CHP’li Diye Bilinirler!..

C

       “Şimdi, sadece siz değil, tüm devlet dairelerine girişte, köşe başı görevlere atanmada ya da bir unvan alma durumlarında hep karşımıza çıkan “tahkikat” sorunuyla karşı karşıyasınız. İnsanı canından bezdiren, sonunda bazen hiç hak etmediğiniz sürprizleri içeren, aylar süren bir bekleyiş. Bakışlarınız donuk, burnunuz cama yapışık postacının gelişini gözler durursunuz!..”

       Artık, uzun bir bekleme dönemine girmiştim. Bu dönem içerisinde, teşkilât tarafından en ince ayrıntısına kadar tahkikat yapılacak, elde edilen bilgiler ışığında, hakkımızda olumlu veya olumsuz hüküm verilecekti. Bu arada; kim bilir belki de, ortanca dayımın rahmetli olmuş birinci hanımının ölümüne neden olan trafik kazasındaki sır perdesi aralanacak, sürücü de bilmem kaç yıldır devam eden “Kan Davası”, ilgili mahkemeler tarafından sonuçlandırılabilecekti. O kadar soruyu boşu boşuna sormamışlardı… Hepsini tek tek araştıracaklar ve doğru olup olmadığını ortaya çıkaracaklardı. Gerçeklere uygun olmayan tek bir cevap vermiş olması bile, adayın müracaatının iptal edilmesine neden olabilecekti…
       Günler haftaları, haftalar ayları kovalamış, sonunda eylül ayına gelmiştik. Aslında, son iki aydır ümidimi kesmiş, başka bir iş aramanın çalışmalarını yürütmeye başlamış, hatta bir iki yere müracaat bile etmiştim. Kendi kendime, bir tahkikatın bu kadar uzun sürmesinin mümkün olamayacağını söyleyip duruyordum. Dile kolay, aradan tam altı ay geçmişti! Acaba ortada gerçekten aksayan bir şeyler mi vardı?
       Ne yazık ki, bu işin raconu(!) böyleydi! Bugün memuriyete girebilmek için müracaat edenlerin birçoğunun, bazen bir yılı aşkın bir süre bekletilmelerinin gerçek nedenini, işte o zamanlardan düşünmeye ve daha sonra da anlamaya başlamıştım!
       Hiç, on beş gün veya bir ay içinde tahkikat tamamlanır mıydı? Olacak şey miydi bu? Sonra ne derdi üst makamlar? Hani o, her alt makamın üstünde bulunan üst makamlar, “Oturduğun yerden rapor yazmışsın!” demezler miydi? Üst makamların fırçası da ağır olurdu hani! Bütün alt makamlar bunu iyi bilirlerdi! Onun için, hem bürokratik kurallara uyacaksın, hem de işin ağırlığını hissettireceksin… Doğrusu buydu!
       Kabul etmemiz gerekir ki, tahkikat aşamalarını yürüten bütün güvenlik kuruluşlarında da hal böyle değil midir? Genel merkezlerde, şubeler arasında sürdürülen yazışmalarda –ki, aynı binada birinci kattan ikinci kata bir haftada evrak iletildiği, hatta evrakların kaybedildiği bile bilinirken– yitirilen zamanı bir düşünün… Örneğin Jandarma Teşkilâtı’nda; herhangi bir okul sınavını kazanmış bir aday –hele bu aday, Anadolu’nun köylük bir bölgesinden ise– hakkında yapılacak olan mahalli tahkikat için, Eğitim Komutanlığından Genel Komutanlığa, oradan Bölge Komutanlığına, oradan da İl Jandarma Komutanlığına, daha sonra da İlçe Jandarma Komutanlığına ve en sonunda da mahalli Jandarma Karakol Komutanlığına yazılar yazılacak ve bu yazılar, her kademede en az on beşer gün bekleyecek…
       Mahalli karakol komutanı, köy muhtarına haber göndererek, uygun bir zamanda yanına uğramasını söyleyecek… Bir hafta sonra da, işini ayarlayan ve torbasını(!) hazırlayan –ki, komutanın yanına eli boş gitmek olmaz, âdettendir!– muhtar gelecek, çaylar içilirken muhtarın düşünce yapısına bakılmaksızın, ondan gerekli bilgiler alınacak ve bu tek bir kişinin kanaatiyle de rapor düzenlenecek… Pek tabii, gerekirse, muhtar yerine bir başka güvenilir kişi de bu iş için kullanılabilecek… “Ahmet oğlu Mehmet’in, yarar veya yaramaz bir adam olduğu,” böylelikle ortaya çıkarılacak!
       Bu rapor, sırasıyla yine aynı kademelerden, yine aynı sürelerde geçtikten sonra merkeze ulaşacak. Geçti mi sana dört beş ay? Aynı şahıs hakkında, diğer güvenlik kuruluşlarından gelecek raporların beklenilmesi de cabası! Onlarda da bir farklılık yok… Prosedür aynen uygulanacak!
       Sonra, merkezdeki görevli, gelen bütün sonuçları alacak, okuyacak, karşılaştıracak, haklı olarak düşünecek… Yine düşünecek ve sonunda kanaatini yazacak. Tarafsız olduğu için de, sonucun olumlu ya da olumsuz olması, onu hiç mi hiç ilgilendirmeyecek, etkilemeyecek!
       Tabii ki bu arada, merkezlerde, ilgili şubeler tarafından arşiv çalışmaları yapılacak ve varsa, bütün kirli çamaşırlar ortaya dökülecek. Çamaşırlarınızın tamamen beyaz olduğunu iddia etmiş olsanız bile kıyıda köşede kalmış bir şeyler aranacak. Hiç öyle şey olur mu? Bu devirde bir kişinin, sütten çıkmış ak kaşık olduğu söylenebilir mi? Çamaşırında ufak bir leke… Vardır mutlaka, vardır! Arayın, tarayın, bulun, çıkarın… Olmadı yaratın! Yaratırsanız, belki daha çok takdir görürsünüz!
       Her neyse, benim tahkikatım da tamamlanmış ve sonucunda altına, koskocaman bir “OLUMSUZ” kanaati eklenmişti!
       Ailecek büyük bir hayal kırıklığı yaşıyorduk. Bildiğimiz kadarıyla, herhangi bir engelimiz, olumsuzluğumuz yoktu. Hatta doldurduğumuz formun son beş sayfasında yer alan kişilerin hiçbiri trafik suçu bile işlememiş, yere dahi tükürmemişlerdi. Gerçi ben, lise son sınıfta bir kez Ajda Pekkan’ın filmini seyretmek için –o zamanının vamp yıldızıydı… Nasıl bir türlü yaşlanmadı, anlamıyorum!– okulu asmıştım ama sırf yeni yeni başlayan ideolojik gruplaşmalardan etkilenmemek için, üniversitede sınıfın en arka sırasına yıllar boyu oturmayı bile göze almıştım. Bu yüzden adım, ikinci sınıftan itibaren, “Yalnız Psikopat”a çıkmıştı!
       Yoksa bu olumsuzluk, annemin cüzdanından gizlice yürüttüğüm paralar nedeniyle miydi? Soruşturma sırasında öğrenmiş olabilirler miydi? Yok canım… Olamazdı! Annemin dışında kimse bilmiyordu ki! O da kimseye söylemezdi! Peki, neydi bu olumsuzluk?
       Babam, iki gündür sinirli sinirli geziniyor, ucu kendine de dokunan bu sonucu, bir türlü kabullenmek istemiyordu. Nihayet kararını vermiş ve teşkilâtın üst kademesinde çalışan eski arkadaşlarından birkaçını aramak zorunda kalmıştı.
       Kısa bir süre sonra, olumsuzluğun gerçek nedenini öğrenmiştik. Bu konuda, akrabalarımızın birçoğunun halen oturmakta olduğu köyden gelen rapor, aşağı yukarı şöyle düzenlenmişti:
       “… Köyü, iki mahalleden oluşmaktadır. Söz konusu … ailesinin de oturduğu yukarı mahalle, genellikle CHP’li diye bilinmekte ve seçimlerde toptan bu partiye oy vermektedirler… Bu bilgiler, son seçimlerde sandık kurulu üyesi olup, şimdi aşağı mahallede ikamet eden köy muhtarı …’dan derlenmiştir. Adı geçenlerin hiçbirisinin mahalli vukuatı bulunmamakta ve hepsi çiftçilikle iştigal etmektedirler… İmza.”
       Aradan bunca yıl geçmiş olmasına ve görevimiz icabı yüzlerce kişinin tahkikatına imza atmış bulunmamıza rağmen, ne yazık ki sistemin yine aynen işlemeye devam ettiğini söylemek ve kabul etmek durumundayız!
       Buna daha pratik çare bulmanın, teknolojiden yararlanmanın ve iletişim hızını arttırmanın zamanı gelip geçmiştir. Bugün, gençlerimizin birçoğu, devletin kendilerine vereceği görevleri, ne yazık ki, kahvehane köşelerinde “Maça Kızı” oynayarak beklemekte, onlarla birlikte aileleri de perişan olmaktadır.
     Bir diğer anlaşılmayan husus da; bir evrakın, bir kademede on beş gün bekletilmesine neden izin verildiğidir!
       Üstüne üstlük, devlet, bir evrakın bu kadar süre bekletilmesine cezai yaptırım uygulayacağına, “Tekid”(*) müessesesini gündeme getirmiştir. On beş gün içinde yazınıza cevap gelmedi mi, yaz bir tekid yazısı! Yine göndermedi mi… On beş gün sonra ikinci tekid, sonra üçüncü tekid! Prosedür bu konuda nasıl olsa müsait… Bekleyen varsa beklesin, ne olmuş yani?
       Evet, hakkımızda birtakım tahkikatların yapılması gereklidir. Böylelikle hiç olmazsa, ne renk çamaşır kullandığınızı ve deterjanınızın kalitesini öğrenmiş olursunuz! Ama siz, siz olun, öyle ailece tek bir partiye oy vermeyin! Hele hele, yukarı mahallelerde kesinlikle oturmayın… Bakın, ne kadar boş yer var! Şöyle, sağa sola dağılıverin! Hatta mümkünse, muhtarın oturduğu mahalleye yerleşin ve kahvede onun partisine oy verdiğinizi bağıra bağıra söylemekten çekinmeyin! Maazallah, yarın çocuğunuzun veya torununuzun tahkikatı istenilirse –ki, bir yerde mutlaka istenecektir– en azından, önceden tedbirinizi almış olur ve böylelikle, bilmem kaç yüz kilometre uzaklıktaki amcalarınızın vermiş olduğu oy nedeniyle onun geleceğinin karartılmasını engellersiniz. 

(*) Tekid etmek: Pekitmek, tazelemek, hatırlatmak.

(DEVAMI YARIN)

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz