Bağışlanan Her Organ Yeni Bir Yaşamdır

B

     Şöyle bir düşünün; çok ciddi sağlık sorununuz var ve hekiminiz yaşamınızı sürdürebilmeniz için bir başkasının bedenindeki organın size nakledilmesinin zorunlu olduğunu söylüyor. Ne yapardınız? Hastalığınızın çözüme kavuşacağına mı inanırdınız? Yoksa eski sağlığınıza kavuşma ümidini yitirir, çaresiz mi kalırdınız? Bu konu; tedavisi sadece organ ve doku nakli ile mümkün olan hastalıkların tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de önemli sağlık sorunlarından birisidir. Bir gün böyle bir hastalık karşısında kendimiz veya bir yakınımızın çaresiz kalmasını istemiyorsak, organ bağışı konusunda daha duyarlı olmamız gerekmektedir.
     Türkiye’de yeterli sayıda “Organ Nakli Merkezi” ve deneyimli bilim adamlarının olmasına karşın, organ ve doku bağışlarının yetersizliği nedeniyle nakil sayıları istenilen düzeyde değildir. Organ bağışının şekli ve yöntemlerinin doğru anlatılıp, tüm toplumun bilinçlendirilmesi halinde bağışların artabileceğini ifade etmek mümkündür.
     Dünyada ilk kalp nakli, Dr.Christian Barnard tarafından 1967 yılında gerçekleşmiştir ve ülkemizde de ilk nakil ameliyatını 1968 yılında Ankara Yüksek İhtisas Hastanesi’nde Dr.Kemal Beyazıt yapmıştır. Kalp vericilerinin çok az olması nedeniyle, bugüne kadar ülkemizde sadece 720 civarında hastaya kalp nakli ameliyatı yapılabilmiştir.
     Tedavisi mümkün olmayacak hastalıkların, organlara görev yapamayacak derecede hasar vermesi sonucunda, yaşam süresi aylarla sınırlı olan hastalara, canlı veya ölüden alınan sağlam organın nakil suretiyle hastanın tedavi edilmesine organ nakli denir. Bu operasyonları; organ ve doku nakilleri olarak ikiye ayırmak gerekir. Ülkemizde nakli yapılan organlar; böbrek, karaciğer, kalp, akciğer, pankreas ve ince bağırsaktır. Nakli yapılan dokular ise; kalp kapağı, kornea, kemik iliği ve deridir.
     Organ ve doku nakli canlıdan ve kadavradan olmak üzere iki şekilde gerçekleştirilebilmektedir. Herhangi bir nedenle yoğun bakımda tedavisi sürdürülürken, beyin ölümü denilen geri dönüşümsüz beyin hasarı gelişmiş hastaların organlarının bağışlanması durumunda, bunlar kadavra verici olarak kullanılır. Hasta yakınları veya bağışçıların doku ve kan grubunun uyumlu olması sonucunda canlı donörler kullanılır.
     Sağlık Bakanlığı’na bağlı hizmet veren “Ulusal Organ ve Doku Nakli Koordinasyon Sistemi”nde organ bekleyen hastalar ile bağışta bulunan kişilerin kayıtları bulunmaktadır. Burada bağışlanan organlar, öncelikle kan grubu ve doku grubu uyumuna, yaş, boy, kilo gibi kriterlere, ayrıca tıbbi aciliyet durumuna göre belirlenir. Bağışlanan organ ve dokular tıbbi etik anlayışına uygun olarak, cins, ırk, din, zengin-fakir ayrımı yapılmaksızın adaletli bir şekilde en doğru alıcıya nakledilir.
     Kişinin hayatta iken, serbest iradesi ve tıbben yaşamı sona erdikten sonra doku ve organlarının başka hastaların tedavisi için kullanılmasına izin vermesine organ bağışı denir. 18 yaşından büyük ve akli dengesi yerinde olan herkes organlarının tamamını veya bir bölümünü bağışlayabilir. Organ bağışı; il sağlık müdürlükleri, hastaneler, emniyet müdürlükleri, organ bağışı ve nakli yapılan merkezlere iki tanık huzurunda organ bağış kartını doldurarak yapılır. Kişi organ bağış kartını sürekli yanında taşımalı ve yakınlarına da bağışta bulunduğunu bildirmelidir. Eğer bağıştan vazgeçerse kartını yanında taşımamalı ve sistemden kimliğini sildirmelidir. Bağışlanan her bir organın yeni bir yaşam olduğu unutulmamalıdır. Buna göre; ülkemizde her yıl 3-9 Kasım tarihleri arasında kutlanan Organ ve Doku Bağışı Haftası’nın önemine bir kez daha dikkat çekmekte yarar vardır.

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz