Güven Alınmaz… Verilir!

G

     İkili ya da çoklu, hatta toplumsal ilişkiler dünyasında ağızlara sakız olmuş, ancak sözlük anlamından da öteye pek algılanamamış “güvenmek” diye tanımlanan ince bir kavram vardır. Sanılanın aksine, “bana güven ya da bize güvenin” demek başka, güven sağlamak başka bir şeydir.
     Pek âdetimiz olmasa da, arada bir kurcaladığımız ekşi sözlüğe göre; “Bana güven!” diyen bir insan bu sözü şu hallerde; “Arkadaşlarının gözünü kapattırıp yolun ortasına sürükleyerek adrenalin seviyesini yükseltmeden önce veya bir uçurumun kenarında ya da denizin derin ve karanlık gölgelerinde…” söyleyebilir. Biz de, ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz atasözünden yola çıkarak, güvenilir insan olmanın ağızdan çıkan lafta değil, ancak ve ancak davranışta mümkün olduğunu söyleyebiliriz.
     Kültürümüzden gelen bir güvensizlik problemi insanımızın çevresini dört bir taraftan kuşatıp coğrafyamıza, jeopolitik konumumuza, hatta iç siyasetimize bile yapışıp kalmış, ilişkiler yumağımızı ne yazık ki güvenmeme temeli üzerine inşa etmiştir.
     Nitekim “Babana bile güvenme!”  diyen bir toplumda büyüyerek, zaten 1-0 yenik başlamışız yaşam mücadelesine. Gün gelmiş güven vermeyen babalar, yerini güven veren dayılara terk etmiş. Yine de, zaman zaman kuyruğumuzu dik tutup, “Devletime de güvenirim, adalete de!” diyen söylemlerle rahatlamışız. Tabii hemen ardından, birtakım olmazsa olmazların da farkına varmışız… Yalan söylemenin farkına varmışız… Yalan söylediklerinin farkına varmışız… Hani derler ya, rengi ve şekli ne olursa olsun, beyaz, pembe, zararsız, mini minnacık yalanları, güven ve güvensizlik duygusunun en temel basamağı olarak ilişkilerimizin ortasına alıp oturtmuşuz. Onları bireysel ya da toplumsal ilişkilerimizden uzak tutmak yerine, yaşamın bir parçasıymış gibi algılayıp kullanagelmişiz.
     Öyle bir merettir ki bu yalan, devlet sınavlarından daha beter bir halde çıkar karşımıza. Dört yanlışın bir doğruyu götürmesi örneğinde olduğu gibi, bir tek yalan, o zamana kadar söylenmiş tüm doğruları götürebilir. Çorap söküğü gibidir bir yerde; minicik bir delikten kara delikler yaratabilir. Bir de gizlilik, saklılık durumları vardır yalanın; “Ben kimseye yalan söylemem…” söylemi de bir mantıktır ama mantıklı mıdır? Ailenizden, sevdiklerinizden, daha da ileri giderek toplumdan saklanılan ufacık bir yalanın, zaman içinde büyüyüp gelişerek tüm ilişkileri berbat edeceğini hiçbir zaman unutmamak gerekir.
     Bireylerin birbirlerine, toplumun hükümet edenlere, devletin yöneticilere, milletin eğitim, sağlık, adalet, güvenlik, refah sağlayıcılara güvensizlik duyması ve daha da kötüsü, o duyguyla yaşamaya zorunlu olması ne kadar zor, ne kadar kabul edilemeyecek bir durum değil mi?
Davut Yılmaz TEKİN

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz