Ermeni Dosyası-2 (Ermeni Tarihine Kısa Bir Bakış)

E

ERMENİ DOSYASI (Ermeni Tarihine Kısa Bir Bakış)
Bu yazı dizisi, tarihte birlikte hayatını sürdürdüğü değişik milletlerin yanı sıra, kendi milletine bile büyük maddi ve manevi zararlar veren, Ermeni Parti ve Komitelerinin faaliyet dosyasıdır. Kısaca, ERMENİ DOSYASI’dır.

     Coğrafi Açıdan Ermenistan
     Ermeni coğrafyacılarına göre, asıl Ermenistan Akdeniz, Karadeniz, Hazar Denizi arasında bulunuyor ve Asya’nın batı kısmını teşkil ediyordu. Kuzeyden Karadeniz ve Gürcistan, güneyden İran, Irak, Suriye ve Akdeniz, doğudan İran ve Hazar Denizi, batıdan Küçük Asya ile çevrilmişti. Ermenistan’ı Fırat Nehri ikiye bölerdi. Bunun doğu kısmına Büyük Ermenistan, batıya doğru uzanan kısmına Küçük Ermenistan denirdi. Büyük Ermenistan 15, Küçük Ermenistan 3 il’e ayrılmıştı. Asıl Ermenistan’ın yıkılmasından sonra kurulan Kilikya da, dağlık Kilikya (Toroslar) ve kıyı Kilikya’sı (Adana ve Antakya bölgesi) olarak ikiye ayrılırdı.

       Ermeni Tarihine Kısa Bir Bakış
       Ermeni tarihinin başlangıcı ve seyri, değişik batılı yazarlar ve ilim adamlarıyla Ermeni âlimleri arasında dahi, birçok milletler tarihinde olduğu gibi kesin bir karara bağlanamamış, çeşitli söylenti ve iddialara dayanan faraziyelerden ve mitolojik birtakım hikâyelerden ibaret kalmıştır.
       Tarihçiler Ermenilerin kökeni ve tarihi hakkında çeşitli görüşler ileri sürerler:
a) Ermeniler Nuh Peygamberin oğlu Yasef’in torunu olan Hayk’tan gelmektedir. Tufandan sonra Ağrı dağında duran Nuh’un gemisinden çıkan Nuh’un oğulları etrafa yayılmışlardır. Bunlardan bir kısmı Nuh’un oğlu Yasef’le Mezopotamya’ya gelmişlerdir. Bu kavim Babil Kulesi’nin yıkılmasından sonra Yasef’in oğlu Gomer’in torunu Hayk, 300 kadar çocuğu ve torunu ile beraber yeniden Ağrı Dağı bölgesine gelerek, yakınında yerleşenlerle birleşmiş ve onları idareleri altına almışlar ve böylece bir Ermeni devleti kurulmuştur.
b) Bir kısım Ermeni tarihçilerine göre ise Ermeniler MÖ 7. yüzyılda bölgeye batıdan gelip yerleşmiş olan Frigyalıların bir koludur. Bölgeye yeni gelen, Hint-Avrupa dili konuşan bu kavim Urartu ülkesini istila etmiş ve hâkimiyeti ellerine geçirmişlerdir. Tahminen MÖ 7. yüzyıl sonunda ilk Ermeni devleti kurulmuştur.
c) Bir nazariyeyi ele alırsak Ermeniler, güneyden gelen ve Urartu’da yerleşen Hayk’larla kuzeyden gelen Armenlerin birleşmesinden ortaya çıkan bir kavimdir.
d) Bazı Ermeni tarihçiler ise Ermenileri Hititlerin bir kolu olarak göstermektedir. Ancak bunların hiç birinin ilmî dayanağı olmayıp, tarihî belgelere de dayanmaz.
       Tarihte Ermenistan denilen yöreleri teşkil eden Aras, Ağrı ve Van bölgesi, önceleri Babillilerin, Asurilerin, Urartuların ve İranlıların idaresinde kalmıştır. İlk zamanlarda Ermeni reisleri bir krallık kurmuşlarsa da İran hükümdarı Dârâ, MÖ 516’da buraları zorla almış ve Ermenistan da İran’ın bir eyaleti olarak İranlı valilerle idare edilmiştir.
       Bundan sonra Ermeniler daha geniş bölgelere dağılarak, Karadeniz-Hazar Denizi ve İran-Mezopotamya-Akdeniz arasındaki topraklarda yurtlar edinmişlerdir. Ancak bu geniş bölgede daima beraber yaşadıkları Türkler, İranlılar ve Araplar arasında azınlık durumunda kalmışlardır.
       Bölge, bundan sonra Makedonyalıların, Selefkosların ve Partların egemenliği altına geçmiştir. Partlar da bölgeyi kendilerine tabi valiler, beyler ve küçük krallıklarla idare etmişlerdir.
       Daha sonra gelen Krallar Devri, büyük ölçüde anarşi ve savaşma devridir. Kralların kökeni de kesin olarak belli değildir. Esasen bütün Ermeniler ve Ermenistan denilen ülkenin bütünü hiçbir zaman bir hükümdar tarafından idare edilen, halkı mütecanis bir memleket ve devlet halini alamamıştır. Küçük küçük krallıklar belirli bölgelere hükmetmiş, ancak bunlar da çoğu zaman yakınındaki daha büyük devletlere tabi olarak ülkelerini idare etmişlerdir.
       Milattan önce ve sonraki iki asırlık devir Roma hâkimiyeti altında geçmiş, daha sonra memleket uzun yıllar İran ve Roma, ondan sonra da Bizans, İran ve Araplar arasında bir savaşma alanı olmuştur.
       7’nci yüzyılda Müslüman Araplar, Ermenistan’ı vergiye bağlayıp kendilerine tabi birçok krallıklar kurarak idareyi tercih etmişlerdir.
       Daha sonra Bizanslılar ve Selçuklular bu bölgedeki bütün küçük krallıkların egemenliklerine son vermişlerdir.
       Doğudaki Ermeni krallıklarının ortadan kaldırılmasından sonra Ermenilerin bir kısmı batıya, bir kısmı da Kilikya bölgesine göç etmişlerdir. Haçlı-Müslüman savaşmalarından yararlanarak bölgede bir Ermeni krallığı kurulmuşsa da, bu devletin eski Ermeni devletlerinden pek ayrılığı olmamış, bir süre varlığını koruduktan sonra 14’üncü yüzyıl sonunda Türk beyliklerinin bütün Anadolu’ya hâkim olmalarıyla büsbütün ortadan kalkmıştır.
       Kilikya Ermeni Krallığı’nın 1393’te ortadan kaldırılmasından sonra Anadolu’da bir daha Ermeni devleti kurulamamıştır. Ermeniler Anadolu’da Osmanlı idaresinde dağınık bir halde yaşamayı sürdürmüşlerdir.

       Osmanlılarla İlişkileri
       Osmanlılarla Ermeniler arasındaki ilk ilişkiler çok azınlıkta bulundukları batı bölgesinde Osman Gazi zamanında olmuştur. Bunlar çoğunlukla Kilikya Krallığı’nın dağılması üzerine Kilikya’dan Karaman’a ve Kütahya’ya, oradan da Bursa’ya geçen Kilikyalı Ermenilerdir.
       Daha sonraları Yıldırım Beyazıt, Çelebi Mehmet, Fatih Sultan Mehmet, Yavuz Sultan Selim zamanlarında batıdan doğuya doğru gelişen Osmanlı egemenliği Kanuni Sultan Süleyman zamanında (16’ncı yüzyıl) Ermenilerin oturduğu bütün alanları da içine almıştır. Ancak Türk-Ermeni ilişkileri, bütün Ermenistan Türk toplulukları içinde olmamakla beraber, büyük ölçüde İstanbul’un fethinden sonra, Fatih Sultan Mehmet zamanında başka Hıristiyanlara olduğu gibi Ermenilere de tanıdığı din ve vicdan özgürlüğü prensibi içinde İstanbul’da bir Ermeni Patrikhanesi kurulması ve başına Bursa’daki Patriğin getirilmesiyle başlamıştır. Bundan sonra 19’uncu yüzyıl ortalarına kadar 500 sene Ermeniler Osmanlı Devleti içinde Türklere içtenlikle bağlı yaşamış ve askerlik yapmamaları yüzünden de Türkler cephelerde sürekli olarak kan dökerken, Ermeniler çok çeşitli bölgelerden gelerek yerleştikleri İstanbul’da tüccarlık ve sanatkârlık yaparak servetler edinip geçim rahatlığı ve dirlik içinde kalmışlardır. Hatta askerlikten muafiyeti, Ermeniler yüzyıllarca bir ayrıcalık olarak kullandıkları halde sonradan bu hususu kendilerinden esirgenen bir hak olarak ileri sürmüşler, kendilerine bu hakkın verilmesinden sonra da devletin verdiği silahla devlete başkaldırmışlardır.
       17’nci yüzyıldan itibaren de Ermeniler, devlet hizmetlerinde birçok önemli makamlara getirilmişler, kendilerine nazırlık, senatörlük ve milletvekillikleri verilmiştir.

       Ermeniler Ne Yaptılar?
       “Her milletin bir ananesi ve ilkesi vardır. Fakat Türk Milletinin ananesi, katliam ve soygundur!” diyenler, “Katliamlar cezalandırılmalıdır!” diye batı ve Hıristiyanlık âlemini ayaklandıranlar, 1780-1921 yılları arasında acaba neler yapmışlardır? Müslüman ve Türk halkına karşı yüzyıllardan beri içinden çıkaramadığı bir kin besleyen, yok etmek için eline geçen hiçbir fırsatı kaçırmayan, eline fırsat geçtiği anlarda da yaşa, cinse, hastaya, sakata bakmaksızın gaddarcasına öldüren, malını, mülkünü, köyünü, mahallesini yok eden onlar değil miydi? (DEVAMI VAR)

(Türkiye Gazetesi–3 Şubat 1986 Pazartesi)

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz