Keloğlan İle Sincap

K

     Bir zamanlar bir köyde, ihtiyar bir kadın ile oğlu Keloğlan yaşarmış. Fakirlikten, açlıktan perişan durumdalarmış. Bazen evde yiyecek hiçbir şey bulunmaz, oğul Keloğlan sepeti alır eline düşermiş ormanın içine. Biraz mantar toplar getirirmiş anasına pişirmesi için.
     O gün yine sıkıntılı günlerden biriymiş. Hava sisli ve yağmurluymuş. Keloğlan yine ormana gitmiş. Başlamış mantar toplamaya. Biraz da kendi yemiş. Sonra dinlenmek için oturmuş koca bir ağacın altına.
     Başını kaldırınca bir sincap görmüş. Sincap öylece oturup duruyormuş. Keloğlanı görünce, birden daldan aşağı inmiş sincap ve ağlamaya başlamış. Keloğlan, kucağına almış sincabı, öpmüş sevmiş, sakinleştirmeye çalışmış.
     “Ah! Ah!” demiş sincap. “Senin gibi bir arkadaş bulamadım şimdiye kadar!”
     Kendisi de dertlenen Keloğlan fakirliğini anlatmış sincaba. Çok acımış sincap onun bu haline;
     “Gel de sana bir iyilik yapayım!” demiş.
     Saatlerce yürümüşler ve sonuçta orman bitmiş, uzakta kayalıklar görünmüş. Sincap;
“Oraya git, seni keklikler karşılayacak sana üç soru soracaklar, doğru bilirsen ne kazanacağını görürsün!” demiş.
     Gerçekten de Keloğlanı keklikler karşılamış. Kraliçe keklik;
     “Sana üç sorumuz var, bilirsen iki küp altın alacaksın!” diye konuşmuş.
     “Sorun?” diye karşılık vermiş Keloğlan.
     Bir kiraz ağacını gösteren Kraliçe keklik;
     “O ağaçta kaç kiraz var, söyle bakalım?” diye sormuş.
     “Onu bilmeyecek ne var, sesin altın tüylerinin sayısı kadar!” diye yanıt vermiş Keloğlan. “İnanmıyorsanız sayın da bakın!”
     Doğru kabul etmişler bu yanıtı.
     İkinci soru; “Dünyanın tam ortası neresidir, biliyor musun?” şeklindeymiş.
     Bunu da, “Tam sizin ayağınızın bastığın yerdir!” diye yanıtlamış Keloğlan. “İnanmıyorsanız ölçün de bakın!”
     Bu da doğru kabul edilmiş.
     Son soruda ise, eline iki tane ceviz alan Kraliçe, “Hangisi daha ağır, bil bakalım?” diye sormuş.
     “Suya daha fazla batan ceviz daha ağırdır!” diye yanıtlamış Keloğlan.
     Bu soru da doğru kabul edilince, iki küp altın vermişler kendisine.
     Koşa koşa evine dönmüş Keloğlan, altınları anasına teslim edip hemen sincabı aramaya başlamış. Sincabı bulunca onu yine ağlar görmüş;
    “Ben,” demiş sincap, “Aslında padişah kızıyım. Fakat bana büyü yapıldı ve bu hale geldim.”
     Ona yardımcı olacağını söylemiş Keloğlan. Ancak sincap;
     “Çok zor!” demiş. “Kaf Dağı’na gideceksin, içinde bir ejderhanın yaşadığı mağaradan zümrüt suyunu alıp getireceksin…”
     Kasabadan yanına keskin bir kılıç alan Keloğlan, sonunda Kaf Dağı’na varmış. Mağaranın ağzında bekçilik yapan dev yılanları kılıcıyla birer birer kesmeye başlamış. Yılanların çıkardığı sesi duyan ejderha, mağaradan çıkıp aşağı doğru inmeye başlamış. Bunu fırsat bilen Keloğlan, mağaraya girip zümrüt suyunu getirdiği şişeye doldurmuş.
     Hiç zaman geçirmeden sincaba geri dönen Keloğlan’ı sevinçle karşılamış sincap; zümrüt suyunu içer içmez de dünyalar güzeli bir kız oluvermiş. Birlikte kızın padişah babasının sarayına gitmişler. Padişah da durumu öğrenince bir deve yükü altın armağan etmiş Keloğlana. Anası ile ömürlerinin sonuna kadar sıkıntısız, mutlu bir yaşam sürmüşler…

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Sevgi