Derinin Yaşlanması ve Bakım Önerileri

D

     Deri yaşlanması yavaş ilerleyen, uzun süreli ve kademeli bir süreçtir. 40 yaş basamağından itibaren deri yaşlanma bulguları belirginleşmektedir. Hücresel yaşlanmayla birlikte derinin kendini yenileme kapasitesi azalır. Zamanla giderek artan şekilde, deri incelir, nem ve yağ salgısının azalmasına bağlı olarak ışıltısız, kuru ve kolay zedelenebilir özellik kazanır.
     Yıllar geçtikçe derinin üstündeki boynuzsu tabaka kalınlaştığı için kaba ve mat bir görünüme bürünür. Derinin destek dokusunu oluşturan kollajen ve elastik liflerin sentezinin azalması ve güneşe bağlı foto-yaşlanmayla bu liflerin hasar görmesi, yüzeysel ve derin kırışıklıklara ve cildin sıkılığını ve gevşekliğini kaybetmesine yol açmaktadır. Böylece 30’lu yaşlarda başlayan ifade çizgileri 40 yaşından itibaren kalıcı çizgilere dönüşmekte, destek dokunun zayıflamasına bağlı olarak ince veya derin kırışıklar bunlara eklenmektedir.
     40 yaşından itibaren yaşlanma bulgularına karşı etkin bir şekilde mücadele etmek, cildin ihtiyacı olan sıkılığı yeniden kazandırmak, foto-yaşlanma bulgularını önlemek için güneşten korunmak önem kazanmaktadır. Derinin yaşlanma etkilerini azaltıp geciktirmek amacıyla kullanılacak aktiflerin deriden emilmeleri, aktivite kaybına uğramadan hücre içine taşınmaları ve cildi tahriş etmeden etkilerini göstermeleri için ileri teknoloji ile lipozom, nanozom veya mikrosünger olarak adlandırılan şekillere dönmeleri gerekmektedir.
     Bu amaçla deriye sürülerek kullanılan A vitamini türevleri olan retinoik asitler (retinol, pro-retinol, tretinoin gibi), meyva asit türevleri olan alfa hidroksi asitler (AHA) uzun süreli kullanılmaktadır. Bu asitler kalınlaşmış boynuzsu tabakanın düzelmesini, incelmiş derinin kalınlaşmasını ve yeni oluşan damarlarla beslenmesini sağlayarak daha canlı, pürüzsüz ve esnek cilde sahip olmamızı sağlamaktadır. Derinin kendini yenilemesini hızlandırırken, hasarlanmış kollajen ve elastik lifleri düzelterek kırışık ve çizgilerde görünür bir şekilde düzelme ve deri sıkılığında artışa yol açmaktadır.
     Bu ürünlerin yanı sıra kimyasal, cerrahi veya lazer ile soyma işlemleri (peeling), çeşitli maddelerin enjeksiyonlarıyla kırışıkların doldurulması ve belli aralıklarla tekrarlanması, ifade çizgilerini yumuşatıp açmak için Botolismus toksin enjeksiyonları gibi yöntemler de birlikte veya ayrı ayrı kullanılabilmektedir. Genetik olarak belirlenen hücresel yaşlanma sürecini durdurmak imkânsızken, başta güneş olmak üzere çevresel yaşlanma faktörlerinden korunulması ve uygun kozmetik ve diğer tedavi yöntemlerinin kullanılmasıyla yaşlanma bulguları geciktirilebilir ve fark edilir şekilde düzeltilebilir.
(Dermatolog Doktor Ulviye Atılganoğlu)

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz