bize; katlanmak sana… Acizlik bize, yanılgı bize; hoş görmek sana… Geçimsizlikler, çatışmalar, uyumsuzluklar, anlaşmazlıklar bize; adalet sana… Kötü göz, şom ağız, haksız yorum bize; bağışlama sana… Bundan sonra bölmek bize; bütünlemek sana… Üşengeçlik bize; uyarmak, gayretlendirmek, şekillendirmek sana…
     Ey Oğul!
     Yükün ağır, işin çetin, gücün kıla bağlı, Allah Teâlâ yardımcın olsun. Beyliğini mübarek kılsın. Hak yoluna yararlı etsin. Işığını parıldatsın. Uzaklara iletsin. Sana yükünü taşıyacak güç, ayağını sürçtürmeyecek akıl ve kalp versin. Sen ve arkadaşlarınız kılıçla, bizim gibi dervişler de fikir ve dualarla bize vaat edilenin önünü açmalıyız. Tıkanıklığı temizlemeliyiz…
     Oğul!
     Güçlü, kuvvetli, akıllı ve kelamlısın. Ama bunları nerede ve nasıl kullanacağını bilmezsen sabah rüzgârlarında savrulur gidersin… Öfken ve nefsin bir olup aklını mağlup eder. Bunun için daima sabırlı, sebatkâr ve iradene sahip olasın! Sabır çok önemlidir. Bir bey sabretmesini bilmelidir. Vaktinden önce çiçek açmaz. Ham armut yenmez; yense bile bağrında kalır. Bilgisiz kılıç da tıpkı ham armut gibidir. Milletin, kendi irfanın içinde yaşasın. Ona sırt çevirme. Her zaman duy varlığını. Toplumu yöneten de, diri tutan da bu irfandır.
     İnsanlar vardır, şafak vaktinde doğar, akşam ezanında ölürler. Dünya, senin gözlerinin gördüğü gibi büyük değildir. Bütün fethedilmemiş gizlilikler, bilinmeyenler, ancak senin fazilet ve adaletinle gün ışığına çıkacaktır. Ananı ve atanı say! Bil ki bereket, büyüklerle beraberdir. Bu dünyada inancını kaybedersen, yeşilken çorak olur, çöllere dönersin. Açık sözlü ol! Her sözü üstüne alma! Gördün, söyleme; bildin deme! Sevildiğin yere sık gidip gelme; muhabbet ve itibarın zedelenir…
     Şu üç kişiye; yani cahiller arasındaki âlime, zengin iken fakir düşene ve hatırlı iken, itibarını kaybedene acı! Unutma ki, yüksekte yer tutanlar, aşağıdakiler kadar emniyette değildir.
Haklı olduğun mücadeleden korkma! Bilesin ki atın iyisine doru, yiğidin iyisine deli (korkusuz, pervasız, kahraman, gözü pek) derler…
     En büyük zafer nefsini tanımaktır. Düşman, insanın kendisidir. Dost ise, nefsi tanıyanın kendisidir. Ülke, idare edenin, oğulları ve kardeşleriyle bölüştüğü ortak malı değildir. Ülke sadece idare edene aittir. Ölünce, yerine kim geçerse, ülkenin idaresi onun olur. Vaktiyle yanılan atalarımız, sağlıklarında devletlerini oğulları ve kardeşleri arasında bölüştüler. Bunun içindir ki, yaşayamadılar… İnsan bir kere oturdu mu, yerinden kolay kolay kalkmaz. Kişi kıpırdamayınca uyuşur. Uyuşunca laflamaya başlar. Laf dedikoduya dönüşür. Dedikodu başlayınca da gayri iflah etmez. Dost, düşman olur; düşman, canavar kesilir!
     Kişinin gücü, günün birinde tükenir, ama bilgi yaşar. Bilginin ışığı, kapalı gözlerden bile içeri sızar, aydınlığa kavuşturur. Hayvan ölür, semeri kalır; insan ölür eseri kalır. Gidenin değil, bırakmayanın ardından ağlamalı… Bırakanın da bıraktığı yerden devam etmeli. Savaşı sevmem. Kan akıtmaktan hoşlanmam. Yine de, bilirim ki, kılıç kalkıp inmelidir. Fakat bu kalkıp-iniş yaşatmak için olmalıdır. Hele kişinin kişiye kılıç indirmesi bir cinayettir. Bey memleketten öte değildir. Bir savaş, yalnızca bey için yapılmaz. Durmaya, dinlenmeye hakkımız yok. Çünkü zaman yok, süre az!
     Yalnızlık, korkanadır. Toprağın ekim zamanını bilen çiftçi, başkasına danışmaz. Yalnız başına kalsa da! Yeter ki, toprağın tavda olduğunu bilebilsin. Sevgi davanın esası olmalıdır. Sevmek ise, sessizliktedir. Bağırarak sevilmez. Görünerek de sevilmez! Geçmişini bilmeyen, geleceğini de bilemez.
     Osman! Geçmişini iyi bil ki, geleceğe sağlam basasın.
     Nereden geldiğini unutma ki, nereye gideceğini unutmayasın…
     Allah yardımcın olsun!”

     Evet, ufak bir uç beyliğinden koskoca bir dünya imparatorluğuna ulaşan Osmanlının kurucusu ve ilk beyi idi Osman Gazi. Şeyhinin sözünü güzel tutmuş ki günbegün büyütmüş topraklarını, sürdürmüş adaletli saltanatını… Ne var ki yıllar sonra, devleti yönetenler unutmuşlar bu güzel öğütleri, ayrılmışlar doğru yoldan ve giderek küçülmüş o koskoca imparatorluk, kaybedilmiş tüm topraklar…
     Biz ne yapalım diyeceksiniz; tarihsel gelişimin kaçınılmaz sonucu bu diyeceksiniz; öyle demeyin dostlar! Unutmayın ki, tarih tekerrürden ibarettir ve tarihi yaratanlar da bizleriz, sizlersiniz. Gözümüzü kapatıp kulağımızı tıkayarak, dilimize acı biber sürerek ne tarih içindeki sorumluluğumuzu yerine getirebilir, ne de gelecek nesillere birkaç güzel nasihat bırakabiliriz. Son olarak şunu da eklemeliyim ki, sözüm ne onlara, ne bunlara, ne de şunlara… Sözüm, yarası olup da gocunana! Hem, arife tarif ne gerek… Onlar kendilerini iyi bilirler!
Davut Yılmaz TEKİN

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz