Kurbanlık Koyun Yeri!..

K

       “Yeni göreve başladığınız ünitede, çalışma ortamınıza ve yaşayacağınız çevreye alışmanız belki de zaman alacaktır. Bu konuda yapacağınız sürekli gözlemler, bir noktada kursta öğrendiklerinizin bir tekrarı mahiyetinde olacaktır. Biraz gazetelerin günlük fal köşelerindeki uyarılar gibi olacak ama ‘başınıza gelebilecek hoş sürprizlere kendinizi hazırlayın’!..”

       Hemen o gün, yuva yaşantısına uyum sağlayabilmek, çalışacağım ortamı ve yakın çevreyi biraz olsun tanımak amacıyla, köşe-bucak dolaş­mak istediğimi söyledim. Aldığımız karara göre; önce ilçe etrafında geniş bir tur atacak, daha sonra değişik istikametlerden ilçe merkezinin içine girecek, belli başlı yerleri görecek ve bir ön bilgi edinmiş olacaktım.
       Bizi, bağlı olduğumuz il merkezine ulaştıran yol, ilçenin iki kilo­metre kadar uzağından geçiyor, ayrıca buradan, başka yerleşim böl­gelerine üç tali yol daha ayrılıyordu. Her taraf bağ-bahçe ve tarla ile kaplıydı. Yirmi kilometre uzaklıkta yer alan küçük bir baraj, hem sula­ma amacıyla kullanılıyor, hem de yüksek voltajlı gerilim hatları şebe­kesinin önemli bir düğüm noktasına ev sahipliği yapıyordu.
       Bütün resmi daireler, hemen hemen Kaymakamlık binasında top­lanmış gibiydi. Sadece; PTT, Adliye, Tekel, Askerlik Şubesi ve Jandar­ma Komutanlığı gibi birkaç kuruluş, ayrı ayrı binalardaydı. Ayrıca, yeni öğretime başlamış imam-hatip lisesi başta olmak üzere, iki-üç ortaöğ­retim okulu, yerli ve yabancı konuklar için, birisi turistik belgeli, dört-beş bakımsız otel ve iki adet benzin istasyonu göze çarpıyordu. Çarşı ve pazar yerleri ise, bulunduğumuz yere göre tam ters taraftaydı. An­laşılan, bize bayağı uzun bir yol yürütecekti.
       Daha ayrıntılı bilgiyi, artık zaman içerisinde alacağım için, tekrar yuvaya döndük. Gezimiz sırasında, bana elinden geldiğince hızlı bir şekilde bilgi vermeye çalışan müdürüm;
       “Benim biraz çalışmam gerekiyor… Sen istersen binayı da şöyle bir dolaşıver,” diyerek, beni yalnız başıma bırakmıştı. Ben de, erlerden birini yanıma alarak binayı dolaşmaya başladım.
       Etrafı duvarlarla çevrilmiş geniş bir bahçenin içinde bulunan bina­mız, iki katlıydı. Bu alan içerisine, ileriki tarihlerde lojman inşaatının yapılacağı söylenmişti. Aslında binamız, Karayollarının binası, bakım şantiyesi, garajları, malzeme depoları ve lojman binaları ile bir bütün teşkil ettiği için, pek göze çarpmıyordu. Hatta binanın tepesinde dikili bulunan koskoca telsiz anteninin bile pek o kadar önemi yoktu! Çün­kü, Karayollarının diğer binalarında da çeşitli antenler vardı. Doğrusu, konumu itibariyle çok güzel kamufle edilmişti.
       Binanın üst katı, tamamen çalışma odalarından ibaretti. Alt katta ise, ziyaretçi odası, çay ocağı, erlerin yemekhanesi ile yatakhanesi vardı.
       Bana, bütün buraları gezdiren er, sırayla her odanın özelliklerini, ne amaçla kullanıldığını açıklamaya çalışıyordu. Artık gezimizin sonu­na gelmiştik ki, alt koridorun sonunda, üzeri düz siyah perde ile örtül­müş bir yerin önünde durduk. Merak etmiştim. Perdeyi çektirdiğimde; önü tamamen demir parmaklıkla kapatılmış, üç tarafı düz duvar, penceresiz, zemini beton kaplı, bomboş küçük bir oda karşıma çıktı.
       Açıklamasına devam eden er;
       “Burası da, koyunları koyacağımız yer, komutanım! “ dedi.
       Birden afallamıştım. Ama yine de, umursamaz bir tavırla;
       “Hangi koyunları? “ diye sordum.
       “Kurban bayramları için alınacak koyunları!”
       “Geçtiğiniz bayramda öyle mi yaptınız?”
       “Bilmiyorum, komutanım! Ben buraya, daha dört ay önce dağı­tım oldum. Kurban Bayramı geçmişti…”
       “Peki… Bunu size kim söyledi?”
       “Albayım söyledi, komutanım! Buraya geldiğimizde, bizi dolaştı­rırken söyledi.”
       “Tam olarak nasıl söyledi?”
       “Burası da, kurbanlık koyunlarımızı koyacağımız yer,’ dedi.”
       “Peki… Siyah perdeyi niçin örtmüşler?”
       “Bilmiyorum, komutanım! Herhalde, içerideki koyunlar gözükme­sinler diye!”
       “Anladım,” dedim.
       Gezimizi bitirmiştik. Üst kattaki odama doğru çıkarken, kendi ken­dime;
       “İlahi müdürüm,” dedim. “Senin tecrübeli geçmişin ve pratik ze­kân, aslında zor izah edilebilecek, belki de hiç edilemeyecek bir konu­yu, nasıl da tatlıya bağlamış…”
       Her şeyi en ince ayrıntısına kadar düşünmek durumunda olan teşkilâtın, kendi binalarında, kurbanlık koyunlar için böyle bir yer ayır­mış olması, gerçekten hem hayretle hem de takdirle karşılanacak gü­zel bir davranıştı doğrusu…
       Çalışma hayatım boyunca bakışlarım, demir parmaklıkların geri­sinde, günü geldiğinde kurban edileceği anı bekleyen o kutsal hayvan­cıkları aramış, ama nedense bir türlü görmek kısmet olmamıştı.
       Gözlerim parmaklıkların arkasında çok şeyler görmüştü, ama kurbanlık koyunlar ortada yoktu. Biz de özel olarak yapılmış bu odaya, paraya kıyıp da bir koyun alıp koyamamıştık. Cimriydik canım. Hem de çok cimri!

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz