Dersler Uzadıkça!..

D

       “Temel eğitim ve güvenlik ağırlıklı bu kursun teorik bölümünde, A’dan Z’ye değil ama A’dan B’ye her şeyi öğrenmeniz sağlanacak. Kendinizi bir kütüphane dolusu kitabı okumuş ya da en azından onlarca kişinin peşpeşe verdiği söylevleri dinlemiş hissedeceksiniz. Ama unutmayın; siz de bir gün emekli olup ayrıldığınızda, aradan geçen uzun yıllara rağmen hâlâ aynı şeylerin anlatıldığını, aynı örnek olayların üzerinde durulduğunu, aynı filmlerin seyrettirildiğini görerek hayretler içerisinde kalacaksınız!..”

       Kursun açılışına, henüz tanımadığımız birçok kişi gelmiş ve kısa kısa konuşmalar yaparak bize başarılar dilemişlerdi. Bizden çok şey bekliyorlardı, ama bunu açıkça söylemiyorlar, bizim kendiliğimizden anlamamızı yeğliyorlardı. Belli ki, hepsi de değerli ve tecrübeli insanlardı. Uzun yıllar hizmet ettikleri, emek verdikleri bu teşkilâtta, şimdi, kendi bilgi ve deneyimlerini bizlere aktarmak için çalışıyorlardı. Biz de, elimizden geldiğince her konuda kendimizi yetiştirmeye ve verilen görevleri yerine getirerek faydalı olmaya karar vermiştik…
       Katılmış olduğumuz bu ilk kurs; her MİT mensubunun, teşkilâta girerken görmek zorunda olduğu, güvenlik ve temel eğitim ağırlıklı bir hazırlık kursuydu. Bu kurs, o zamanlar on hafta kadar sürüyordu. Bu süre içerisinde, görev konuları ile ilgili her husus gayet geniş bir biçim­de bize aktarılıyordu. Bizse, bize çok değişik gelen ve merakla girdi­ğimiz her dersin sonunda, bir sonraki dersin ne zaman başlayacağını ve içeriğini heyecanla bekler olmuştuk. Yerine ve zamanına göre, ya­zılı ve sözlü kaynakları bol bol kullanıyorduk. Bunları, video ve slayt gösterileri, ardından da özel olarak hazırlanmış film gösterimleri izli­yordu. Belirli konularda konferans vermek amacıyla dışarıdan uzman­lar da davet ediliyordu.
       Bir yandan Petrov, Eli Cohen, Ermakov ve Vartanyan (*) olaylarını tartışıyor, birebir yaşanmış bu olaylardaki yanlış ve doğruların neler ol­duğunu ortaya koyuyor; diğer yandan, NATO görevlisi iken Doğu Bloku ülkeleri hesabına casusluk yapan bir Türk diplomatın, yani Nahit İmre’nin durumunu derin derin düşünüyorduk. Adı geçenin açıklamaya çalıştığı olaya sürükleniş nedenlerini bir türlü kabul edemiyor, kabul etmek istemiyorduk…
       Bize gösterilen teknik cihazların özellikleri ve kullanım alanları çok ilgimizi çekiyor; ancak, batılı büyük ülkelerin geliştirilmiş teknoloji ile donatılmış cihazlarının yanında ne kadar sönük kaldığını görerek üzü­lüyorduk. Pek tabii ki, bu bir bütçe ve bütçeyi tespit eden hükümetlerin meselesiydi. Yıllar ilerledikçe aradaki bu farkın kapanacağına ve is­tihbarata verilen önemin giderek artacağına gönülden inanmamız ve bunun için de dua etmemiz gerekiyordu.
       Her geçen gün, edinmiş olduğumuz bilgilerin ışığında kapasitemi­zin ne kadar arttığını, görüş açımızın ne kadar değiştiğini görüyorduk. Sanki ipekböceğinin yavaş yavaş kozasını örmesi gibi, biz de kendi etrafımızda bir kozanın örüldüğünü hissediyor; ancak, onunla aramız­daki benzerliğin ya da ayrılığın gün geçtikçe daha belirginleştiğinin farkına varamıyorduk…
       İpekböceği, günü gelip evrimini tamamladığında, kozasını delecek ve güzel bir kelebek olarak yeni yaşantısına doğru kanat açıp uçacaktı.
       Acaba bizim öyle bir şansımız olacak mıydı? Yoksa her birimizi, yine ipekböceği örneğinde olduğu gibi, kozasında bulunan iki gram ipliğin alınması uğruna kaynar kazanlarda hayatlarına son verilen zavallı tır­tılların acı sonu mu bekliyordu?
       Bu kadar kötümser düşünmesek bile, yine de işleyen çarkın bir dişlisi olarak ömrümüzün sonuna kadar bu kozanın içerisinde kapalı kalacağımız kesindi. Ve anlayabildiğimiz kadarıyla da, kozanın yır­tılması bizim elimizde değildi! 

(*) Bu olaylar, dünya casusluk tarihine geçmiş ve neden-sonuç ilişkisi açısından üzerinde çok tartışılmış önemli olaylar ve güzel örneklerdir.

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz