Pehlivanlar Diyarı Edirne

P

     Edirne, Marmara Bölgesi’nin Trakya kısmında yer alır. Güneyinde Ege Denizi, kuzeyde Bulgaristan, batıda Yunanistan, doğuda Tekirdağ, Kırklareli ve Çanakkale illeri ile çevrilidir. Kuzeyinde Yıldız Dağları, güneyinde Koru Dağları ve Ege Denizi’nin Saros Körfezi, batısında Meriç Nehri ve Meriç Ovası, doğusunda da Ergene Ovası’nı içine almakta olup, il topraklarının %80’i tarıma elverişlidir. Meriç Irmağı, ilin Yunanistan’la sınırını oluşturur. Irmağın doğu yakası Edirne, batı yakası Yunanistan’dır. Yüzölçümü 6.276 km2 olan Edirne’nin, deniz seviyesinden ortalama yüksekliği 41 metredir. Edirne, idari yapı olarak, biri merkez ilçe olmak üzere 9 ilçe, 26 belde ve 248 köyden oluşmaktadır.
     Edirne’nin Çardakaltı yöresinde yapılan arkeolojik kazılar bölgede ilk yerleşimin M.Ö.3-4 bin yıllarına kadar uzandığını gösteriyor. Ama ne yazık ki Roma döneminde yapılıp, Bizans döneminde onarılan sur ve Saat Kulesi’nden başka o dönemlerden kalan eser yok. Ancak Osmanlı döneminin çok sayıda büyük eseri Edirne’dedir. Edirne bir dönem Osmanlı’ya başkentlik etmiş, nüfusu 350.000’e ulaşmış ve Avrupa’nın 4. büyük kenti olmuştur. Sonraki yıllarda Edirne önemini kaybetmiş, nüfus 1915’te 135.000’e kadar düşmüş, önce Rus, ardından Bulgar ve Yunan işgali altında kalmış ve nihayet işgal 1922’de sona ermiştir. Osmanlı’nın kenti almasından sonra Müslümanlığı kabul etmeyenlerin oturmayı sürdürdüğü Kaleiçi, eski yapılarıyla kentin tarihi çekirdeğini oluşturmuştur.
     İlin önemli akarsularından olan Meriç, Tunca, Arda ve Ergene nehirlerinin debileri Mart-Nisan aylarında yoğun yağışlara bağlı olarak maksimum seviyeye ulaşmaktadır. Yaz aylarında da normal debilerini muhafaza etmektedir. Yörenin en önemli tarım potansiyeli olan çeltik ekim ve sulama zamanlarında ise, nehir debileri en az seviyededir. Edirne, akarsular dışında kalan yüzey sularını, doğal göller, barajlar, rezervuarlar ve göletler oluşturmaktadır. Doğal göllerin çoğu Meriç’in denize döküldüğü Enez yöresindedir. Bu göller Gala, Dalyan, Taşaltı, Tuzla, Bücürmene, Sığırcık ve Pamuklu gölleridir. Edirne, hem Akdeniz ikliminin hem de Orta Avrupa’ya özgü kara ikliminin etkisi altında kalan bir geçiş bölgesidir. Bölge Karadeniz, Ege ve Marmara denizlerinin de etkisiyle zaman zaman ve yer yer farklı iklim özellikleri gösterir. Kışları, Akdeniz iklimi etkisini gösterdiğinde de oldukça sert ve kar yağışlı geçmektedir. İlin bitkisel üretim açısından önem taşıyan Ergene Havzası’nda ise sert bir kara ikilimi egemendir.
     Ağaç işlemeciliği, lake kap ve kutu yapımcılığı, çiçek ressamlığı, kitap kapakçılığı, talîk yazı ve oyuculuğu, mezar taşçılığı el sanatlarının en başında gelir. Bir dönem Osmanlı İmparatorluğu’na başkentlik yapan Edirne’de el sanatları çok gelişmiştir. Ahşap işlemeciliğinin yanı sıra, süpürgecilik bir el sanatı olarak varlığını sürdürmektedir. Mis sabunculuğu de geleneksel el sanatları arasındadır. Edirnekâri (Edirne işi), saray kenti Edirne’nin yüksek nitelikli sanatsal yaratım etkinliğinin el sanatlarına yansıması sonucu Edirne’den gelişen bir süsleme üslubudur. 14. yy.dan beri farklı malzemeler üzerine uygulanmaktadır. Günümüzde, sandık, dolap, çerçeve gibi ahşap malzemeler üzerine boya ile işlenerek yapılmaktadır. Osmanlı başkenti Edirne, Türk çini ve seramik sanatının önemli merkezlerinden biriydi. Saray ve anıtsal yapıların çinileri, Edirne’nin kültür mirası içinde önemli bir yer tutmaktadır.
     Edirne, sosyal yaşantısı açısından çok gelişmiş durumda olan bir ilimizdir. Tarih ve kültür zenginliği, tarımdaki verim ve gelişmekte olan sanayi sosyal yaşantıyı olumlu yönde etkilemektedir. Rumeli’nin çok değişik yörelerinden gelen göç olaylarıyla birlikte halkın, yaşam tarzı da beraberinde gelişmiştir. Bu nedenle köylerle kentler arasındaki yaşayış farkı giderek ortadan kalkmış ve Edirneli çağdaş yaşama her zaman açık olmuştur. İl ekonomisi tarım ağırlıklıdır. Bununla birlikte ilin Avrupa’yı İstanbul ve Ortadoğu’ya bağlayan yol üzerinde olması, tarım dışı etkinliklerin de gelişmesini sağlamıştır. Yüzyıllardan beri önemli bir tarım merkezi olan Edirne, 19. yy. sonlarında İstanbul’un tahıl ambarı ve mandırasıydı. Balkanlar’da ve Trakya’da Cumhuriyetin kuruluşuna değin süren savaşlar, karışıklıklar, Edirne’nin sosyo-ekonomik yapısını doğrudan etkileyen büyük ölçekli nüfus hareketlerine yol açtı. Lozan Antlaşması sonrasında Doğu Trakya’nın Bulgar ve Rum halkı batıya göç ederken, Batı Trakya’nın bir bölüm Türk halkı da doğuya göç etti. Göçler ve nüfus değişimi II. Dünya Savaşı sonrasına değin sürdü. Göçlerden önce bağcılık, şarapçılık, ipekböcekçiliği gibi işler Rumların elindeydi. Göç sonrası bu etkinlikler yok olurken yöreye yerleştirilen yeni nüfusla birlikte tütün ve ayçiçeği tarımına geçildi. Cumhuriyet sonrasında canlanmaya başlayan Edirne tarımı, 1950’lerde traktörün yaygınlaşmasıyla yapısal bir değişiklik yaşadı. Çayır ve otlakların büyük ölçüde ekime açılması ilin geleneksel etkinliklerinden biri olan hayvancılık ve mandıracılığın gerilemesine yol açtı. Günümüzde il tarımında ağırlık bitkisel üretimdedir. Geniş ve verimli düzlüklerin büyük bölümünde buğday, ayçiçeği ve çeltik ekilidir.
     Selimiye Camii: Kentteki en önemli tarihi eser olan Mimar Sinan’ın “Ustalık eserim” dediği Selimiye Camii, Türkiye’nin uluslararası mimari değerlerinin başta gelenidir. 22.202 m2.lik alana yayılan külliyenin bir bölümü Türk-İslam Eserleri Müzesi (Selimiye Müzesi) olarak düzenlenmiştir. 1569-1575 yılları arasında yapılan külliyenin 27.760 kese akçeye mal olduğu bilinmektedir. Edirne’ye yaklaşırken uzaklardan görünen caminin kubbesi 31.30 metre çapında, 43.28 metre yüksekliğindedir. Minarelerinin hepsi eşit yüksekliktedir ve 70.89 metredir. Cami sadece mimarisiyle değil iç süslemeleri, çinileri ile de bir şaheserdir. Camiye giderken içinden geçilen Sera Park’ın köşesinde Mimar Sinan’ın heykeli vardır.
     Kentin Selimiye dışındaki başlıca camilerine gelince; bunların en eskisi bir Bizans kilisesi yerine kurulan Yıldırım Beyazıt Camisi’dir (1397). Kent merkezindeki Eski Camii (1414), Tunca Irmağı’nın sağında Gazi Mihal (1422), Gazi Mihal Köprüsü’nden girişte Şahmelek Paşa (1429), Ayşe Kadın (1469), Sitti Sultan (1482), Kadı Bedrettin (1530), Süleyman Paşa (1548) yapılış sırasıyla diğer camilerden bazılarıdır. II. Beyazıt Camii (1488) ile Cumhuriyet Alanı’ndaki Üç Şerefeli Camii (1447), Selimiye’den sonraki iki büyük camidir.
     Camilerden sonra kent merkezinde bulunan tarihi çarşılardan Bedesten (1417) ve Ali Paşa Kapalıçarşısı’na (1569) mutlaka uğramalısınız. Ayrıca Edirne ciğercileri ile de ünlüdür.
     Belki de ciğer pişirip satan dükkânların oluşturduğu tek sokak da Edirne’dedir. Selimiye Camii’nin bünyesinde bulunan Arasta’dan bir çeşit kuvvet macunu olan “Devr-i Misk” satın alabilirsiniz. Badem ezmesi ve peynir şekeri de Arasta’da satılan Edirne’ye özgü şekerlemelerdir. Sarayiçi’nin doğu yönünde Kanuni Sultan Süleyman Köprüsü, Sarayiçi’ne girişi sağlayan Fatih Köprüsü, Rüstempaşa Kervansarayı (1561’de yapılmış ve günümüzde Kervansaray Oteli olarak Kullanılmaktadır), Ahmet Paşa Kervansarayı (1609), Taşhan, tarihi Edirne’den kalan başlıca eserlerdir. Başkent İstanbul’un batı ile bağlantısını sağlayan yol üzerinde bulunuşu nedeniyle kentte çok sayıda kervansaray kurulmuştu. Kent gezisinin önemli durakları arasına Türk-İslam Eserleri Müzesi, Arkeoloji ve Etnografya Müzeleri’ni de katmalısınız.
     Sarayiçi: Edirne bir dönem Osmanlıların başkentiydi. Padişahların Edirne’de ikamet ettikleri dönemde yaptırılan saraylardan Edirne Saray-ı Hümayunu, Osmanlı sarayları arasında Topkapı’dan sonra en büyüğüdür. Tıpkı Topkapı gibi, her padişahın yaptığı eklemelerle büyüyen saray, bakımsızlık ve doğal afetler nedeniyle yok olmuş, sadece Sarayiçi denilen, Tunca Nehri’nin çevirdiği alanda bir köşk ve kule günümüze ulaşabilmiştir. Kentin doğu ucunda bulunan ve Sarayiçi denilen bu bölge, şimdilerde tarihi Kırkpınar Güreşleri’nin yapıldığı yerdir ve her yıl Haziran sonu ile Temmuz başı arasında yapılan ve üç hafta süren güreşler sırasında bir panayır yerine dönmektedir.
     Kırkpınar Güreşleri ve Tarihçesi: Tarihi Kırkpınar Güreşleri’nin doğuşuna ilişkin çeşitli rivayetler var. Bunlardan en yaygın olanı kısaca şöyledir: 1346 yılında Orhan Gazi’nin Rumeli’yi ele geçirmek için düzenlediği seferler sırasında, kardeşi Süleyman Paşa 40 askerle Bizanslılara ait Domuzhisar’ın üzerine yürür. Baskınla burasını ele geçirirler. Öteki hisarların da ele geçirilmesinden sonra, 40 kişilik öncü birlik geri döner ve şimdi Yunanistan topraklarında kalan Samona’da mola verirler. 40 cengâver burada güreşe tutuşurlar. Saatlerce süren güreşlerde, adlarının Ali ile Selim olduğu rivayet edilen iki kardeşin bir türlü yenişemedikleri görülür. Daha sonra bir Hıdrellez gününde, Edirne yakınlarındaki Ahıköy Çayırı’nda aynı çift yeniden güreşe tutuşurlar. Bütün bir gün güreşmelerine rağmen yine yenişemeyen kardeş pehlivanlar, gece boyunca da mum ve fener ışığında mücadelelerini sürdürmeye devam ederler. Ancak solukları kesilerek oldukları yerde can verirler. Arkadaşları onları aynı yerdeki bir ağacın altına gömerek oradan ayrılırlar. Yıllar sonra ise aynı yere gittiklerinde iki pehlivanın mezarlarının bulunduğu yerde gür bir pınar görürler. Bundan sonra halk orada yatanların anısına o yöreye “Kırkpınar” adını verir. Yunanistan’ın Samona köyünün merası içindeki alan asıl Kırkpınar Çayırı’dır. Balkan Savaşları ve Birinci Dünya Savaşı sonunda, Kırkpınar Güreşleri Edirne ile Mustafapaşa yolu arasındaki “Virantekke” denilen yerde düzenlenmiştir. Cumhuriyet’ten sonra 1924 yılında ise güreşler Edirne’nin Sarayiçi mevkiinde yapılmaya başlanmıştır. Kırkpınar Güreşleri 1928 yılına kadar ağalar tarafından düzenlenmiştir. Ancak 1928 yılında ülkede meydana gelen ekonomik sıkıntılar nedeniyle ağalığa talip çıkmayınca, güreşlerin organize ve gelenleri ağırlama işi Kızılay ve Çocuk Esirgeme Kurumu tarafından üstlenilmiştir. 1946 yılında ise, tarihi Kırkpınar Güreşleri Edirne Belediyesi’nce düzenlenmeye başlanmıştır.
     Karaağaç: Kentin doğu ucu Kırkpınar ise, batı ucu da Karaağaç’tır. Kent merkezi’nden 10 km. uzaklıkta olan ve Osmanlı döneminde yazlık dinlenme yeri olarak kullanılan Karaağaç’ın önemli bir özelliği daha vardır. Meriç Nehri hep sınır çizgisidir de, bir tek buradan batısına geçme olanağı sağlar. Karaağaç’ta Rumeli demiryolunun 1873’te açılmasının ardından yapılan görkemli Gar Binası, 1971’de tren hattının yer değiştirmesiyle yalnızlığa terk edilmiştir. Raylar ve gişeler sökülmüş, bir tek o günleri simgeleyen bir kara tren lokomotifi bırakılmıştır. Gar Binası şimdi Trakya Üniversitesi tarafından kullanılmaktadır. Üniversite, binanın bir bölümünü Lozan Müzesi’ne dönüştürmüş, önüne de Lozan Anıtı yapılmıştır. Anıt üç büyük sütunu birbirine bağlayan beton çember üzerine oturtulan kadın heykelinden oluşmaktadır. Sütunlardan en uzunu Anadolu’yu, ortancası Trakya’yı, kısası da Karaağaç’ı simgelemektedir.
     Gezilecek Yerler: Koru Dağı ve Söğütlük Orman İçi Dinlenme Yerleri, Sarayiçi, Erikli Plajı, Edirne ve Enez Kaleleri, Khrysopege Kilisesi, Peykler Medresesi, Saatli Medrese, Saray-ı Cedid (Yeni Saray), II. Beyazıt ve Sokullu ya da Kasım Paşa Külliyeleri, Yıldırım Beyazıt, Eski Beylerbeyi, Gazi Mihal, Mezit Bey (Yeşilce), Muradiye, Şah Melek, Üç Şerefeli ve Selimiye Camileri, Bedesten, Ali Paşa Çarşısı ve Arasta, Rüstem Paşa Kervansarayı ve Ayşe Kadın adıyla da bilinen Ekmekçioğlu Ahmet Paşa Kervansarayı, Küçük Rüstem Paşa Hanı, Gazi Mihal, Saraçhane (Şehabeddin Paşa), Fatih, Beyazıt, Yalnız Göz, Saray (Kanuni), Tunca, Meriç Köprüleri ile Uzunköprü, Edirne Arkeoloji ve Etnografya ile Edirne Türk-İslam Eserleri Müzeleri, gezilecek yerlerin başında gelmektedir.

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz