Şifre: “Çoraplar Yeşil Renkte…”

Ş

       “Eğer ilerde gün gelir, görev yaptığınız ünitenin telsiziyle bir başka üniteye özel bir haber iletmek durumunda kalırsanız; yapmayın! Açın cep telefonunuzu, kime ne iletecekseniz onunla konuşun ya da mesaj çekin. Gizli servislerin birbirlerinin telsizlerini dinlediklerini, sinekten yağ çıkarırcasına en ufak kelimeyi bile değerlendirdiklerini unutmayın!..”

       Adaptasyon dönemini gayet sakin geçiriyordum. Altıncı günümü de doldurmuştum. Rahatım yerindeydi. Günlük mesainin tamamlan­masından sonra, yemek faslının ardından odama çekiliyordum. Kaldı­ğım misafirhanede, benimkinden başka birkaç oda daha vardı. Sade­ce banyo ortak olarak kullanılıyordu. Ben de, misafirhanede başka kimse bulunmadığı için rahat davranıyor, her gün banyomu yaptıktan sonra, giymiş olduğum günlük çoraplarımı yıkıyor ve kurusun diye de banyo perdesinin takılı bulunduğu telin üstüne asıyordum. Ne yapa­lım, annem bu konuda özellikle kulağımı çekmiş ve neler yapmam gerektiğini bana tek tek söylemişti…
       O hafta sonu, Ankara’dan bir teknisyen gelmişti. Bazı teknik ci­hazların periyodik bakım ve kontrolünü yapacaktı. Kendisini çok kısa bir süre içinde görmüş, tanışmanın dışında fazla konuşma fırsatı bula­mamıştım. Sadece akşam yemeği sırasında, “Bir gece kalacağını ve buradan başka bir şehre gideceğini,” söylemişti. Kırk-kırk beş yaşla­rında, babacan bir adamdı. Gerçekten, o gece misafirhanede kalmış ve ertesi sabah, ben daha uyanıp ayaklanmadan çekip gitmişti…
       Pazartesi gayet güzel başlamıştı. Hafta başı olduğu için kendimi daha zinde hissediyordum. Demek ki, toplumumuzda bayağı yaygın olan bu “Hafta Başı Sendromu” bende de yerini bulmuştu.
       Güzelce giyinmiş ve ana binaya henüz geçmiştim ki, üzerinde kırmızı harflerle “GİRİLMEZ” yazılı ikaz levhasının bulunduğu odanın kapısı açıldı ve telsiz sorumlusu olarak daha önceden tanıştırıldığım şahıs;
       “Bir dakika,” dedi. “Konunun ne olduğunu pek anlayamadım, ama geçen gün buraya gelen teknisyen arkadaş, biraz önce telsizle aradı. Sizin çoraplarınızın rengini soruyor.”
       Şaşırmıştım! Benim çoraplarımın rengi onu neden bu kadar ilgi­lendiriyordu ki? Çifti iki buçuk liraya satılan sıradan tezgâh çorapla­rıydı işte… Karşımdakinin gülümseyen gözleri, ayaklarıma dikilmişti. Artık yapacak bir şey yoktu. Ben de, yavaş yavaş pantolonumun pa­çalarını yukarıya kaldırıp çoraplarıma baktım.
       Hayda! Ayağımda, koyu yeşil renkte bir çift yabancı çorap du­ruyordu… Bu çoraplar benim değildi ki! Benim çoraplarım, kahverengi ve kendinden desenliydi…
       Ben, biraz da utanarak;
       “Çoraplarımız değişmiş, hiç fark etmemiştim,” dedim. “Ne yapa­cağız şimdi?”
       Telsiz sorumlusu arkadaş;
       “Bir şey yapmayacağız,” diye yanıt verdi. “Sadece, çoraplarının yeşil renkte olduğunu karşı tarafa bildireceğim. Merak etme, şifrele­rim! Sen de onları güle güle giy… Yakışmış!”
       Yıllar sonra, bu olayı hatırlamış ve o tarihlerde yapılmış olan bu telsiz konuşmasının yabancı devlet gizli servislerince de dinlenmiş ol­masını o kadar çok arzulamıştım ki!
       Eğer bu konuşma tespit edilmişse; yabancı meslektaşlarımız, “Ço­raplar yeşil renkte,” cümlesi üzerinde ne kadar çok düşünmüş ve kaç gün kafa patlatmışlardır acaba? Kimbilir, belki de bu konuşma metnini “Çö­zülemeyen Şifreler Dosyası”nda hâlâ saklıyorlardır… Ne dersiniz?

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz