Ölü Canlar

Ö

Romanın Başlıca Karakterleri:
     Pavel Ivanovich Chichikov: Hikâyenin kahramanı; herkeste güven yaratan sevimli bir maceraperest.
     Manilov: Chichikov’un iş yaptığı bir toprak sahibi; sevimli, etkisiz ve belirgin özellikleri bulunmayan biri.
     Korobochka Anne: Bir diğer toprak sahibi, ihtiyar bir kadın; genellikle konularda aptal, fakat malikânenin yönetimi konusunda kurnaz.
     Nozdryev: Üçüncü bir toprak sahibi; kendini öven, kabadayı, çok içip çok coşan, kumarbaz ve müzmin bir yalancı.
     Sobakevich: Dördüncü bir toprak sahibi; sağlam yapılı, kaba görünümlü bir insan.
     Plevshkin: Beşinci bir toprak sahibi; cimriliği hastalık haline getiren biri.
     Selifah ve Petrushka: Chichikov’un hizmetçileri; vurdumduymaz, aptal ve yıkanmayı sevmeyen pis kızlar.
     Diğerleri: Vali, Vali’nin kızı, polis müdürü, posta müdürü, hâkim ve isimleri verilmeyen iki hanım.

Romanın Özeti:
     Pavel Ivanovich Chichikov (Ivanoviç Çiçikov), yetenekleriyle yaşayan biridir. Kendisinin “Üniversite danışmanı” olduğunu sözler. Gerçekte ise, gümrük dairesinde çalışmış ve kaçakçılarla işbirliği yaptığı için kovulmuştur. Başlıca özelliği, övücü sözlerle zengin ve nüfuzlu kimselerin güvenini kazanmasıdır. Bu mahareti, ustaca tertiplenen çok çabuk zengin olma planının uygulanmasında kendisine yardım eder.
     Dönemin Rus kanunlarına göre, toprak sahipleri, malikânelerinde çalışan “canlar”ın yani serflerin sayısına göre vergi ödüyordu. Her nüfus sayımında tespit edilen bu rakam, ölümlerin hemen hemen doğumları dengeleyeceği düşüncesi ile bir sonraki nüfus sayımına kadar değiştirilmezdi.
     Çiçikov, ülkede dolaşarak, son nüfus sayımından itibaren ölen “ölü canlar”ın ölüm belgelerini satın alır. Toprak sahipleri böyle bir alışverişten memnundur, zira vergi memurlarına, kendi mallarının satıldığını gösteren belgeleri takdim ettikleri takdirde, onların malikânelerine biçtikleri fiyat da o derecede düşük olacaktır. Çiçikov’un düşüncesi, bu belgeleri –ki bunlar hukuki belgelerdir– toplamak ve mevcut olmayan mülkiyeti rehine koyarak para almaktır.
     Romanın birinci bölümünde, Çiçikov, bir kasabaya gelir ve kasabanın ekonomik durumunu, belli başlı toprak sahiplerinin adlarını, devlet memurlarının karakterlerini ve serflerin sayısını iyice öğrenir. Yerel eşraf, onu, önemli ve sevimli bir kimse sanarak aralarına alırlar. Kendisini eğlencelere, evlerine davet eder ve karıları, kızları da Çiçikov’a kur yaparlar. Bu arada, satın alabildiği kadar ölü can belgesi toplar ve tabii bu alışverişin mahiyetini de gizli tutar. Alışverişler yerel mahkemede kayıtlara geçtiği zaman, Çiçikov’un efsanevi zenginliğe sahip biri olduğu söylentileri yayılır. Kendisi de, Ukrayna’da bir çiftliği bulunduğunu ve serfleri orada çalıştıracağını söyler.
     Çiçikov’un iş yaptığı kimselerin tedbirsizliği yüzünden işin içyüzü meydana çıkar. Toprak sahibi bir kadın, kendisinin aldatıldığını anlayarak, ölmüş serflerin piyasadaki fiyatlarının ne olduğunu sorar. Valinin balosunda bir diğer toprak sahibi, sarhoş olur ve Çiçikov’un yaptığını anlatır. Fakat kendisi öylesine müzmin bir yalancıdır ki, sözlerine kimse inanmaz. Bazıları Çiçikov’un, valinin kızı ile evlenmek istediğini söyler. Diğerlerine göre ise, bir casus, hatta kılık değiştirmiş Napolyon Bonapart’tır. Çiçikov acele ile kasabadan ayrılır. Ve kendisini son gördüğümüz zaman, bir sonraki macerası için atlı arabasının içinde hızla yol almaktadır. 

Romana Eleştirel Bakış:
     Ölü Canlar, bir romanın sadece küçük bir parçasıdır. Gogol onu üç kısımda tamamlamak istedi ve elimizdeki kitap birinci kısım olacaktı. Günümüze kadar gelen bazı bölümler, yerine konulduğu takdirde, nasıl tamamlanmış olacağını gösteriyor. Çiçikov, daha sonraki maceralarında, aralarında şerefli bir tüccar, adil bir vali, ideal bir toprak sahibi ve mükemmel bir kadının da bulunduğu, gerçekten faziletli insanlarla karşılaşacaktı. Onların etkisi altında, Çiçikov, kendisini yenileyecek ve roman böylelikle yeniden doğumun bir hikâyesi ve yapılacak benzetişlerle, Rusya’nın bir hikâyesi olacaktı: Rusya nasıl bir ülke idi, nasıl bir ülke olabilirdi?
     Eleştiriciler, tamamlanmamış bölümleri yapay buldular ve inandırıcı olmadığını söylediler. Çiçikov, öylesine sevimli bir sahtekârdır ki, biz onun ıslah olmasını istemeyiz ve kitaptaki faziletli karakterler de zinde değil, komik canlılıkta insanlardır ve bu yüzden birçok Amerikalıya Huckleberry Finn’deki bazı sayfaları hatırlatır.
     Şu halde, muhtemelen, romanın bitmemiş şekli sanat tarihi için büyük bir kayıp sayılmaz. Mamafih, onun tamamlanmamış oluşu, yapıdaki bir anormalliği gösteriyor; beklenmeyen son bölüm! Burada Çiçikov, planında başarılı olamayıp kasabayı terk ettikten sonra, yazarı, geriye dönerek, kahramanın, okuyucunun, o zamana kadar hiçbir şey bilmediği, önceki yılları hakkında bilgi verir: Ailesi, eğitim derecesi ve devlet dairelerindeki işleri. Teamüllere göre bu gerçeklerin romanın başlangıcında anlatılması gerekirdi. Fakat hikâyeyi, Gogol’un gerçekleştirilmemiş büyük planının perspektifi üzerine koyarak değerlendirirsek, bu flashback/geriye dönüp geçmişi aydınlatma yerindedir.
     Kitap, elimizdeki şekli ile tamamlanmış bir eser: 19’uncu asrın başlarındaki Rus toplumunu kıyasıca hicvediyor.
     Ölü Canlar, unutulmayacak sahtekârların parlak bir galerisi; her şeyden şüphelenen Koroboçka Anne, varlığı ile yokluğunun hiçbir tesiri olmayan Manilov, yalancı Nozdryev, bir ayıyı andıran Somakeviç, tamahkâr Plevşikin ve bir sürü yozlaşmış ve zorba devlet memuru, dedikoducu kadınlar ve ayyaş serfler… Romanın devlet memurlarına hücum edişi hükümeti özellikle kızdırdı. Kitapta, sansür edilen parçalardan biri, Yüzbaşı Kopeikin’in başından geçenlerle ilgilidir. Napolyon savaşlarında malûl kalan Kopeikin, kendisine emeklilik veya tazminat ödenmesi için günlerce ve günlerce devlet dairelerinin kapılarını aşındırır. Yüzbaşıya artık tahammül edemeyen hükümet, onu hapse tıkar ve o da sonunda eşkıyalığa başlar. Çarlık hükümeti, Rusya’da böyle bir şey olabileceğini kabul etmiyordu.
     Gogol, günlük hayatı en ufak teferruatı ile ve olduğu gibi anlattığından, okuyucunun, Rusya’nın bu manzarasının gerçek olduğunu kabul etmesi kolay olmuştur. Yazar, bir köy sokağının mimari tarzından, malikâne sahibinin oturduğu evin üslubundan, kilerde bulunan yiyeceklerden, dükkânların tabelalarındaki yazılardan ve kaldırımların durumlarından uzun uzadıya bahseder. Bunun neticesi olarak kitap, gözle görünenleri zengin bir teferruatla anlatır. Tolstoy gibi bir romancının eserlerinde bile bulunmayan bu teferruatın bazıları hoş ve bazıları da inanılmayacak derecede komiktir. Görünenlere böylesine sadık kaldığından, bazı eleştirmenler, Gogol’un basit bir realistten başka bir şey olmadığını söylediler. Gerçekte, teferruat, kitabın ahlaki tezini anlatması için titizlikle seçilmiştir; Rus günlük hayatının bayalığı ve ruhsal boşluğu. İki kadının kucaklaşarak öpüşmesi gibi basit bir teferruat bile, sosyal önemi haiz bir olay olarak gösterilmiştir.
     “Her hususta sevimli hanım’a, ‘sevimli hanım’ın’ geldiği haber verilince, derhal aşağı inerek onu kapıda karşıladı. Hanımlar birbirinin elini tuttular, öpüştüler ve yatılı mektebi bitirdikten kısa bir müddet sonra, anaları henüz kendilerine, babalarının zenginlik ve mevki itibariyle kendileriyle boy ölçüşecek derecede olmadığını söylemelerinden önce, birbirini yeniden gören iki genç kız gibi haykırdılar.”
     Bütün bu sahte değerler dünyasında, başlıca teşhir eşyası Çiçikov’dur. Diğerlerinden daha zeki ve temiz olabilir, ama içinde boş, kendi ruhunun, alışveriş ettiği kimselerinki kadar ölü olduğunu bilmeyen, köksüz veya değer hükümsüz bir oportünist/fırsatçı.
     Zevksizliğin ve gösterişliliğin, sahtekârlığın bu yeknesak manzarası ortasında, okuyucu, Gogol’un hikâye dışına çıkarak Rusya’yı tanıtmak istemesini hayretle karşılıyor: Rus dili, ülkenin tabii manzaraları, büyüklüğü, akıldan çıkmayan cazibesi. Burada, Gogol’un, hükümet sansürcülerini aldatmak için böyle yaptığı sanılabilir. Böyle düşünmek doğru değildir. Gogol, derin bir Rus milliyetçisi idi; onun milliyetçiliği şovenlik derecesine bile vardı. Fakat yazarın, sevdiği ülkeyi acımaksızın tenkit edişi, hiç de onun istikrarsız bir insan olduğunu değil, bilakis Rusya’yı sevdiğini gösterir. Romanın son sayfasında, allak bullak durumdaki Çiçikov, arabasında giderken, Gogol ülkesini dünyanın bir ucundan ötekine giden bir atlı arabaya benzetir:
     “Ve sen, Rusya nereye gidiyorsun? Cevap ver! Cevap vermiyor. Arabanın zilleri melodik bir şekilde çalmaya başlar. Hava, sanki parça parça yırtılmıştır ve fırtına çıkar; yeryüzündeki her şey, hızla gelip geçiyor ve endişeli gözlerle Rusya’ya bakıyor; diğer milletler ve ülkeler, onu yalnız bırakmak için geri çekiliyorlar.”

Nikolai Vassilievich Gogol’un Yaşam Öyküsündeki Bilinmeyenler:
     Gogol’un kısa süren hayatı zorluklar içinde geçti. Ukrayna’da, küçük bir toprağa sahip bulunan bir ailede 1809 yılında doğdu. Atalarından biri, Polonya krallarının hizmetinde bulunmuştu, fakat ailesindeki bu yabancı izi onu daima mahcup bıraktı. Hayatının oldukça erken bir çağında, Polonya dilini hatırlatan Gogol Janovski adını, sadece Gogol olarak kullanmaya başladı. Nikolai henüz on yaşlarında iken babası öldü; bir dediğini iki etmeyen annesi ondan daha uzun yaşadı.
     On dokuz yaşında Nyezin lisesini bitiren Gogol, Saint-Petersburg’a gitti. Bir ara aktör olmayı düşündü ve kısa müddet için de devlet memuru olarak çalıştı. Önemli ilk kitaplarının konuları Ukrayna hayatından alınmıştı. Ukrayna kır hayatını ve folklorunu anlatan bir kitabı, ona geniş bir okuyucu kitlesi kazandırdı. Yine Ukrayna’nın orta-çağlardaki tarihi ile ilgili bir kitap yazmayı düşündü. Bu kitap yazılmadı, fakat bu düşünceleri, bir ara Saint-Petersburg Üniversitesi’nde tarih dersleri vermesine yol açtı. Hem bir bilgin, hem öğretmen olarak yeteneksizdi; derslerinin ekserisine gitmedi ve on altı ay sonra da istifa etti. Sonraları, bir kız mektebinde ders vererek ve özel öğretmenlik yaparak geçimini sağladı. Fakat Gogol, hiçbir zaman, bilhassa bilgili ve çok okuyan biri değildi; gerçekte, onun, zamanının büyük Rus yazarları arasında en az eğitim gördüğü söylendi.
     Gogol’un Ukrayna’ya beslediği sevgi, nihayet Kazak toplumunu konu alan ve Sir Walter Scott’un üslubunda yazılan Taras Bulba adındaki kabadayıca romanda kendini gösterdi. Viy adındaki romanı (1835) grotesk folklora olan tutkusunu gösterir; roman, şeytanların ortadan kaldırdığı bir adamın hikâyesidir. Palto (1842), Rus hikâyeciliğinde önemli bir kilometre taşıdır. Hikâye, güzel bir paltoya sahip olmanın hayali içinde yaşayan bir devlet memurunu anlatır.
     Müfettiş adlı kitabının (1836) tezi, devlet dairelerindeki soysuzlaşmadır. Kitabın (piyes) konusu, hükümet müfettişinin beklendiği bir kasabaya gelen sevimli bir sahtekârdır. Bir sürü yolsuz işlerle iştigal eden mahalli devlet görevlileri, onu, kıyafet değiştirmiş müfettiş sanır ve kim olduğu meydana çıkana kadar bir ziyafetten diğerine davet eder, eğlendirirler. Piyes, hakiki müfettişin beklenmedik bir anda gelmesiyle son bulur. Bu kitap, birçok hususlarda, Ölü Canlar’ın temelini hazırladı. Piyes, şüphesiz yasaklanırdı, ama Çar kitabı okumuş ve sahnelenmesini emretmişti. Piyes büyük başarı sağladı ise de, Gogol’u sevilen biri yapmadı. Aynı yıl, Rusya’dan ayrıldı ve kısa ziyaretler dışında hariçte yaşadı. Rus hayatının unutulmayacak manzaralarını önümüze seren Ölü Canlar, Roma’da yazıldı.
     Elimizdeki delillere göre, Gogol derinden derine nörotik bir adamdı ve sık sık depresyon geçirirdi; kendisinden, marazi denecek kadar şüpheleniyordu; son derece dindar biri idi. Bir asır sonra, bir hüküm verecek olursak, Gogol’un başlıca sorunu anti-seksüel olmasıydı. Kadınlara hiç ilgi duymadı. Doğrusu bir kıza evlenme teklifinde bulundu ise de, aralarındaki ilgi tamamen ruhsal bir ilgiydi. Kadınlar hakkındaki kararsızlığı, yarattığı karakterlerde de görülür. Onlar, ya Koroboçka gibi kocakarılardır veya bir Rus eleştirmeninin söylediği üzere, çikolata kutuları üzerindeki dokunulamaz tanrıçalara benzeyen yaratıklardır. Kendisini, ne olduğu gibi kabul ediyor, ne de değiştirebiliyordu. Gogol, şahsına ıstırap verircesine dine sarıldı. Gençlik ve orta yaşlarında, realitelerde sağlam bir temas kurmasına imkân veren, hayata komik tarafından bakan bakış tarzı gitgide söndü ve sonraları kendisini büyük terimlerle anlatan ahlaki bir hoca ve bir peygamber gibi gördü.
    Gogol, Müfettiş üzerine bir sonuç yazarak, bu fevkalade komediyi vicdan üzerine remizli ve kinayeli bir tarzda yorumladı. Çiçikov’un ıslah olduğunu göstermek için Ölü Canlar’ı devam ettirdi ve Rusya dışından, arkadaşlarına, Rusya hakkında her şeyi ve aslında birer Slav müesseseleri olan serflik ve otokrasiyi de öven, Avrupa’nın hümanist kültürünü yeren mektuplar (Arkadaşlarımla Yaptığım Mektuplaşmalardan Seçilmiş Pasajlar-1847) gönderdi. Arkadaşları onun bu mektuplarını iyi karşılamadı ve Beyelinsky adındaki eleştirmenin yazdığı kızgın bir cevap, Avrupa liberalizmine yönelen entelektüellerin bir manifestosu oldu.
     Arkadaşları tarafından reddedilmesi, Gogol’un kendisine olan itimadını kökünden sarstı ve Kont Alexander Tolstoy (meşhur Leo değil), kendisini Gogol’un son yıllarında, onun ruhsal direktörü olacak Papaz Matvey Kontastinovski ile tanıştırdığı zaman bu yıkım tamamlandı. Hem Tolstoy hem de papaz, fanatik Ortodoks Hıristiyan ve anti-liberaller ve Gogol, kendisini, kendi benliğinden mazohistik bir tarzda vazgeçercesine onlara terk etti. Papaz Matvey, her çeşit sanat ve edebiyatın aleyhinde idi ve müridini, cehennem ateşlerinin tehdidi altında dehşet içinde tuttu. Nihayet bir gece, 1842 Şubat ayında Gogol, son fedakârlığı yaptı: On senedir üzerinde çalıştığı taslaklarını, Ölü Canlar’ın tamamlanmamış kısmını tahrip etti. İşlerine bakan Semyon adındaki çocuk, efendisinin durumunu görerek önünde diz çöktü ve yazılarını yakmaması için yalvardı. Gogol, asık çehresiyle işine devam etti ve taslakları kül haline gelince, önünde haç çıkardı. Semyon’u öptü ve yatarak ağlamaya başladı. Artık yaşamak istemiyordu. Derin bir depresyona daldı, hiçbir şey yemedi, kendisini tedaviye gelen doktorlarla kavga etti. Dokuz gün sonra öldü. Gogol’un son kelimeleri, “Bana merdiveni verin!” oldu; fakat kimse ne demek istediğini anlamadı.

Yazar hakkında

Yorum Ekle