Aşırı Sağ Faaliyetler İçerisinde Süleymancılık-deneme

A

          Dinî açıdan aşırı sağ, genel olarak, teokratik rejim özlemlerini ve tasarılarını sergilemektedir. Devlet yönetiminde dinden istifade etmek fikri de sadece bize ait değildir ve hiç şüphesiz ki, İslam dini içinde mantık ve felsefe asla korkulacak bir husus olmamıştır. Ancak dinin istismarı esprisi, üzerinde önemle ve öncelikle durulmasını gerektiren bir husustur.
       Bugün, laik devlet nizamımızı değiştirerek yerine her şekliyle İslam dininin esaslarına dayalı bir devlet nizamı getirme amacını güden, inkılâp ve reformlara düşman, geriye dönük birtakım aşırı faaliyetlere yönelik kimselerin mevcudiyeti de bir gerçektir.
       Günümüzde, teokratik düzen taraflısı olarak görünen bu gibi kimseler, kamuoyuna hoş görünmek için, aşırı sola karşı, inanca dayalı bir cephe kurarak kendilerinin haklı olduklarını kanıtlamak gibi bir gayretin içerisindedirler.
       Bunlar ayrıca; dünyanın ekonomik konjonktüründen/toplu durumundan da yararlanarak, örneğin petrolden sağlanan olanaklara da güvenerek, Arap kültürünü açıkça Türkiye’ye getirmek için faaliyetlerde bulunmaktadırlar. Hatta yeni bir dünya İslam devleti kurmaktan da bahsetmektedirler. İşte kastettiklerimiz bu gibi çevrelerin aşırı faaliyetleridir.
       Bugün, sınırlarımız içerisinde İslami esaslara dayalı şer’i bir devlet kurma gayesi, irticai çevrelerin tahakkukuna çalıştıkları ilk hedeftir. Ancak irticanın vasatını teşkil eden Nurcu ve Süleymancılar bu hedefe ulaşmada uygulanacak stratejide farklı görüştedirler.
       Örneğin Süleymancılar; siyasi iktidarın derhal ve şiddete başvurulmak suretiyle ele geçirilmesi ve böylece siyasi, hukuki, iktisadi ve içtimai bütün nizamlarını değiştirerek din esaslarına dayandırılacak bir devlet düzeninin derhal kurulması gerektiği kanaatindedirler. Bu maksatla, alt kademedeki halk kitlelerine fikir, kanaat ve teşkilâtlarını yayıp işlemek gayretindedirler.
       Buna mukabil Nurcular, maksatlarının istihsalinde daha temkinli, itidalli, ihtiyatlı hareket ederek, daha uzun vadede eğitime önem veren bir tutum ve davranış içinde, bir taraftan cemiyetin alt yapısını ele geçirirken, diğer taraftan da devletin fonksiyonlarını icra eden her yere, her kuruma sızıp iyice yerleşmenin ardından iktidara gelmeye taraftardırlar.
       Ayrıca, Nurcular ve Süleymancılar arasında irtica cephesi liderliğinde şiddetli bir mücadele mevcuttur. Bu nedenle birbirleriyle sürtüşmeleri devam edip gitmektedir.
       İrticai çevrelerin ikinci merhaledeki hedefleri, dünyadaki İslami unsurları bir araya getiren yeni bir devlet kurmaktır. Buna Panislamizm de denilmektedir. Şüphesiz ki bu merhaleye ulaşmak için Türkiye’deki irticai çevrelerin arzu ve iradesi kâfi gelmeyecektir. Bu nedenle yurtdışındaki İslam devletleri kuruluşları ile irtibat tesisine çalışmaktadırlar.
       Bilindiği üzere, Panislamizm hareketini gaye edinenlerin bariz vasıfları ümmetçi oluşlarıdır. Yani hiçbir şekilde siyasi sınır, ırk ve milliyet mefhumu ve mefkûresi tanımayışlarıdır. Onlara göre sadece İslam ümmeti vardır. Türk, Arap ayrımı veya Türkiye, Pakistan ve Endonezya gibi devlet ayrımı yoktur. Türk ve Türk olmayan irticai çevrelerin Panislamizm konusundaki bu anlayışı, Türkiye’de süregelen faaliyetlerin de hâkim fikri olduğu gibi, Türkiye dışındaki Panislamizm’e yönelmiş bütün faaliyetlerin de hâkim fikridir.
       Aşırı sağın din açısından başlıca bölümleri;
a) Toplumun din kurallarıyla yönetimini öngören Şeriatçılık,
b) Devlet yönetiminin peygamber vekilliği/halifelik müessesesinin kontrolü altında bulunmasını isteyen Hilafetçilik,
c) Milletlerin enternasyonal din camiası içerisinde eritilmesi amacına bağlı bulunan Ümmetçilik,
d) Mezheplerden birinin mevcut rejim içinde egemen mezhep olmasına çalışan Mezhepçilik,
e) Teokratik esaslara bağlı bir sistem halinde tasarlanan Padişahçılıktır.
       Bu cereyanlar kendilerini, yıkıcı durumda olan birtakım tarikat faaliyetleri –ki bunlar; Nurculuk, Süleymancılık, Nakşibendilik, Ticanilik, Biberilik ve Kadirilik– şeklinde örgütlemişlerdir. Aynı şekilde, bazı örgütsel çalışmalar –ki bunlar; Mücadele Birliği, İlim Yayma Cemiyeti, Hizb-üt Tahrir, Komünizmle Mücadele Derneği, Rabıta-tül Âlem-i İslam’ın, vs. gibi dış hususlar– şeklinde ortaya atmışlardır.
       Bu cereyanlardan biri olan Süleymancılık ise Süleyman Hilmi Tunahan tarafından vazedilen ve laikliğe aykırı olarak devletin temel nizamlarını kısmen de olsa dinî esas ve inançlarına uydurmak gayesini güden bir irticai faaliyet olarak göze çarpmaktadır.
       Kurucusu olan Süleyman Hilmi Tunahan Romanya’nın Silistre şehrinde (Hicrî 1304) doğmuş ve küçük yaşta göçmen olarak ailesi ile birlikte yurdumuza gelmiştir. İstanbul’da Süleymaniye Medresesi’nin ilmiye kısmını bitirmiş ve Nakşibendi tarikatına girmiştir. 1921 yılında Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan aldığı izin belgesiyle Fatih Camii’nde vaizlik yapmaya başlamış, daha sonra Arapça ve Kuran dersleri vermek için müsaade almıştır.
       Mezkûr tarikatın Rabbani koluna bağlı bir şeyh olan Süleyman Hilmi Tunahan, daha sonra bu tarikattan ayrılarak Atatürk inkılâplarını hedef almış, yeraltı faaliyetlerinde bulunmaya başlamış ve adına izafeten “Süleymancılık” tarikatını kurmuştur.
       Vermiş olduğu kurslarda Kuran’ın tek bilgi kaynağı olduğunu, siyasi yönetimde bundan başka bir kaynağın kullanılmasının söz konusu olamayacağını söyleyen Süleyman Hilmi Tunahan, Allah’ın 99 kutsal adının insanın iki el ayasında 81 ve 18 şeklinde Arapça olarak yazılı bulunduğunu söylemiştir. Bu yüzden ibadet sırasında avuçların kapanmasını ve beyaz takke giyilmesini istemiştir.
       Uzun süre vaizlikte bulunurken, bu şekilde gerici telkinlerini, rejim ve inkılâp aleyhtarı konuşmalarını, hükümeti tenkide kadar vardırınca, 1943 yılında Diyanet İşleri Başkanlığı’nca vaaz etmekten men edilmiştir. Bilahare, Demokrat Parti’nin iktidara gelmesi ile birlikte kendisine Kuran Kursu açmak üzere müsaade edilmiş, bu suretle faaliyetlerini genişletmek imkânını bulmuş, ancak 1954’te tarikatçılık suçundan mahkemeye verilmiştir. Duruşmasının devamı sırasında telkinlerini gizli olarak sürdürmüş, yetiştirdiği gençlerden gittikleri her yerde kendisinden öğrendiklerini aynen öğretmelerini, Kuran ve Arapça kursları açmalarını istemiştir.
       Özellikle 1950’den sonra Anadolu’nun batı illerinde, daha çok göçmenlerin arasında yayılan tarikatın kurucusu olan Süleyman Hilmi Tunahan’ın 1959 yılında ölmesini müteakip, damadı eski milletvekillerinden Kemal Kaçar sevk ve idareyi ele almıştır.
       Kemal Kaçar, Hilmi Türkmen, Seyfettin Alkan, Hasan Arıkan, Nihat Tarhan ve Hüseyin Kaplan gibi lider şahısların idaresinde gelişen ve hiçbir taviz kabul etmeden halifelikle idare edilen Süleymancılık tarikatının ana stratejisi, bütün Müslümanları bir bayrak altında toplamaktır. Süleyman Hilmi Tunahan’ı mürşit kabul eden, mevcut düzenin yıkılmasını ve inkılâpların ortadan kaldırılmasını hedef tutan, kendilerinden olmayanların öldürülmesini mubah gören Süleymancıların ilk ve tek hedefi, Kuran kurslarında vazedilen esaslara göre yetiştirilen gençler vasıtasıyla siyasi iktidarı derhal ve şiddete başvurarak ele geçirmek ve teokratik bir düzen kurmaktır.
       Bu tarikatın inanışına göre, bütün gerçeklerin kaynağı Kuran’dır. “İnsan her davranışında Kuran hükümlerine göre düzenlenmeli, kadınlar Kuran’dan başka bir şey okumamalıdır. Nikâh, şeriat kurallarına göre olmalı, yeni harfler ve şapka atılmalı, şer’i yönetim kurulmalıdır.”
       Süleymancılıkta ibadet kadar mühim olan şey rabıtadır. Yani, ibadette vecd içinde kendinden geçip ruhunu Süleyman Efendi’ye ulaştırmak, kalbini ve duygularını ona bağlamaktır. Her gün 15 ilâ 20 dakika arasında rabıta yapılmakta, yalnız Cuma günleri, Efendi Hazretleri ile müritlerinin toplantı günleri olması sebebiyle, onları rahatsız etmemek için rabıta yapılmamaktadır.
       Süleymancıların düşüncelerine göre senelerce okumaya lüzum yoktur. Zira rabıta sayesinde efendilerinden bilgi ve kuvvet aldıklarına ve aldıkları bilginin kendileri için kifayet ettiğine iman etmektedirler. Kendilerinden olmayanı dinsiz görürler. İlahiyat fakültelerinden ve İmam-Hatip okullarından mezun olanlara düşmandırlar.
       Propagandalarına şu örnekleri vermek mümkündür:
a) Halife olmayan memlekette Cuma namazı kılınmaz.
b) Şeriatı uygulamayan hükümete itaat ve itibar edilmez.
c) Süleymancı olmayana Müslüman denilmez.
d) Atatürk dedikleri Deccaldır. Efendi Hazretleri, onu manevi bir yumrukla öldürüp İslamiyet’e daha az zararlı olmasını sağlamıştır.
e) Efendi Hazretleri’ne mürit olanlar Mehdi’nin ordusu, olmayanlar da Deccal’ın ordusudur.
       Devletin temel nizamlarını reddeden ve ayırıcı/bölücü gayret gösteren Süleymancılar, faaliyetlerini bütün yurt sathına yaymışlar ve bu maksatla müsaadeli-müsaadesiz Kuran kurslarına el atmışlardır. “Kuran Kursları Federasyonu” adı altında örgütlenen bu tarikat mensupları tarafından çeşitli yan kuruluşlar teşkil edilmiş ve bu arada faaliyet sahaları yurtdışına -bilhassa Almanya’ya- taşırılmıştır.
       17 Ekim 1971 gün ve 13989 Sayılı Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Diyanet İşleri Başkanlığı Kuran Kursları Yönetmeliğine göre, açılması icap eden Kuran kurslarının gerekli şartları olarak;
a) En az 20 öğrenciyi alabilecek büyüklükte ve gerekli sıhhi şartları haiz bulunan bir binanın mahallen hazırlanması,
b) Kurs binası ve müştemilatının Kuran Kursu olarak kullanılması kaydıyla intifa hakkının Diyanet İşleri Başkanlığı’na verildiğine dair bir belgenin ibrazı,
c) Kurs için gerekli araç ve gereçlerin mahallen temini,
d) En az 20 öğrenci veya velisinin kurs açılması için müracaat etmesi,
e) Yukarıdaki fıkralarda belirtilen şartlarla, eğitim ve öğretimle ilgili benzeri şartların tamamlanmış olup olmadığının, illerde Milli Eğitim, ilçelerde İlköğretim Müdürlükleri’nden alınacak mütalaa üzerine, ilgili yerel müftünün teklifi ve mahalli mülkiye amirinin lüzum göstermesi,
f) Yönetmelikte belirtilen niteliklere sahip bir öğreticinin bulunması, vs. gibi maddeler belirlenmiştir.
       Kuran kurslarının resmî ve kanuni yönü böyle olmakla beraber, bugün yurdumuzdaki şehir ve kasabaların muhtelif mahallerinde ve köylerinde bulunan özel binaların ve cami odalarının eklentisi odalarda, resmî mercilerden izin alınmadan çalışan çok sayıda Kuran Kursu bulunmaktadır. İzin alıp da, kanuni şartları taşımadığı halde eğitim ve öğretim yaptıran, medrese örneği Kuran kurslarının bulunduğu ve bunların çoğunu görevlilerin görmezden geldikleri, aslında halkın bu konuda tutucu bir zihniyetle hareket ettiği bir gerçektir.
       Kuran Kursu öğreticileri henüz çoğunlukla öğretmen niteliklerinden yoksun, aynı zamanda her türlü çalışmaya ve ilerlemeye değer veren, kuralları ve esasları itibariyle en modern bir din hüviyetinde olan İslamiyet’i yeterince bilmeyen, cahil veya yarı cahil sayılabilecek kişilerden oluşmuştur. Bu nedenle, medrese usulü eğitimden bir türlü ileri eğitim ve öğretim sistemine geçememişler, her gün hızla ilerleyen medeniyet ve yeni fikirler karşısında da çoğu kez gericiliğin temsilcileri arasında görülmüşlerdir. Böylece, gerici akımların belli başlılarından biri olan Süleymancılık da, bu gibi vasatlara kolaylıkla hulûl edebilme imkânını bulmuştur.
       Kuran kurslarında görev alan öğretmenlerin bir kısmı kadrolu, yani devletten maaşlı öğreticilerdir. Çoğunluğu ise kadrosuzdur ve görevlerini fahri olarak yapacaklarına dair taahhütname vermişlerdir. Ancak, haricen fahrî olarak görev yaptıkları bilinen bu gibi kişiler, öğrenci velileri ile mahalle veya köy halkının sürekli olarak aynî ve nakdî yardımlarını kabul eder, hatta bekler olmuşlardır.
       Topyekûn olarak kanunlarımıza ters düşen mezkûr tarikat mensupları, demokratik nizamın inanca tanıdığı hoşgörülülük içinde kâh gizlenerek, kâh sivri uçlarını göstermeyerek hareket ettiklerinden, henüz kamuoyumuzca tam manasıyla reddedilmemişlerdir. Ancak milletimizin sağduyusunun kuvveti bir gün bu gibi sapıklıkları düzeltecektir.
       Şimdilik, bu tarikat mensuplarının adli merciler tarafından zaman zaman ve münferit olarak (ancak sıkıyönetim dönemlerinde bu örgüt pasif kalmayı tercih etmiş, yapılan birkaç ihbardan da bir sonuç çıkmamıştır) cezalandırılması ile yetinilmektedir.
       GAZETE HABERİ
       Süleymancılıkla İlgili Davanın Duruşmasında Belgelerin Bilirkişi Tarafından Tetkikine Karar Verildi. (Antalya-Akajans)
       Süleymancılık tarikatı ile ilgili davaya Antalya 1.Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam edildi. 96 sanıklı davanın dünkü duruşmasında, Anayasa Profesörü ve Ankara Baro Başkanı Muammer Aksoy, Avrupa Konseyi eski üyesi ve münfesih AP (Adalet Partisi) İstanbul milletvekili Kemal Kaçar’ın avukatı olarak hazır bulundu.
       Sanık avukatı Muammer Aksoy, daha önce verilen ve kasetlerde suç unsuru bulunduğu iddia edilen belgelerin 7 kişilik bilirkişi heyetince tetkik edilip bu konuda rapor verilmesini istedi. Mahkeme Heyeti, bu isteği kabul ederek belgeleri ihtiva eden dosyanın Ankara Nöbetçi Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderileceğini bildirdi.
       Sanık avukatı Aksoy, Kemal Kaçar’ın tahliyesini de talep etti. Ancak Mahkeme Heyeti, delillerin henüz toparlanamadığı gerekçesiyle bu isteği reddetti. Mahkeme Heyeti duruşmayı 5 Mart’a erteledi.
(Şubat 1981)

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz