Beyaz Balina

B

     Romanın Başlıca Karakterleri:
     İsmail: Öyküyü anlatan kişi; karadaki hayatından ümitsizliğe düştüğü zaman denize açılan bir genç.
     Queequeg: Vücudu dövmeli bir yamyam. Kaptan yardımcısı Starbuck’un mızrakçısı; İsmail’in cesur ve müşfik bir yoldaşı.
     Ahab: Pequod’un kaptanı; Moby Dick adındaki büyük beyaz balinanın aman vermeksizin peşine düştüğünden, tüm insancıl duygu ve sempatilerinden arınmış sakat bir adam.
     Starbuck: Pequod’un ikinci kaptanı; cesur ve aklı başında bir adam; Ahab’ı bu saplantısından vazgeçirmek isterse de başarılı olamaz.
     Stubb: Pequod’un üçüncü kaptanı; hayattaki tek amacı balina öldürmekten başka bir şey olmadığından, bir insandan ziyade, bu görevi üstlenmiş insansı bir aracıdır.
     Flask: Pequod’un dördüncü kaptanı; dikkatsiz, düşüncesiz, korkusuz biri.
     Tashtego: Gay Head kabilesinden bir Kızılderili; Stubb’un mızrakçısı.
     Daggoo: İri yarı bir zenci; Flask’ın mızrakçısı.
     Fedallah: Esrarengiz bir Parsi; Ahab’ın mızrakçısı; doğaüstü yeteneklere sahip olduğuna ve şeytani güçlerle de işbirliği yaptığına inanılan biri.
     Papaz Mapple: New Bedford limanındaki Balinacılar Kilisesi’nin çok iyi konuşan vaizi.
     Romanın Özeti:
     Yanında çok az parası kalan ve karadaki yaşamı kasvetli bulan İsmail, denize açılmaya karar verir. New York’un Manhattan yöresinden ayrılarak, New Bedford’a gider ve Spouter Hanı’na yerleşir. Ancak aynı odada kaldığı kişinin, vücudu dövmeli Queequeg adlı bir yamyam olduğunu dehşetle görür. Adam bir Kongo mabuduna tapar ve balta olarak kullandığı şey aynı zamanda tütün çubuğudur. Fakat Queequeg gerçekte sevimli bir adamdır. O gece aynı odada kalmanın ardından, her ikisi de arkadaş olurlar. Ertesi sabah Pazar olduğundan İsmail, Balinacılar Kilisesi’ne gider ve bir zamanlar balina avcılığı yapan Papaz Mapple’nin vaazını heyecanla dinler. Papazın o günkü konuşmasının ana konusu şudur: “Eğer biz Allah’a boyun eğeceksek, kendi içimizden yükselen emirlere karşı gelmeliyiz.”
     İsmail, nasıl asil bir insan olduğunu daha sonra anlayacağı Queequeg ile birlikte, balina avına çıkacak olan gemilerden birinde iş bulmak ümidiyle Nantucket’e doğru yola çıkar. Yolda Queequeg, kendisi ile alay eden kaba bir Amerikalıyı önce ikaz eder, fakat adam daha sonra denize düştüğü zaman, atlayarak onu kurtarır. Nantucket’e geldiklerinde, Pequod gemisini bulurlar ve Queequeg’in mızrağı büyük bir yetenekle kullanması nedeniyle derhal işe alınırlar. Geminin sahipleri İsmail’e çok az bir ücret vereceklerini söylerler. Gerçi Elijah adında, güngörmüş ve tecrübeli bir denizci onları, Pequod’la gitmemeleri konusunda ikaz ederse de, onun sözlerine aldırış etmezler.
     Gemi limandan iyice uzaklaştıktan sonra Kaptan Ahab görünür. Bronzdan yapılmış kanısını uyandıran uzun boylu, geniş omuzlu Ahab, sakat bir adamdır. Sözde şeytanlarla yaptığı mücadele sonunda aldığı beyaz bir yara izi, beyaz saçlarından yüzüne kadar iner. Bir ayağı beyazdır; büyük bir balinanın dişlerinden yapılmıştır. Dehşet saçan hikâyelerin kaynağı, muazzam bir beyaz balina, Moby Dick, onun bacağını koparmıştır. Çok geçmeden, Ahab’ın ne yapmak istediği anlaşılır; her ne pahasına olursa olsun Moby Dick’i bulacak ve onu öldürecektir.
     Ahab, kısa bir süre sonra, geminin bütün mürettebatını güvertede toplayarak, geminin ana direğine, altın bir İspanyol parası çiviler ve beyaz balinaya mızrağı ile ilk darbeyi kim indirirse parayı ona vereceğini söyler. Ardından, sözlerinin mürettebat üzerinde gerçekten derin bir iz bıraktığına emin olmak için, herkese, büyük şişeler içinde rom dağıtır. Daha sonra, iradesinin gücü ile yardımcılarından, ellerindeki mızrakları silah çatarcasına çatmalarını ister ve her bir mızrağı ortasından tutar; bu onun şeytanlarla iletişim halinde olduğunu göstermektedir. Sonunda, mızrakçılarından, mızrakların oyuk kısımlarını içki ile doldurarak Moby Dick’in ölümü için içmelerini ister.
     Üç kaptan yardımcısının, hayret uyandırıcı çelişkili özellikleri vardır. İkinci kaptan Starbuck hem cesur, hem de mantıklı bir adamdır; sadece geçimi için balina avlar. Ahab’ın saçma saplantısına sadece o karşı gelirse de, Ahab’ın azim ve gücüne sahip olmadığından başarılı olamaz. Üçüncü kaptan Stubb, balinaların öldürülmesinde sadece bir aracıdır; başkaca bir insancıl duygusu yoktur. Dördüncü kaptan Flask ise, dikkatsiz, düşüncesiz ve korkusuz biridir. Her birinin kumanda ettikleri kayıklarda, kendi mızrakçısı Queequeg, Stubb’ın Gay Head kabilesinden Kızılderili Tashtego ve Flask’ın da iri yarı bir zenci olan Daggoo görev almıştır.
     Pequod denizde seyrederken, diğer balina gemilerine rastlar ve haber alıp vermek için durur. Limana, balina yağı ile dönen Bachelor vardır. Bu geminin mürettebatı, Polinezya adalarında yerli kızlarla evlenmişlerdir; şimdi onları Amerika’ya götürmektedirler. Jereboam adlı bir başka gemi ise, Moby Dick ile yapılan mücadelede yer almıştır ve gemide bulunan Gabriel adında çılgın bir kâhin, beyaz balinanın Tanrı olduğunu söyler. Ve en üzücü olanı da Rachel’in başına gelenlerdir: Bu gemi, içinde kaptanın on iki yaşındaki oğlunun da bulunduğu bir balina kayığını kaybetmiştir. Kaptan, Ahab’ın uzun yıllar arkadaşı olmasına rağmen, Ahab, kaybolan çocuğun araştırılmasına katılmayı kabul etmez.
     Ahab, her geçen gün, kendisini insancıl duygulardan uzaklaştırır. Evinin, genç karısının ve çocuğunun verdiği zevkleri reddettiğini göstermek için piposunu denize atar. Suratı daima asıktır, küfreder, ümitsizlik içinde olduğu yüzünden anlaşılır; fakat Moby Dick’i hiçbir zaman unutmaz. Starbuck, zaman zaman, ondan mürettebatı düşünmesini isterse de, hiçbir sonuç alamaz. Ahab’ın, biraz olsun insancıl duygularla muamele ettiği tek kişi, denizde boğulmaktan kurtarılan, yarı deli Pip adındaki küçük bir zenci çocuğudur.
     Ahab’ın insanlıktan gittikçe uzaklaşmasının sembolü Fedallah’tır. Ateşe tapan İranlı bir grubun lideri olan bu adamı Ahab, kimseye göstermeden gemiye almıştır. Fedallah, Ahab’ın mızrakçısı olduğundan ve onun herhangi bir şeytani hareket yaptığında sürekli onun yanında bulunduğundan, aynı zamanda onun şeytani ruhudur da. Ahab, geminin demircisinin yaptığı mızrağı, üç putperest mızrakçının kanlarıyla kutsar ve bu işi yaparken de, Allah’ın adını değil şeytanın adını söyler. Ahab, Parsi’nin gözü önünde, geminin derinlik ölçen cihazını parçalar. Alevimsi parlak yuvarlakların geminin direk uçlarını yaladığı büyük bir fırtına esnasında, Ahab, ayağını Parsi’nin üzerine koyar ve bir eliyle de geminin ana direğini tutarak şimşeğe meydan okur. Fırtına, pusulaların yönünü değiştirince, Ahab, yelkenci iğnelerinden yeni pusulalar yapar.
     Fedallah, garip kehanetler söylerse de, Ahab bunları anlamaz. Fedallah, Ahab’ın ne cenaze arabasına, ne de tabuta konacağını söyler; ölümden önce iki cenaze arabası görecektir. Birincisini fani olmayan eller yapmıştır; ikincisi de, Amerika’da yetişen bir ağacın kerestesinden yapılmıştır. Üstelik Ahab bir iple öldürülebilir ve Fedallah da, onun pilotu görevini görecek ve Ahab’dan önce ölecektir.
     Aylarca süren yorucu bir takipten sonra, mürettebat Moby Dick’i görür. Hayvanın göz kamaştırırcasına parlak sırtı, hafifçe meydanda olan başından çok yüksektedir. Balinanın çevresinde yüzlerce deniz kuşu uçmaktadır. Balinanın muazzam sırtında kırık mızraklar görülür. Kayıklar hemen denize indirilir. Moby Dick, peşinden gelenleri aldatır, Ahab’ı ve Parsi’yi denize fırlatır. Gemiye alınan Ahab, olayın kötü bir işaret olduğunu söylemek isteyen Starbuck’a alay edercesine sırtını döner.
     Ertesi gün Moby Dick tekrar görülür ve kovalama yeniden başlar. Dev balina, bu defa dehşet saçar; üç kayığı da devirir, mızrak iplerini karıştırır ve Ahab’ın balina dişinden yapılmış ayağını parçalar. Bu dehşet uyandırıcı olay sırasında Fedallah kaybolur. Ahab, ikinci defa olarak Starbuck’un sözlerine aldırmaz, balinanın peşinden gitmekten vazgeçmez.
     Ertesi gün Moby Dick’in nefes verirken çıkardığı su sütunu, onun yerini belli eder. Ahab, yine balinanın peşindedir. Önceki iki gün aldığı mızrak yaralarının gazaba getirdiği balina, kayıkların arasına girerek suyu karıştırır, onları birbirinden uzaklaştırır ve bu arada, bir gün önce saplanan bir mızrağın ucunda Fedallah’ın vücudundan parçalar bulunduğu görülür. Parsi’nin kehanetinin bir kısmı doğrulanmıştır: Fedallah, Ahab’ın pilotu olarak ondan önce gitmiştir. Gazaba gelen balina, aniden geminin kara gövdesine yönelir ve hızla üzerine giderek olanca gücüyle ona çarpar. Gemi derhal yan yatar ve yavaş yavaş batmaya başlar. Kehanetin ikinci kısmı da gerçekleşmek üzeredir: Pequod, ikinci cenaze arabasıdır ve Amerika’da yetişen bir ağaçtan yapılmıştır. Ahab kayığı ile beyaz balinanın yanına gelir ve elindeki mızrağı Moby Dick’in üzerine fırlatır. Mızrak hedefine isabet etmez ve Ahab, kendisine çarpmaması için eğildiğinde ip boynuna sarılır ve kayıktan denize düşer ve ölür. Parsi’nin kehaneti şimdi tümüyle doğrulanmıştır; Ahab bir iple öldürülmüştür.
     Gemiden sadece İsmail kurtulur. Queequeg’in yaptığı bir tabutun içine girer. Tabut, geminin batışı sırasında tesadüfen denize düşer. Böylelikle, kapalı tabutun içinde dalgalarla boğuşan İsmail, hâlâ kaptanın oğlunu arayan Rachel gemisi tarafından kurtarılır.
     Romana Eleştirel Bakış:
     Moby Dick, yüce ve derin bir kitap. Öyküde, canlı bir hareket, heyecanlı maceralar ve dramatik sahneler var. Üslûp, hem şairane, hem romantik, hem de gerçek. İnsanı, “hayatını kurtarmak için yüzmek zorunda olduğunu” hissettiren bir anlatımı var.
     Melville, Moby Dick’i, güçlü olduğu bir zamanda yazdı. Zaten yazın hayatının gelişmeye başladığı tarih olan yirmi beş yaşı sonrasıydı. Öyle anlaşılıyor ki, be eseri, realist olmasına rağmen komik bir balina avcılığı öyküsü olarak kaleme almak istediyse de, daha sonra amacını değiştirdi. Artık Pequod, sadece bir balina gemisi değil, küçük bir dünya olmuştu. Mono manyak bir kaptan ve peşinden gittiği muazzam bir balina, eserde, realist yaratıklar olarak gösteriliyorsa da aslında sembolik şekiller ve giderek her okuyucunun kendince yorumlayacağı büyük ve belirsiz yaratıklar haline geliyor. Ahab, iyiyi ortadan kaldırmak isteyen, Allah’a karşı çıkan, şeytanla işbirliğine giren birisi mi, yoksa dünyanın kötülüğüne ya da kötü kadere isyan eden biri mi? Yoksa Ahab, sadece bir deli, çılgın veya sorumsuz ya da hedefini yanlış seçen inatçının biri mi? Bunlar, ortaya sürülebilen ve cevaplandırılması istenilen sorulandan sadece birkaçı. Ancak, bu gibi eserlerde, herkesçe kabul gören ortak bir cevap üzerinde durmak çok yanlış olur, hatta bazı durumlarda cevap bile alınmaması mümkündür.
     Eğer Moby Dick, okuyucunun düşüncesine meydan okuyan, okuyucuyu derine dalmaya sevk eden bir eser ise, bunun yanı sıra, en iyilerinden bir açık deniz öyküsü ve balina avcılığının destansı bir anlatımı…
     Herman Melville’in Yaşam Öyküsündeki Bilinmeyenler:
     New York şehrinde doğan Herman Melville, İskoç-İngiliz ve Hollanda asıllı idi. On bir yaşında iken, ailesi New York eyaletinin Albany kentine taşındı ve Herman da iki sene süreyle Albany Akademisi’ne devam etti. Çok borç bırakarak ölen babasının ardından, on üç yaşındaki çocuk, çeşitli işlerde çalıştı. Beş sene süreyle kâtiplik, ırgatlık ve geniş bir eğitimi olmamasına rağmen öğretmenlik bile yaptı.
     Belki daha iyi bir iş bulamadığından, on sekiz yaşında iken gemici oldu ve Liverpool’a giden bir şilepte kamarot yardımcısı olarak çalışmaya başladı. Gemide gördüğü zulüm ve Liverpool’un kenar mahallelerindeki sefalet, onun hayatındaki romantik tüm kavramları yıktı. Dört sene sonra Amerika’ya döndüğünde, kendisini karada tutacak iyi bir iş bulamadı ve bu defa, Güney denizlerinde balina avcılığına çıkan Acushnet adlı bir gemide çalışmaya başladı. Gemideki yaşam koşulları tahammül edilemeyecek derecede idi. Melville, böylece, bir arkadaşı ile birlikte Markiz adalarında gemiyi terk etti ve bir ay boyunca, Typee adlı yamyam bir aşiretin misafiri oldu. Gerçi bu hayat, onun tecrübesini arttırdı ise de, balina avına çıkan bir Avustralya gemisi, kendisini kurtardığı zaman memnun olmuştu. Ancak yine, bir başkaldırıda yer aldıktan ve kısa bir süre için hapsedildikten sonra, Tahiti civarında Eimeo’da gemiden ayrıldı. Yerliler arasında dolaştı, misyonerlerden ziyade onların yanında kaldı. Güney Pasifik’te avlanan bir balina gemisiyle Hawaii’ye geldi ve Amerika’ya giden bir askerî gemiye er olarak girdi. Acushnet ile denize çıkmasından üç sene sonra Boston’a geldiği zaman, denizcilik hayatı da sona ermişti.
     Başka bir iş bulamadığından, Melville yazmaya başladı ve denizdeki deneyimlerini, ilk dört kitabında satırlara döktü. Yamyamlarla geçirdiği hayatı anlatan Typee (1846), Tahiti’deki maceralarını anlatan Omoo (1847), Liverpool’a yaptığı ilk yolculuğu anlatan Redburn (1849) ve bir ABD harp gemisindeki son yolculuğunu anlatan Jacket (1850). Bu arada kaleme aldığı Mardi (1849), romandan ziyade bir alegoriydi. Mizahi yorumların bulunmasına rağmen diğer biyografik romanları gibi hiç tutunmadı.
     Melville’in büyük romanı Moby Dick, okuyucuyu memnun etmekle birlikte, yazarının beğenmediği yarı otobiyografik, yarı hikâye anlatım türünden olduğu için edebî çizgiden uzaklaştı. Eleştirmenler kitabı hem beğendiler, hem beğenmediler. Satışı da bu nedenle hiç iyi gitmedi. Daha sonraki dönemde yazarın verimini de düşürdü.
     Melville, 1847’de evlendi ve aile yükümlülüklerinden ötürü, dergilerde yazmaya, konferanslar vermeye başladı. 1866’da, New York gümrüğünde müfettiş oldu ve 1886’ya kadar bu işte kaldı. Hemen hemen tamamen unutulmuş olarak 1891’de öldü.
     Ancak öldükten sonra, şöhreti bir anda yükseldi. 19’uncu yüzyıl Amerika’sının yazarları arasında kitapları en fazla okunan ve kendisinden en çok söz edilen iki kişiden biri oldu. Diğeri Mark Twain’di. Melville’in şiirleri, öyküleri ve romanları tekrar tekrar basıldı. Bir zamanlar sırt çevrilen Herman Melville, bugün, Amerika’nın en büyük yazarlarından biri olarak kabul edilmektedir.

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz