M. Yaşar Durukan (Zaman Gazetesi)

M

     JEOTERMAL AJAN
     Millî İstihbarat Teşkilâtı’nın (MİT) emekli ajanı Yılmaz Tekin, 1970’li yıllarda terörizmin yanı sıra termalizmi de yakın takibe aldı. 1976 yılında görev için gittiği Nevşehir’in Kozaklı ilçesindeki kaplıcaların içler acısı halini görünce kitap yazmaya karar veren Tekin, siyasi grupları, yabancı diplomatları, kanun kaçaklarını takip ederken yurdun dört bir yanındaki 1250 şifalı su kaynağını da not etmeyi ihmal etmedi. Tekin, MİT’teki görevinden ayrıldıktan sonra kaplıcaları, ılıcaları, içmeleri, çamur banyoları, kum banyoları, talassoterapi merkezleri, maden suları ve doğal kaynaklarıyla “Türkiye Şifalı Sular Rehberi”ni hazırladı. Deyim yerindeyse Türkiye’nin “yeraltı haritası”nı çıkardı. Teknik analizler için GATA’da görevli gelini Neşe’nin tıbbî desteğini arkasına alan Tekin, kitapta her bir organın hangi sulardan etkilendiğini, hangi hastalıkların hangi sulara olumlu ya da olumsuz tepki verdiklerini, bilimsel veriler ve klinik çalışmaları temel alarak aktarıyor. MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun’un kitaplığında da yer alan kitap, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından referans kabul ediliyor. Şifalı kitabın ünü sınırları da aştı. Türkiye’ye kaplıca turları düzenlemeyi planlayan Avrupa Türk İşadamları Derneği, Yılmaz Tekin’e danışmanlık teklif etti. Eski MİT’çinin termalizmin bir ideoloji değil bir tedavi biçimi olduğunu öğreten kitabı yok satıyor.
     JEOTERMAL AJANA KULAK VERİN
     Fransa’daki Vichy kaplıcalarının yıllık gelirinin bizim kaplıcaların tümünün gelirinden çok daha fazla olduğunu, oysa ülkemizde Vichy Kaplıcası niteliğinde 100’den fazla şifalı su kaynağı bulunduğunu söyleyen Yılmaz Tekin, yetkililere şu önerilerde bulunuyor:
     “Devletin görevi, bir kez ruhsat vermekle bitmemeli. Toplumun sağlık turizmi açısından bilinçlendirilmesi için kolektif bir çalışma yapılmalı. Özellikle küçük, gözden ve gönülden uzak yerlere ağırlık verilerek yöresel çalışmalarla bu bilinç uyandırılmalı. Belirli branşlardaki doktorlar, bölgelerindeki kaplıcaların kimyasal, teknik, tıbbi vs. nitelikleri konusunda kursa tabi tutularak bilgilendirilmeli. Ruhsat alınma şartı olan “doktor bulundurma” sıkı denetime tabi tutulmalı. Ruhsatta adı geçen doktor, kaplıca süresi zarfında o yerde bulunacak şekilde sıkı kontrol edilmeli. Yüzde 70’inde yazılı olsa dahi doktor bulunmamakta, yüzde 20’sinde doktor 20-30 km. ötedeki il veya ilçede görev yapmakta, yüzde 5’inde doktor yerine “sağlıkçı” diye geçinen personel, ancak yüzde 5’inde gerçek doktor bulunmaktadır. Kaplıca hekimliği bir branş olarak kabul edilmeli. Kaplıca bölgelerinde “deprem ikaz sistemleri” yaygınlaştırılmalı. Kaplıca ve diğer işletmeler en azından 3 yıldızlı seviyeye dönüştürülmeli. Muğla/Dalyan tarafındaki çamur banyoları, turist gruplarının eğlencesi olmuş durumda; gir çamura…yıkan…işte güzelleştin; bu mantık terk edilmeli. Keza Pamukkale; dünyanın insanı geliyor, travertenlere ayağını sokup gidiyor. Sudan faydalananların sayısı yüzde 10 bile değil. Tüm kesimlerin kaplıca tedavisinden faydalanmasını temin için, devlet hastanelerince sevki onaylanan 30-40 tesisin sayısı artırılmalı. Turizm Bakanlığı, Kültür Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı yurtdışında tanıtım kampanyaları düzenlemeli. Uluslararası Kaplıcalar Birliği’nin standartları olabildiği ölçüde kabul edilerek/uyumlaştırılarak ülke kaynaklarında kullanımı sağlanmalı…”

(M. Yaşar Durukan-Zaman Gazetesi-18 Mart 2007)

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz