MİT Müsteşarlığı’na Mektup

M

T.C. BAŞBAKANLIK M.İ.T. MÜSTEŞARLIĞI
ANKARA

     Sayın Müsteşarım,
     Öncelikle, “Bir Gizli Servis Mensubunun Anıları-Çuvaldız-1 (Meslekte İlk Yıllar)” isimli kitabım hakkında, bilhassa son bir hafta içerisinde giderek artan gelişmeler karşısında size bu yazıyı kaleme almak durumunda kaldığım için beni bağışlamanızı dilerim.
     Bilindiği gibi kitabım, hiçbir ön reklam yapılmadan 25-26 Ekim günleri piyasaya sürüldü. Yayınevi ile prensipte vardığımız anlaşmaya göre, yazılı ve görsel basından gelecek olan her türlü röportaj talebine olumsuz yanıt verilecekti.
     Önce Sabah gazetesinde Şule Türker ile başlayan ve 6 Kasım 1999 günlü Hürriyet gazetesinde Faruk Bildirici ile devam eden, kitap ile ilgili çıkan yazılar da dahil olmak üzere, daha sonra yayınlanan yazıların hiçbirine tarafımdan tek bir kelime bile söylenilmemiş, görüşme yapılmamış ve görüntü verilmemiştir. Zaten, “Emekli MİT’çi” deyimi ile “Takma isim ile yazdığım” hususları bu konuda kitabın temel alınması sebebiyle yapılan yanlışlığın açık delilleridir. Kitabın İLKSÖZÜ’nde, “… Şimdi emeklilik günlerini yaşayan bir gizli servis mensubunun…” ifadesinin geçmiş olması, bu kişileri yanıltmış olabilir. Takma isim kullandığım konusu ise, tamamen uydurmadır. Aslında bu konuda, 5 Kasım 1999 tarihinde TEMPO ve 10 Kasım 1999 tarihinde de NOKTA dergileri için yapılan yazılı söyleşilerde açık beyanlarım mevcuttur.
     Mezkûr dergilerde söyleşi yapma konusuna gelince; kitabın 15 gün zarfında birinci basımının tükenecek durumda olması ve muhtelif kalem erbabı tarafından, içeriği, yazı tekniği ve üslubu açısından beğenilmiş bulunması, ayrıca yurdun dört bir tarafından yayınevine açılan okuyucu telefonlarının tebrik ve övgü dolu sözleri içermesi nedeniyle, gazeteci olan ve 1961 yılından buyana basın camiasının içinde bulunarak onları yakından tanıyan yayınevi sahibi Ümit Gürtuna tarafından, bu kadar olumlu gelişmelere rağmen tek bir açıklama dahi yapılmamış olması sonucu, biraz da mecburiyet karşısında, sadece bu iki dergi ile söyleşi yapılması hususunda ricada bulunulmuştur.
     Bunun üzerine, yayınevi aracılığıyla ve faks ile alınan sorular tarafımca cevaplandırılmıştır. TEMPO dergisinde koyulan resimler, görüldüğü gibi bana ait değildir ve yine aynı derginin Kanal D’deki reklam yayını sırasında kullandığı kelime her ikimizin de canını çok sıkmıştır. Aynı şekilde, tarafımdan saklanan faks metninde sorulan soruların sivriliği ve bu sorulara verilecek cevapların basında ne şekilde olumsuz materyal olarak kullanılabileceğini hissettiğim için, bu sorular tarafımdan tamamen yontulmuş ve esas amaçlarından uzaklaştırılmış bir şekilde cevaplandırılmıştır. Sayın Ümit Gürtuna da, bu hususlara çok üzüldüğünü ve asla aracı olmak istemediğini defalarca ifade etmiş ve bir daha da olmamıştır.
     Bu gelişmeler karşısında, 15 Aralık 1999 tarihi civarında piyasaya verilmesi programlanan ikinci kitabım, her türlü işlemden geçirilmesini müteakip, bir an önce basılmak amacıyla dizgiye verilmiş ve çıktıları alınarak matbaaya intikal ettirilmiştir. İlk baskısından çok az bir miktarda kalan birinci kitabın tamamlanan ikinci baskısı da, gelen talepler karşısında taşra vilayetlerine gönderilmek üzere paketlenmeye başlanmıştır.
     15 Kasım 1999 tarihinde, bir gün önce yapılan davet üzerine icabet ettiğim malûm toplantı, Sayın Müsteşar Yardımcımızın makamında, Hukuk Müşaviri ve Personel Başkan Yardımcımızın katılımıyla gerçekleştirilmiştir. Bu toplantı sırasında neler konuşulduğunu tekrar anlatacak değilim. Mutlaka size arz edilmiştir. Ancak, tek bir hususu belirtmek mecburiyetindeyim.
     Her ne kadar, böyle bir yeteneğimin kabul edilmiş olmasına ve art niyet düşünülmeden yapılmış bir çalışma olduğunun belirtilmesine rağmen, yine de yapılmaması gereken bir davranış sayıldığı bütün gerekçeleriyle bana izah edilmiştir. Ben de karşılık olarak; teşkilâtıma katiyen zarar vermek istemediğimi, resmen emekli olduğum Mayıs 1999 tarihinden itibaren içinde bulunduğum maddî imkânsızlıkların yarattığı çok özel bir durumdan kurtulmam gerektiği için bu kitabın satışına ümit bağladığımı ve bu safhadan sonra ne yapabileceğimi bilmediğimi konuşmalar sırasında ifade etmeye çalıştım.
     Bu konuda etkilendiğini zannettiğim ve bana çok nazik davranan ve aradan geçen zaman dolayısıyla bazı bilmediğim uygulamalar hakkında bilgi veren Sayın Müsteşar Yardımcımızın yanından ayrılırken, her ne kadar dik durmaya çalışıyorsam da, allak bullak olduğumun ben de farkındaydım. Daha fazla düşünemezdim ve kendimi, üzerime düşeni yapmakla sorumlu tuttuğumdan dolayı, aynı gün hem ikinci kitabımın basımını durdurdum, hem de birinci kitabın ikinci baskısının Anadolu’ya gönderilmesini engelledim. Başkaca bir şey yapamazdım, elimden sadece bu gelmişti…
     Bu arada, 29 yıla yaklaşan çalışma hayatımda elde edebildiğim tek varlığın elimden çekilip alınmak istenmesi sorununu halletmek için mümkün olan gayreti gösteriyor ve erteletmek için uğraşıyordum. Birinci baskının karşılığında 6 eşit taksitte 450 milyon lira alacaktım ve bunun sadece ilk taksiti olan 75 milyon lirayı almıştım. İkinci ve bilahare yapılacak diğer baskıların taksitleri (Yayınevi kitabın bir yılda tahminen 8 baskı yapacağını söylemişti) ve bu arada devreye girecek olan ikinci ve üçüncü kitabın taksitleri doğal olarak bu rakamları zaman içerisinde yükseltecekti.
     26 Kasım 1999 günü toplatma kararı çıktı ve buna, inanın o kadar şaşırmadım. Ancak, çok ama çok üzüldüm. Çünkü bu karar, benim sorunumun çözümü hususunda karşılaşabileceğim en kötü şeydi!..

     Sayın Müsteşarım,
     Buraya kadar anlatmaya çalıştığım konular, sizler tarafından da bilinen olmuş bitmiş hususlardır. Ancak ben, bundan sonra meydana gelen gelişmelerden tedirgin olduğum için bu yazıyı kaleme almak zorunda olduğumu özellikle belirtmek isterim. Şöyle ki:
     Kitabımın toplatıldığının basın yoluyla duyulması üzerine, yine yayınevi aracılığıyla tarafıma aşağıda özetlemeye çalıştığım konular iletilmiştir:
a) Hangi branşlarda olduğunu bilmediğim iki hukuk profesörü, bu hususta yardımcı olabileceklerini ve konuyu kamuoyunda ve çeşitli ortamlarda tartışmaya açabileceklerini iletmişlerdir.
b) Ankara ve İstanbul barosuna kayıtlı olduklarını söyleyen yedi avukat, Bila ücret konuyu takip edebileceklerini bildirmişlerdir. Bunların, işin hukuki yanından ziyade, malûm amaçlar için yaygara koparmak istediklerine eminim)
c) Hatta bu avukatlardan biri tarafından, bir sürü hukuki ve anayasal gerekçeye istinade9n teşkilât aleyhine maddi ve manevi tazminat davası açabileceği ve konunun İnsan Hakları Mahkemesi’ne kadar götürülebileceği özellikle vurgulanmıştır.
     d) Döneminizle birlikte başlayan şahsî ve teşkilâta yönelik olumlu imajın bu kitabın toplattırılmasıyla zedelendiğini söyleyen büyük bir basın grubunun yazarları, konuyu köşelerinde ve televizyonlardaki toplantılarda tartışabileceklerini ifade etmişler, artık bazı şeylerin konuşulabilir olmasından, sayısı yirmiye varan yayınların hiçbiri hakkında neden işlem yapılmayıp ikircikli davranıldığından, sır sayılabilecek hususların neler olduğundan, sırrın resmî, yarı resmî ve sivil ya da asker-sivil, paşa-sivil, amir-memur bir şahsın ağzından çıkmasındaki farklılığın doğru algılanması gerektiğinden ve kanun önünde herkesin eşit bulunduğundan ve kitap toplattırmanın hiçbir sorunu çözemeyeceğinden vs. bahsetmişlerdir.
e) Kim olduğunu söylemeyen bir şahıs, kitabı Türkçe veya İngilizce olarak internette yayınlanmasının sakıncalı olup olmayacağını sormuştur.
f) Her türlü hukuki sorumluluk kendilerine ait olmak üzere, 100 bölümlük bir televizyon dizisi yapmak üzere bana teklifte bulunmak istediklerini söyleyen bir kanal ortaya çıkmıştır.
g) Yaklaşık yirmi kadar gazete ve dergiden, bir örneğini ilişikte sunduğum şekilde, daha hafif veya daha ağır sorularla mücehhez fakslar gelmiştir. (Burada ilişikte sunduğum ÖNCÜ gazetesinin faksını seçmemden maksat, bu gazetede eski teşkilât mensubu şahıslardan çalışmakta olanların var olduğuna dair almış olduğum duyumlardır)
h) 1 Aralık 1999 günü Sabah Gazetesi’nde yer alan beyanatınızın bir bölümünde benim, “maddi imkân sağlamak gayesiyle bu kitabı yazdığımı” söylemenizi gerekçe göstererek, 2 ila 5’er milyar arasında değişen tekliflerle televizyonlarında 15 dakikalık bir söyleşiye katılmam konusunda dört televizyon kanalından resmen teklifte bulunulmuştur… Vs.

     Sayın Müsteşarım,
     Yukarıda özetle yazmaya çalıştığım bütün bu teklifler, tarafımdan kesin bir ifadeyle reddedilmiştir. Aslında şu anda, Anadolu’ya gönderilmek üzere yapılan ve gönderilmesini 15 Kasım 1999 tarihinde durdurduğum ikinci basımın üzerine, yayınevine ulaşan ve sayısı şimdilik 3 bine kadar varan siparişleri bile düşünmemekteyim. Size sadece, son bir haftada korkunç bir süratle gelişen bu duruma artık tek başıma karşı koyabilecek gücü yitirmekte olduğumu arz etmek isterim. Seneler önce ayrılmış olsam bile, teşkilât yine benim teşkilâtım. Ben, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne kırk yıla yakın hizmet etmiş şerefli bir subayın çocuğuyum. İster teşkilât içi, ister dışı, yanlı veya yansız her türlü girişime alet olmak istemiyorum. Durumum ne olursa olsun, böyle bir olaya sebebiyet vereceğime, tabancayı kafama dayamayı tercih ederim.
     Ancak, yukarıdaki gelişmeler karşısında nasıl hareket edeceğimi bilemiyorum. Ben, Ümit Yayıncılık ile ortak bir bildiri yayınlayarak (basın yayın organlarına ve kitap dağıtım şirketlerine) daha önceden göremediğim haklı hukuki ve vicdani gerekçelere istinaden üç ciltlik kitabımı yayından çekeceğimi söylemekten ve bu suretle teşkilâta zararı dokunabilecek bütün bu olumsuz gelişmelerin önüne set çekmekten başka yapacak bir şeyimin kalmadığını söylemek istiyorum.
     Sayın Müsteşar Yardımcımız, “…mensupların, emekli olsalar da, kendiliklerinden ayrılsalar da, başları sıkıştıklarında müracaat edecekleri makam, yine kendi teşkilâtları olmalıdır…” demişti. Siz de, taraf olmamıza rağmen, 2 Aralık 1999 günlü Sabah gazetesinde yayınlanan yazınızda, açık bir şekilde, yanlış kanaat uyandırabilecek bir suçlamadan eski personelinizi yine de arındırarak korumuş ve yine “Teşkilâtımız kendi içinde ve samimi dostlar ile her zaman mizahını yapabilecek ve bunları çok rahatlıkla algılayabilecek olgunluktadır,” demiştiniz.
     Şimdi ben de, yukarıda maddeler halinde sıraladığım baskıların ve gelişmelerin altından kalkamadığımı ve onların daha da büyümesinden eski bir istihbaratçı olarak endişe duyduğumu ifade etmek istiyorum.

     Arz ederim. (6 Aralık 1999)
     Yılmaz Tekin

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz