Ölüdeniz’e Paraşütle Atlayış-FETHİYE

Ö

     Keçilerle birlikte 17 kilometrelik parkura tırmanıyoruz. Bizi zirveye taşıyan ekip şoförü, 1 saatlik uçurumlarla çevrili yolu son 10 yıldır tırmandığı için olsa gerek, “Tehlikeli bir yol, ama inanın neresinde hangi taş var, artık ezberledim!” diyor.
     Nihayet zirvedeyiz. Bulutlar bile bulunduğumuz noktaya ulaşana kadar tık nefes oluyor. “Fırla” işareti ile birlikte havalanıyoruz. Affınıza sığınarak tek cümlede özetleyeceğim. Adeta cennetin kapısından giriyorsunuz ve işte o an, bittiğiniz an oluyor!
     “Sene 1991. Bir haftalığına tatile gelmiştim. Öğrenciyiz o zamanlar. Güzel bir anı olsun diye yamaç paraşütü ile atladım. Ayaklarım yere değdiğinde kararımı vermiştim. Burada kalacaktım!” diyor Ölüdeniz’deki yamaç paraşütü faaliyetlerinin kurumsallaşmasında büyük emeği geçen genç girişimci, macera sporları şirketi Escape’in sahibi İbrahim Önal. “Buradan aşağıyı gören, sevdalanır. Büyük bir aşktır bu. Sizi avuçlarına bir kez aldı mı bırakmaz,” diyen pilotumuzla (branşın raconu gereği paraşütü idare edenlere pilot ismi veriliyor) bu sohbeti, atlayış noktası olan 1.970 metre yüksekliğindeki Babadağı’nın dumanlarla kaplı zirvesinin de üzerinde bir yerde gerçekleştiriyoruz. Bir yandan da, ayaklarımızın altında adeta bizle yarış edercesine hareket eden bulutların, dil çıkaran muzip çocukları andırırcasına, ara sıra kendini geri çekmesiyle önümüzde uzanan Ölüdeniz Yarımadası’nı izliyoruz. Gökyüzünün maviliği ile Akdeniz’in mavisi, adeta en çok kim mavi dercesine birbirlerine nazire yapıyor. Gökyüzü ile denizi pelerin yapıp, sırtımıza alıyoruz.
     Edebiyat değil, gerçek anlamda bulutları avuçluyoruz! “Şimdi beni daha iyi anlıyorsunuz değil mi?” diye soruyor İbrahim, atlayıştan önce bu işe nasıl sevdalandığını anlattığı anlara atıfta bulunarak. Dediğine göre bir keresinde tam 6,5 saat havada kalmış! Bu arada “Yerin suyu mu çıktı da gökyüzünde mülakat yapıyorsunuz?” diyecek olursanız, cevabımız “Evet çıktı!” olacak. Zira konu, doğası icabı yukarıda olmayı gerektiriyor.
Ölüdeniz, dünyanın değişik bölgelerinden yamaç paraşütçülerini mıknatıs gibi çekiyor. Kaldığım otelin resepsiyon görevlisi Ömer, cazibenin sırrını çözmüş, “Abi dünyanın her yerinde dağ var; ama her dağın eteğinde böylesi harika bir deniz yok,” diyor. Yukarıdan gördüğüm inanılmaz manzara (ki, gerçek anlamda inanılmaz. Bu noktada insanın kalemi pes ediyor!) Ömer’i doğruluyor. İbrahim, sadece bu yıl 60 bine yakın tandem atlayışı (deneyimli bir pilot ile birlikte yapılan atlayış) yapıldığına dikkat çekerek, yamaç paraşütünün Ölüdeniz’e ciddiye alınması gereken bir ekonomik girdi sağladığına işaret ediyor. “Sadece bu sezon 2 milyon dolar civarında para bıraktı yamaç paraşütü. Yiyecek ve konaklama gibi ekstralarla bu rakam 5-6 milyona kadar çıkıyor. Mevcut şartlar iyileştirilirse, birkaç yıl içerisinde bu rakam inanılmaz oranda artabilir. Babadağı’ndaki atlayış noktasına çıkılan yol tüm girişimlere rağmen halen patika. Tırmanışta keçiler size eşlik ediyor. Yamaç paraşütü düzenleyen firkmaların arabaları, bölgedeki tamircilerin en yağlı müşterisi olmuş. Yol asfaltlansa işin getirisi daha büyük olacak. Bu noktada Orman Bakanlığı’nın her atlayıcıdan her seferde 15 tl ayakbastı parası aldığını söylemekte fayda var. “Bazen büyüklerimizin spor yapan insanlardan hoşlanmadığını bile düşünüyor,” diyor İbrahim ve bir de teklifte bulunuyor: “Sadece benim şirketim bu zamana kadar milyarlarca ayakbastı parası ödedi. Yapmayacaklarsa bıraksınlar yolu biz yaptıralım.” Buradan ilgili bakanlıklarımıza seslenmekte fayda var. Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nü birincilikle bitirmiş olan İbrahim’in ekonomik önerisini dikkate almakta fayda var! Zira bu sporu yapan amatör sporcular genellikle üst gelir grubuna dahil, Türkiye’nin istediği türden para harcayan profili. Kıssadan hisse, Türkiye, o çok bildik kültür, kum, güneş ve denizine bir de mavi semalarını ekleyebilir. Bu iş’te çok ekmek ve sınırsız heyecan var.
(Ali Çimen’den aktarım)

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz