Tom Amca’nın Kulübesi

T

Romanın Başlıca Karakterleri:
     Tom Amca: Zenci bir köle; nazik ve sadık, mütevazı ve iyilik yapmakta azimli.
     Chole Teyze: Meşhur bir aşçı, sadık bir hizmetçi; Tom’un kendisini feda eden karısı.
     Arthur Shelby: Tom’un Kentucky’deki efendisi; oldukça iyi bir insan, iyi tabiatlı ve müsrif.
     Emily Shelby: Arthur’un karısı; fevkalâde bir hanımefendi, fakat Tom’un kendisine en fazla ihtiyaç duyduğu bir zamanda ona yardım edemeyecek kadar güçsüz.
     Dan Haley: Hiçbir insani yönü bulunmayan bir köle taciri.
     Tom Loker: Bir köle avcısı, fakat ıslah olabilecek bir insan.
     Marks: Onun kurnaz, kendi çıkarı peşinde koşan ortağı.
     Eliza Harris: Sevimli, cesur bir köle.
     George Harris: Eliza’nın gururlu ve zeki kocası.
     Harry: Onların son derece sevimli çocukları.
     Senatör John Bird: Aslında iyi bir insan, fakat sahte prensipler ve oportünist politikalar, onun insani duygularını kısa bir müddet için örter.
     Rachel Halliday: Cana yakın, iyi huylu bir kadın; anti-kölelik akımının öncüsü.
     Simoen Halliday: Rachel’in kocası.
     Phineas Flecher: Mücadeleci bir kadın.
     Dorcas Teyze: Tom Loker’in dadısı; onu iyi eder ve insancıl huylarının geri gelmesine hizmet eder.
     Augustine St. Clare: Tom’un New Orleans’daki efendisi; dışarıdan bakıldığında kurnaz, sinikal/şüpheci bir adam ise de, aslında idealist ve ıstırap içinde kıvranan biri.
     Marie St. Clare: Onun bencil karısı.
     Ophella St. Clare: Vermont eyaletindeki kuzeni; Yeni İngiltere denilen bölge halkının iyi ve kötü taraflarını üzerinde taşıyan bir kadın; samimi, vicdanlı, dindar.
     Evangeline (Eva): St. Clare’nın melek gibi kızı; kendisini harekete getiren dürtüler, sadece insanlara olan sevgisi, inanışı ve iyilikseverliği değildir.
     Topsy: Eva’nın sevgisi ile kişilik kazanana kadar St. Clare’nın evini karmakarışık bir şekle sokan yaramaz küçük bir zenci kız.
     Simon Legree: Tom’un son efendisi; sadistik ve hayvani duyguların en güzel örneği.
     Cassy: Talihsiz bir melez; Legree, kendisine en adi şekilde hizmet etmesi için onu zorlarsa da, şefkat ve faziletini muhafaza eder.
     Quimbo ve Sambo: Legree’nin yozlaştırdığı iki zenci köle; Tom’un gösterdiği kahramanlık örneği onları yanlış yoldan kurtarır.
     Emmeline: Güzel, fakat ümitsiz ve dehşet içinde bir köle; Legree, Cassy’nin yerine koymak için onu satın alır.

Romanın Özeti:
     Amerikan İç Savaşı’ndan önce, Kentucky’deki Shelby çiftliği, mutlu bir yer olarak görünür. Çiftliğin sahibi Arthur Shelby, cömert ve iyi tabiatlı bir insandır; karısı Emily de müşfik ve samimi bir dindardır; oğulları George ise, cana yakın ve nazik bir gençtir. Çiftlikteki herkes kendisini sever. Burada kölelere bir eşya muamelesi değil, aksine bir insan muamelesi yapılır. Dindar ve sadık bir zenci olan Tom Amca, Bay Shelby’nin güvenilir adamıdır. Karısı Chole Teyze, sadece mükemmel bir aşçı değil, Shelby ailesinin hemen hemen temel bir bireyidir. Çocukları da, ebeveynleri gibi sağlam insanlar olarak yetişecekleri ümidini verir.
     Fakat Bay Shelby, temkinli ve tutumlu bir adam değildir ve borçlarından ötürü Tom Amca’yı Dan Haley adında kaba bir köle tüccarına satmaya mecbur kalır. Tom ile birlikte, Eliza’yı, beş yaşındaki oğlunu ve George Harris’i de satmak mecburiyetindedir. Harry, onun sahibi olduğu güzel bir melez, George Harris de, duygusuz köle sahibinin malı bir diğer melezdir. Mississippi Nehri’ndeki köle pazarında satılmaktan korkan ve artık efendisine tahammül edemeyecek hale gelen George, Kanada’ya kaçmaya ve özgürlüğüne kavuşmaya karar verir. Gözyaşlarını tutamayarak, karısından ve çocuğundan ayrılır. Onun ayrılışından kısa bir süre sonra kadın; Shelby’nin Harry’i de satmayı kabul ettiğini öğrenir ve böyle bir duruma tahammül edemeyeceğini düşünerek o da kaçmaya hazırlanır.
     Çocuğunu kucağına alarak yola çıkan Eliza, Ohio Nehri’nin kıyılarında bir köye geldiği zaman yorgunluktan yere yığılacak durumdadır. Burada bir hana iner ve kendisini, yer yer buz tutmuş nehir üzerinden karşı tarafa geçirecek bir vapur bekler. Fakat sefil Haley kadını takip etmiştir; mamafih kendisine refakat eden Shelby’nin kölelerinin yanlış yoldan götürmeleri neticesinde gecikir. Eliza onu görür. Çılgın gibi nehrin kenarındaki parmaklıktan su üzerindeki bir buzun üzerine atlar, ardından bir diğerine, bir başka buz parçasına çıkar. Böylece, sıçrayarak, kayarak, düşerek, elleri kan içinde mucizevî bir şekilde Ohio eyaleti tarafına geçer.
     Orada kendisine, Senatör Bird’ün evine gitmesini söylerler. Senatör Bird, prensiplerinin mahkûmu olmuş iyi bir insandır. Kaçak kölelere yardım edilmesinin yasaklanmasını isteyen kanun lehinde oy vermesine rağmen, zavallı Eliza ve Harry’i görünce şefkat duyguları kabarır ve onları Güney’den gelmiş bir çiftçiye götürür. Bu çiftçi, köleliğin günah olduğuna inandığından, kendi kölelerini serbest bıraktığı gibi diğerlerinin de kaçmalarına yardım eden biridir. Eliza ve Harry’i Quaker adlı dini bir grubun yerleşim bölgesindeki Rachel ve Simoen Halliday’lerin evine götürür. Karı-koca kölelikten nefret ederler. Eliza, bu evde ümitlenir, şefkat görür. Halliday’ler, Eliza ve kocası George’un da buluşmasını sağlarlar. Özgürlüğe âşık biri olan George, yanına silah almış ve kendisini bir İspanyol olarak tanıtmıştır.
     Haley bu arada, iki köle avcısını hizmetine almıştır; vahşi Loker ve onun gaddar yardımcısı Marks, göçmenlerin izlerini takip ederler. Phineas Fletcher adında bir diğer cesur Quaker kadınının refakatinde George, Eliza ve Harry yeniden kaçarlar. Loker ve adamları, dar bir geçitte onları kuşatırlarsa da, George kahramanca mücadele eder ve Phineas da Tom Loker’ı uçurumdan aşağı atar. Göçmenler kayıkla hür bir ülke olan Kanada’ya geçerler.
     Tom Amca’nın hayatı ise böyle güzel geçmemektedir. Onun Shelby çiftliğinden ayrılışı, aile efradını kedere boğar. Chole Teyze ümitsizlik içindedir. Çocuklar, gözyaşlarını tutamayarak ağlaşırlar; âdeta çılgına dönen George Shelby, büyüdüğü zaman Tom Amca’yı geri alacağına yemin eder. Tom’u, Mississippi Nehri’ndeki köleliğin dehşet saçıcı manzaraları karşılar; korkunç ve tiksindirici şartlar altında yaşayan insanlar, birbirlerine tahammül edemeyen kadınların kendilerini denize atarak intihar edişleri…
     Tom, İncil’ini okur, ilahiler söyler ama yine de ümitsizdir. Altın saçlı, babası ile birlikte yolculuk yapan Evangeline (Eva) adında küçük bir kızla arkadaşlık kurar. Eva vapurdan düştüğü zaman, Tom nehre atlayarak onu kurtarır. Kız, bu olaydan sonra babası St. Clare’e tesir ederek Tom’u satın aldırır.
     St. Clare, Vermont eyaletinden dönmektedir. Orada evlenmemiş kuzeni Ophelia, St. Clare’i ziyaret eder ve onu St. Clare malikânesine çeki düzen vermesi için beraberinde getirir. Malikânenin işlerine bakan adam tembeldir, karısı da hipokandria/kendi kendine acıma ve bencillik duyguları arasında kaybolmuş biridir. Mamafih, Tom’un oradaki mevcudiyeti oldukça rahat geçer. Tom Amca, Eva’ya taparcasına bağlanır ve kız da ona son derece sevgi ile muamele eder. Kızın temel özelliği sevgidir, hatta herkesi sevmesinden ötürü zaman zaman dövülen Topsy adındaki küçük zenci kızına bile sevgi ile muamele eder.
     Topsy;
     “Ben kendiliğimden yetiştim, büyüdüm,” der. “Kimsenin benim dünyaya gelmemi istediğini sanmıyorum.”
     Topsy sonunda uslanır; bunda Bayan Ophelia’nın haşinliği ve ahlaki ölçütlerinden çok daha fazla olmak üzere Eva’nın sevgisi rol oynar.
     Eva her gün bir adım daha ölüme yaklaşır. Gittikçe sararır solar, fakat ruhsal ışık hâlâ kendisini terk etmiş değildir. Tom –ki, St. Clare ona Eva’nın ısrarları karşısında serbest bırakacağına söz vermiştir– Eva’nın günlerinin sayılı olduğunu bilir. Marie bile, artık kendi kendine acımaktan vazgeçer. Eva’nın ölümü, onun Allah’a yükselişidir.
     Eva’nın ölümünden sonra aile perişan olur. Fazlasıyla skeptik/kuşkucu bir adam olan St. Clare, ilahi gayeler uğruna dini inanışlara bağlanmak isterse de başarılı olamaz. Tom’u bir gün azad etmeyi düşünüyorsa da, azad gününü mütemadiyen erteler. Bir gün, bir kahvede kavga eden iki kişiyi ayırmaya çalışırken ağır şekilde yaralanır ve ölür. Fakat ölmeden önce bütün kölelerin serbest bırakılmasını vasiyet eder.
     Mamafih karısı Marie, kocasının vasiyetini hiçe sayarak köleleri satmaya karar verir. Tom da onlar arasındadır. Bir köle deposunda yapılan açık artırma sonunda Tom’u ve on beş yaşında güzel bir kız olan Emmeline’ni, Simon Legree adında hayvani duygulara sahip bir çiftlik sahibi satın alır. Legree, Tom’dan nefret eder ve onu bir hayvan gibi çalıştırır. Emmeline’ni kendi kişisel zevkleri için kullanır; kızı, melez metresi Cassy’nin yerine koyar. Tom ıstırap içindedir; dini inanışı kendisini ayakta tutar; hatta hasta bir kadını kamçılamak istemediğinden, Legree’nin Quimbo ve Sambo adlı iki soysuz kölesinin, hemen hemen öldürünceye kadar kendisini kamçılatmasına dahi tahammül eder.
     Emmeline ve Cassy arkadaş olurlar. İki çocuğunun kendisinden alınarak satıldığı Cassy, Emmeline’i Legree’nin hayvani isteklerinden korumak ister. Kaçmayı düşünürlerse de, Legree’nin kaçak köleleri yakalamak için yetiştirilmiş köpekleri, onların bu planı uygulamalarını önler. Sonunda, Cassy bir başka plan düşünür. Legree’nin cehaleti ve hurafelerle ilgili korkuları üzerinde durur ve onu, barbarca eylemlerini gerçekleştirdiği tavan arasının birtakım hayaletler tarafından ziyaret edildiğine inandırır. Ardından, onların bataklığa kaçtığı algısını yaratır. Cassy ve Emmeline, onun peşlerinden gelmeye cesaret edemeyeceğini bildikleri için tavan arasında saklanırlar.
     Tom Amca onların nerede olduklarını bilir. Legree’nin kendisine işkence yapmasına ve onun iki uşağı tarafından dövülmesine rağmen, kızların saklandıkları yeri söylemez. Tom bu işkenceler sonunda ölür. Ölüm yatağında iken, derin dini inanışını hâlâ terk etmeyen Tom’u, artık bir delikanlı olan George Shelby ziyaret eder. Ancak Tom’un fidyesini verip kurtarmak için vakit çok geçmiştir. Tom ölürken, George’a minnettar kaldığını söyler ve Legree’yi affeder.
     George, hiç olmazsa Legree’yi dövmekle ve Tom’u dini bir törenle gömmekle biraz olsun rahatlar. Mutsuz bir halde, kendisini Kentucky’e götürecek vapura biner. Vapurda, çiftlikteki heyecanlı saatler sırasında kaçmayı başaran Emmeline ve Cassy’i görür ve onları korur. Yolculuk sırasında Madam de Thoux adında bir Fransız kadını ile tanışır. Kendisinin de Kentucky’li olduğunu öğrenince, George Harris hakkında ısrarla bilgi edinmek ister. George Harris, Fransız kadının erkek kardeşidir; çocuk yaşlarında birbirlerinden ayrılmışlardır. Kadının West Indies adasındaki zengin çiftlik sahibi kocası ölmüştür ve şimdi de George’u aramakla meşguldür. Cassy, George’un karısının adının Eliza olduğunu ve onun hayatını öğrenince, Eliza’nın senelerce önce kendisinden alınan kızı olduğunu anlar. Genç Shelby hariç, beraberce Kanada’ya giderek George ve Eliza’yı ararlar. Nihayet onları, mütevazı fakat rahat bir hayat içinde bulurlar. Anne ve kızı, George ve ablası sevinç gözyaşları içinde kucaklaşırlar.
     Simon Legree dışında hepsi, acı ve ıstırapla geçen bir hayattan sonra nispeten mesut, geçirdikleri tecrübelerin kendilerine verdiği imkân ölçüsünde mutlu bir hayata kavuşurlar. Legree çıldırarak ölür. Mamafih Quimbo ve Sambo, Tom’un kahramanca ölüşünün etkisi altında yeniden Hıristiyan dinini benimserler ve ıslah olurlar. George Harris, kendi ırkına yardım etmek için Eliza ve Harry ile birlikte Nijerya’ya gider. Tabii Cassy de onlarla beraber gelir. Elinden alınan öteki çocuğu yani oğlu, yoğun bir aramadan sonra bulunur ve yakında o da Nijerya’ya annesinin yanına gidecektir. Topsy, Ophelia St. Clare ile birlikte Vermont’a döner; vaftiz olur ve misyoner olarak Afrika’ya gider. George Shelby, çiftliğine döner ve bütün kölelerini serbest bırakır; arzu ederlerse onların ücretli işçiler olarak çalışabileceklerini söyler.

Romana Eleştirel Bakış:
     Tom Amca’nın Kulübesi’nin yayınlanmasından, “dünya roman tarihinin en sansasyonel hadisesi” diye söz edildi. Düzinelerle yabancı dile tercüme edildi, milyonlarca nüsha sattı. George L. Aiken tarafından sahneye kondu ve 100 sene müddetle oynadı. Harriet Beecher Stowe’ı Amerika’nın en çok sevilen, ama aynı zamanda en çok nefret edilen kadını yaptı. Cumhurbaşkanı Lincoln, Amerika İç Savaşı sırasında kendisiyle tanıştığı zaman, “Demek bu büyük harbe sebebiyet veren küçük hanım sizsiniz,” dedi.
     Gerçekte, Harriet Beecher Stowe, hiç de savaş davulu çalmak niyetinde değildi ve onun bu romanı yayınlanmamış olsaydı bile, savaş yine de patlayacaktı. Köleliğin yarattığı zulmü, gerçeğe en yakın bir tarzda göstermek suretiyle, insanların kölelikten nefret etmesine çalıştı. Fakat her nedense, bu büyük kitabının kendi iradesi dışında olduğunu söyledi ve “Onu Allah yazdı,” dedi. “Ben sadece onun söylediklerini kaydettim.”
     Tom Amca’nın Kulübesi’nde duygularla, yapaylıkla, açık gerçeklikle ilgili en az yüz tane hata var. Roman, kötü bir tarzda bina edilmiş ve karakterler de kötü seçilmiş. Kitap hata ve tahriflerle dolu, fakat bunların hiç biri romanın yarattığı derin etkiyi silemiyor. Kitap, genel anlamda ihtiraslı ve güçlü. Melodramına, basmakalıp tiplerine, herkes tarafından nakledilen klişeleşmiş olaylar üzerinde durmasına rağmen, kitabı bugün okuyan birinin dahi dehşet içinde kalmamasına, o insanlara acımamasına olanak yok.

Harriet Beecher Stowe’un Yaşam Öyküsündeki Bilinmeyenler:
     Harriet Beecher, Amerika’nın kuzeydoğusunda, New England diye adlandırılan bölgenin Connecticut eyaletinde doğdu. Papaz Lyman Beecher’in yedinci çocuğu idi ve derin bir dini inanışla yetiştirildi. Eğer bir erkek olarak dünyaya gelmiş olsaydı, şüphesiz altı erkek kardeşi gibi o da papaz olacaktı. Harriet Beecher’in, Henry Ward Beecher adındaki erkek kardeşi, Amerikan tarihinin en tanınmış papazlarından biridir. Fakat bu saha ona kapandığından, papazlıktan sonra yapabileceği şeyi yaptı ve on dört yaşında iken öğretmen oldu.
     Bayan Beecher, yirmi bir yaşına gelince ailesiyle birlikte Cincinnati şehrine taşındı ve bir ara bir kolejde ilahiyat dersi verdi. Babası bu kolejin dekanı idi. Yirmi dört yaşında iken de, çağının İncil üzerindeki tanınmış bilim adamlarından Profesör Calvin E. Stowe ile evlendi.
     Harriet’in yedi çocuğu oldu. Ailevi ve dini görevlerine rağmen Harriet yazmaya başladı ve çocukluğundan beri başka sahalara yöneltilen hayal gücünü serbest bıraktı.
     Harriet, Tom Amca’nın Kulübesi’ni, ilkin 1851’de Washington’daki kölelik aleyhtarı The National Era adındaki bir gazetede tefrika ettirmeye başladı. Romanın derhal büyük bir başarı sağlaması, pek çok eleştirmenin ondan daha iyi olduğunu söyledikleri diğer kitapları üzerine gölge düşürdü.
     Harriet Beecher Stowe elli yıl boyunca, öldüğü tarih olan 1896’ya kadar yazmaya devam etti ve tam on altı eser verdi. Eserlerinin bazılarının “zamanı geçmiştir”; fakat diğerleri, “gerçek olmaktan başka, büyük bir yazarın olgun yapıtlarına kanıt olurcasına sevimli ve komiktir.”

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz