Mohikanlar’ın Sonu

M

Romanın Başlıca Karakterleri:
     Natty Bumppo (Aynı zamanda, Deri Çorap, Uzun Tüfek, Atmaca Gözü, Geyik Öldürücü ve İz Sürücü olarak da bilinir): Temiz bir ahlâkçı; gururlu ve sadık; bazen bir orman adamı, bazen de bir filozof gibi konuşur.
     Chingachgook: Asil vahşi; Delaware kabilesinden bir Mohikan; sakin bir adam, güçlü bir düşman, sadık bir arkadaş; ormancıların törelerinin koruyucusu ve efendileri.
     Uncas: Chingachgook’un oğlu, babasından daha da asil bir vahşi, “Mohikanlar’ın Sonu”; korku ve hile bilmeyen bir kızılderili.
     Magua: Kötü ruhlu kızılderili; yakışıklı, iyi ve güzel konuşur, fakat hain. Huron’ların (veya Delaware’lilerin dilinde Mingo’lar) en korkunç taraflarını özünde benimsemiş, aynı zamanda beyazların en adi ve berbat taraflarını almıştır.
     Albay Munro: Kuşatılmış William Henry Kalesi’nin kumandanı; çocuklarını seven bir baba, azimli bir asker; askerî ve şahsi talihsizliklerine rağmen hürmet edilen yaşlı bir adam.
     Cora: Albay’ın büyük kızı; güzel, canlı, azimli, yirmi yaşlarında. Cildinin rengi, orijininin “karanlık” tarafını ortaya koyar.
     Alice: Cora’nın sarışın üvey kız kardeşi; Cora’dan dört veya beş yaş daha küçük, bakanın gözünü kamaştıracak güzellikte, fakat utangaç; şartların hemen etkisinde kalan bir kız.
     Binbaşı Duncan Heyward: Bir sömürge subayı; cesur, şerefli, samimi, biraz da mağrur; kızılderililer ve onların nasıl çarpıştıkları hakkında bilgisi yok; Alice Munro’ya âşık.
     David Gamut: Uzun, zayıf ve hantal; ilahiler okumaktan zevk alan bir genç; hayret uyandıran bir tahammül gücü vardır.

Romanın Özeti:
     Sene 1757. Yukarı New York’taki Champlain Gölü civarında bulunan, Albay Munro’nun kumandasındaki William Henry Kalesi, Fransızlar ve Huron kızılderilileri (Mingolar) tarafından kuşatılmıştır. Cora ve Alice Munro, İngilizlere ait Edward Kalesi’nden ayrılarak Hudson Nehri kıyılarından, babalarının yanına gitmek üzere gizlice ayrılırlar. Grupta, ilâhi söyleme öğretmeni olan hantal ve egzotik tabiatlı David Gamut, gösterişli ve nazik Binbaşı Duncan Heyward, vahşi ve kurnaz kızılderili rehber Magua da vardır. Magua, onları yanlış istikamete; yolu kaybettiğini söyleyerek Huron bölgesine götürür. Fakat yolları, cesur ormancı Natty Bumppo ve iki kızılderili arkadaşı, Chingachgook ile cesur oğlu, “Mohikanlar’ın Sonu” Uncas’ın yoluyla birleşir. Onlar, Magua’yı yakalamak isterlerse de, Magua ormana kaçar.
     Mingoların, grubu çevirdiklerini anlayan Natty, karanlık çökünceye kadar beklemelerini ister. Vakit geldiğinde, kızılderili arkadaşları atları gizlerken, diğerlerini çalılar arasında sakladıkları bir kayığa bindirerek nehirdeki bir adaya götürür. Burada, nispeten güvenlik içinde istirahat edebilecekleri bir mağara vardır. Fakat üzerlerine gelen kurt sürüsünü gören atlar, dehşet içinde kişnemeye başlar ve Mingolar da düşmanlarının nerede bulunduklarını anlayarak saldırıya geçerler. Kendisine “Uzun Silah” da denilen Natty, karşı sahildeki en cesur Mingo’yu rakip olarak seçer.
     Ancak, Natty ve arkadaşlarının mermileri tükenir. Bu bir avuç insan, ölüme hazırdırlar. İki kız kardeşten daha canlı ve azimli olan Cora, kaçmalarını teklif eder. İstemeyerek de olsa, Natty, Uncas ve Chingachgook kendilerini akıntıya bırakır ve ormanın karşı tarafında kıyıya çıkarlar. Huronlar, Binbaşı Heyward, David Gamut ve genç kızları yakalarlar. Cora, bir dal parçası ile geçtikleri yolları işaret ederse de, kızılderililerden biri kıza, seni bununla öldürürüm dercesine baltasını gösterir. İstirahat sırasında Magua, Cora’nın kendi karısı olmayı kabul etmesi halinde Alice’i serbest bırakacağını söyler. Cora tiksinerek teklifi reddeder. Gazaba gelen Magua, elindeki baltasını Alice’e fırlatır. Balta kızın başını sıyırarak geçer. Heyward, bu arada bağlarını çözer ve kendisini vahşilerden birinin üzerine atar. Kızılderili, onun elinden kurtulur ve bıçağını indirmek üzere kaldırır; fakat o anda bir silah sesi duyulur ve kızılderili vurularak ölür.
     Natty, Chingachgook ve Uncas, onları kurtarmaya gelmişlerdir. Aralarında şiddetli bir çarpışma başlar ve Magua hariç Kızılderililerin hepsi yakalanır. Natty, kendisinin ve kızılderili arkadaşlarının onları takip ettiklerini anlatır.
     Grup, William Henry Kalesi’ne gitmek üzere tekrar yola koyulur. Kale, İngiliz Montcalm’ın birlikleri tarafından kuşatılmıştır. Fakat kale, koyu bir sis perdesinin altındadır. Gerçi sis, kaleyi düşmandan gizliyorsa da, onlara da yollarını kaybettirir. Keskin gözlü Uncas, kaleden fırlatılan bir topun kovanını izler ve grubu sağ salim kaleye götürmeyi başarır.
     Albay Munro ve kızları, göz yaşartıcı bir tarzda kucaklaşırlar. Ancak kale muhasara altında olduğundan, Natty ve Binbaşı Heyward, kendi yollarında gitmek zorunda olduklarından ayrılırlar. Ayrılmadan önce kale kumandanı Natty’ye, bir mektup vererek Edward Kalesi kumandanı İngiliz Webb’e götürmesini ister. Mektupta yardım istemektedir. Webb’in cevabi mektubunu getiren Natty, William Henry Kalesi civarında yakalanır. General Montcalm, Webb’in mektubunu alır ve Natty’yi serbest bırakır. Şahsi bir mülakat için Munro’yu kaleye davet eder. Munro, kendi yerine Heyward’ı gönderir, fakat Heyward da Montcalm’dan tutarlı bir bilgi edinemez. Heyward döndüğü zaman Munro, görevi hakkındaki raporundan önce, hislerini açıklamasını ister. Heyward, o zaman Alice’i sevdiğini itiraf eder. Ancak melez ilk karısından olan Cora’nın reddedildiğini düşünen Munro, Heyward’ın Alice’e âşık olmasını onaylamaz. Heyward, hiç de samimi olmayan bir tarzda, Munro’nun düşüncesinin yanlış olduğunu söylemesi üzerine, Albay konuyu kapatır ve Heyward’ın raporunu dinler. Sonunda onunla birlikte Montcalm’ın yanına gitmeye karar verir.
     Montcalm, onlara yardım gönderemeyeceğini ve bu yüzden teslim olmalarını tavsiye eden Webb’in mektubunu gösterir. Hayal kırıklığına uğrayan ve büyük bir ümitsizliğe düşen Albay, durumun kendi aleyhlerinde olmasına rağmen çarpışacağını söyler. Fakat Montcalm, kendilerine, şerefli bir şekilde teslim olma imkânlarını sağlayacağını söyleyince, Munro kabul eder.
     Fakat Montcalm, birlikleri arasındaki kızılderililerin vahşetine mani olamaz. Kızılderililer, kaleden ayrılan bir grup kadın ve çocuğa saldırır, en ufak bir merhamet duymaksızın hepsini öldürürler. Liderleri Magua, tekrar Cora ve Alice’i, bu sırada kızları korumak için elinden geleni yapan Gamut’u yakalar. Magua esirlerini, kendisinin lideri olduğu Huronların kampına götürür. Magua, onların lideri olmakla birlikte, viski içtiği için, Huronlar kendisine lekeli bir kişi olarak bakmaktadırlar. Alice’i onlara bırakan Magua, Cora’yı civardaki Delaware kabilesine götürür.
     Fakat Natty ve kızılderili arkadaşları, Munro ve Heyward ile birlikte onların peşindedir. Huronların kampına geldikleri zaman, hapisten kaçan Gamut’u görürler. Huronlar, Gamut’un çılgın biri olduğunu sanmışlardır. Heyward, hastalıkları tedavi eden bir doktor sıfatıyla Huron kampına gitmeye karar verir. Kızılderililer, geçici olarak kendisini kabul ederler ve hatta bir tanesi, çocuğunun hasta karısına bakmasını ister. Heyward, kadının yanına götürülmeden önce, Uncas yakalanır ve Huronlar ona ne yapacakları üzerinde bir toplantı yaparlar.
     Hasta kadının yanına giderlerken, bir ayı Heyward ve Huron kızılderilisini takip eder. Huron, bu ayının mahalli bir sihirbaz olduğunu bilirse de, bunu bilmeyen Heyward heyecanlanır. Kadını tedavi etmesi için yalnız bırakıldığında Heyward, ayının kafasını çıkardığını görür; altında Natty Bumppo vardır! Birlikte Alice’in hapsedildiği mağaraya giderler. Magua, onlara engel olmaya kalkarsa da, Natty kendisini zararsız hale getirir. Heyward ve Natty, Alice’i de alarak Delaware kampına kaçarlar. Natty, daha sonra tekrar Huron kampına döner ve ayı elbisesi ile Uncas’ıda kurtarır.
     Grup, yeniden Delaware kampına ulaşır, fakat Magua onların peşindedir; iki kız kardeşin kendisine verilmesini ister ve Natty’i onlara şikâyet eder. Heyward, “Uzun Silah” olduğunu söyleyince, Natty, bir nişancı olarak inanılmaz yeteneğini göstererek kim olduğunu belli eder. Delaware kabilesinin yaşlı başkanı Tamemund, bütün İngiliz esirlerinin kendisine verilmesini isteyen Magua’nın sözlerini dinler. Tamemund bu teklifi kabul eder, fakat Cora, Uncas’ın da konuşmasını ister. Uncas’ın cesur tutumu Delaware’lileri hayran bırakırsa da, Tamemund onun öldürülmesini talep eder. Delaware’lilerden biri, Uncas’ın avcı gömleğini yırtar ve hayretle geri çekilir. Çünkü Uncas’ın göğsünde, fevkalâde bir şekilde işlenmiş küçük bir kurbağa resmi, Delaware’lilerin çok iyi bildikleri Mohikan’ların totemleridir.
     Tamemund, şimdi Uncas’a hürmetle muamele eder ve onun, kendisinin yerini alacağını söyler. Magua, Cora ile ilgili teklifinde ısrar eder. Zira Delaware törelerine göre kız onun esiridir. Kartal Gözü, kızın yerini almak isterse de, Magua’nın istediği kabul edilir. Uncas, Magua’ya, güneş batar batmaz peşinden geleceğini söyler. Magua alaylı bir kahkaha koparır ve oradan ayrılır.
     Güneşin batmasıyla birlikte, aralarında Heyward ve Natty’nin de bulunduğu Delaware’liler Magua’nın peşine takılırlar. Öldürücü bir çarpışma başlar. Savaşın Delaware’lilerin aleyhine geliştiği bir sırada, civarda saklanan Albay ve Chingachgook meydana çıkarlar ve savaşın kaderini tayin ederler. Huronlar mağlup edilir ve kaçarlar. Fakat Magua, iki adamı ile birlikte Cora’yı yakalar ve kaçırır. Uncas peşlerinden giderse de, bu onun ölümü olur. Magua, Uncas’ı öldürürken, bir diğer kızılderili de Cora’yı öldürür. Magua, kayalar arasından tam kaçıp kaybolacağı sırada, Natty onu bir kurşunla yere serer.
     Delaware kampı mateme bürünmüştür. Asil oğlunun, albayın ve cesur kızının ölümü Chingachgook’u kedere boğar. Hüzünlü bir gömme töreninin ardından, bütün beyazlar kendi medeniyetlerine dönerler. Ancak Natty, Chingachgook’la birlikte kalmayı tercih eder. 

Romana Eleştirel Bakış:
     Cooper’ın Deri Çorap Hikâyeleri, Amerikalı ve Avrupalıların kafalarına, bir “Kızılderili” ve “Amerika’ya ilk yerleşen” imajını derinden yerleştirdi. Bu, maalesef, ileride fena halde tahrif edilecek bir imajdı. Öyle görülüyor ki, artık onu silmek de mümkün değil. Cooper’ın, uzun yazarlık hayatı boyunca, muhtelif zamanlarda basılan romanları, Amerika’nın ilk çağları hakkında güçlü bir efsane yarattı; cesur ve inanılmazcasına maharet sahibi öncüler, kötü ruhlu ve asil vahşiler, büyük ve balta girmemiş ormanlar, medeniyetin, tedricen ve mütereddit kabul edilişi. Deri Çorap’ın kronolojisine göre; Geyik Öldürücü (1841), Natty bir genç iken yazıldı; Natty’nin otuz beş ve otuz dokuz yaşları arasında yazılanlar, Mohikanlar’ın Sonu (1826) ve İz Sürücü (1841), Natty yetmişinde iken yazılan Öncüler (1823) ve seksenini aşkın bir ihtiyar iken yazılan Yayla’dır (1827).
     Bütün bu romanlar arasında en cazip olanı Mohikanlar’ın Sonu’dur. Bu kitapta, asil Chingachgook ve onun daha asil oğlu Uncas’ı, heyecanlı takipler sırasında, kovalamacalar peşinde ve cesurca kurtarmalarda görüyoruz. Romanda; Amerika’nın en bakir ve geniş panoraması gözler önüne serilir; karakterlerin etkisiz konuşmaları, sadece inanılmaz değil, tasavvur edilemeyecek olaylar, planın tekrar tekrar başladığı yere gelmesi. Mark Twain, bütün bu olumsuz tenkitleri komik bir tarzda belirterek, Cooper’ın bir hikâye anlatmaktan aciz olduğunu söylemiştir.
     Fakat Cooper, kendisini hâlâ okutuyor. Mohikanlar’ın Sonu’ndaki okuyucuyu soluksuz bırakan hareketler, yarattığı devamlı heyecan ve yerleşim bölgelerinin canlı manzarası (D.H. Lawrence; “Bu tür edebiyatın en güzel, en parlak manzaraları” diyor) Amerika’da ilk yerleşenlerin şairane, pastoral görüntüleri, romanın büyük ve devamlı popülaritesini haklı çıkarıyor. Mohikanlar’ın Sonu, Amerikan edebiyatındaki en büyük macera romanlarından biridir. 

James Fenimore Cooper’ın Yaşam Öyküsündeki Bilinmeyenler:
     James Fenimore Cooper, 1789’da Amerika’nın New Jersey eyaletinde doğdu. Cooper bir yaşında iken, babası New York eyaletinin güneyinde Otsego Gölü civarına yerleşti; burada büyük bir toprağı vardı. Bugün bu toprak, Cooperstown, yani Cooper’ın kasabası olarak anılmaktadır.
     Cooper, tabiatla baş başa geçen bu kasaba hayatında –kızılderililer çok daha önce bölgeden ayrılmışlardı– aktif bir kır centilmeni olarak yetişti. Özel olarak eğitildikten sonra, Yale Koleji’ne girdi, fakat bir diğer arkadaşının odasına patlayıcı madde koyarak küçük bir infilaka sebep olduğundan üniversiteden kovuldu.
     Cooper, 1806’da, babasının tavsiyesi üzerine, bir şilepte çalışarak İngiltere’ye gitti; fakat daha sonraları, Amerikan donanmasında üç sene subay olarak hizmet gördü ve babasının ölümü üzerine, ailenin malikânesini yürütme işini yüklendi. Cooper, 1811’de zengin bir toprak ağasının Susan Augusta D’Lancey adındaki kızı ile evlendi. Bu aile, Amerikan Bağımsızlık Savaşı sırasında şiddetle İngilizlerin tarafını tutmuştur.
     Cooper’ın romancı olacağını kimse sanmıyordu. Fakat 1819’da, karısına, beraberce okudukları bir romandan daha iyisini yazabileceğini söyledi. Karısı, bu sözünü yerine getirmesini istedi. Böylece, İngiltere’de geçen nazik ve ahlaki bir öykü üzerine kurgulanmış Precaution adlı kitabını yazdı (1820). Bir sene sonra yayımlanan ve Amerikan fonu üzerine Amerikan karakterleri ile işlenen The Spy (Casus) çok daha önemli bir eserdi ve halk arasında muazzam bir tarzda kabul gördü.
     Cooper, otuz bir yaşından ölümüne kadar, otuz üç roman, ayrıca seyahat kitapları, sosyal kitaplar ve denizcilik tarihi ile ilgili eserler de yazdı. Tabii bunlar arasında en önemli olanları, Natty Bumppo’nun hayatı ile ilgili olan ve Amerika’nın “vahşi” tabiatının “medenileştirilmesi”ni konu olarak işleyen Deri Çorap Hikâyeleri’dir: Öncüler (1823), Mohikanlar’ın Sonu (1826), Yayla (1827), İz Sürücü (1841) ve Geyik Öldürücü (1841). Cooper’ın deniz hikâyeleri arasında, Pilot (1823), The Red Rover (1828) ve Amiral (1842) özellikle sevildi. Canlı ve hareketli hikâyelerin yer aldığı bu kitaplarda, denizcilik tarihinin gerçek olayları da anlatılır.
     Cooper, 1826’dan 1833’e kadar, hem sıhhatini kazanmak hem de kitaplarının telif haklarını korumak için Avrupa’da yaşadı. Avrupa’da iken, İngilizlerin, Amerika’yı haksız tenkitleri karşısında, Amerikan milliyetçiliğinin tesiri altında Amerikan İnanışları adlı kitabını yazdı (1828). Fakat ülkesine döndüğü zaman, Jackson demokrasisinin Amerika’da yarattığı değişiklikleri tenkit etti. Bu tenkitlerini Amerikan Demokratı adlı kitabında topladı (1838). Halkın çoğunluğu, kitapta yazılanların doğru olduğunu kabul etti.
     Cooper’ın hayatının son on yedi senesi –düşmanlarının genellikle göremedikleri– aristokratik sosyal prensiplerle demokratik siyasi prensiplerin savunulması mücadelesi uğrunda geçti. Aleyhinde bir sürü dava açıldığı gibi, kendi mülkiyetine de sık sık saldırılarda bulunuluyordu. Cooper genellikle, bu hücumlara başarı ile karşı koydu. Bütün bunlar, onun son yıllarının zorluklar içinde geçmesine neden oldu. James Fenimore Cooper, 1851’de Cooperstown’da öldüğü zaman, bütün dünya onun, Amerika’nın ilk büyük romancısı olduğunu kabul etmişti.

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz