Kadın ve Kuyu (Hint Öyküsü)

K

     Zamanın birinde, kadın kurnazlığının sırrını çözmeyi aklına koymuş bir bilge yaşarmış Hint ellerinde… Bu konuda öylesine uzmanlaşmış ki, Havva’dan doğmuş hiçbir kadının kendisini aldatamayacağını söylemeye başlamış… Böylesine engin bilgilerle kendini donattıktan sonra da evlenmeye karar vermiş… Karısının iffetini namahremden koruyacağına kesin inandığı için de, çok genç ve çok güzel bir kız seçmiş kendisine…
     Kadın denilen sırrı çözmüş olan bilgenin ilk işi, oturacakları evi kaleye çevirmek olmuş. Kalın ve taştan bir duvar ördürmüş çepeçevre. Bir de yüksek kule diktirmiş, genç karısının oturması için. Kulenin tek penceresi varmış. Bizim bilge yalnızca kadın hizmetçiler tutmuş; ev işlerini görsünler diye. Kulenin demir kapısının anahtarını boynuna asmış. Evden ayrılırken kapıyı ardından defalarca kilitlemiş. Geceleri yatarken de anahtarı yastığının altına koymuş. Bütün bu önlemleri aldıktan sonra da rahat etmiş; kalp ve kafa huzurunu bulmuş. Bilge kişilere özgü bir rahatlık duygusu ve kafa esenliği içinde, günlerini huzur dolu geçirmeye başlamış.
     İşler uzun süre tıkırında gitmiş. Neden sonra, mahzun karısı, kuledeki penceresinden dışarı bakarken, uzun boylu ve yakışıklı bir genç görmüş. Ona seslenmiş genç kadın; o da bakışlarını penceredeki güzele dikmiş. Oracıkta birbirlerine vurulmuşlar.
     Genç kadın üzüntüyle seslenmiş çarpıldığı erkeğe; “Hiç umudum yok… Birlikte olamayız… Kocam çok kıskanç, çok bilge, çok da kollayıcı…”
     “Üzülme,” demiş genç adam. “Nerede bir amaç varsa, ona ulaşılacak bir araç mutlaka bulunur. O bilge kocanın çokça şarap içmesini sağla bu gece. Sızdıktan sonra da yastığının altından anahtarı alırsın. Aşk bahçemizde, yıldızların altında enfes dakikalar geçiririz…”
     Olanlar olmuş, günler birbirini kovalamaya başlamış. Derken, bilge kocanın içine bir kuşku girivermiş. Bir gece içer gibi yapmış, sızar görünmüş, tilki uykusuna yatmış. Karısının usulca yatağına yaklaşıp anahtarı alışını, kapıdan dışarıya, âşığının kollarına süzülüşünü izlemiş üzüntü içinde. Sonra yatağından kalkıp kapının sürgüsünü içeriden çekmiş.
     Gün ağarmaya başlarken dönmüş kadın. Anahtarı kilide sokmuş, bakmış açılmıyor. Vurmaya başlamış kapıya. Bilge koca çıkmış pencereye, aşağıya doğru seslenmiş:
     “Annenle baban gelip seni alana kadar orada kalacaksın. Gelsinler de kızlarının işlediği suçu, benim ona verdiğim cezayı görsünler, evimizin üstüne utanç bulutlarını nasıl çökerttiğini anlasınlar…”
     Bu sözler üzerine genç kadın, koşarak âşığının yanına gitmiş, ona akıl danışmış. Sonra dönüp kocasına seslenmiş:
     “Çok üzgünüm! Kendimi utanç ve pişmanlık kuyusunun derinliklerine atmaya karar verdim… Elveda!”
     Bilge koca kendi kendine gülümsemiş, pencereyi kapatmış. Genç kadının sözlerini ciddiye almamış. Çünkü böyle bir şeyi yapamayacağını çok iyi biliyormuş. Sonra birden, karısının acı çığlığını duymuş; ardından suya çarpan ağır bir cismin çıkardığı ses gelmiş kulağına… Kurnaz davranan âşık, büyükçe bir kaya parçasını fırlatmışmış kuyunun içine…
     Gülümsemesi dudaklarında donmuş kalmış bilge kocanın; telaşla bahçeye fırlayıp kuyunun başına koşmuş. Boynunu uzatıp aşağıya bakmış. Bu arada genç karısı, dışarıdan içeriye gizlice süzülüp kapıyı üstüne kilitleyivermiş.
     Oyuna getirildiğini anlayan koca, kapıyı yumruklamaya, tekmelemeye, “Aç kapıyı… İçeri al beni… Seni affediyorum…” diye bağırmaya başlamış.
     “Elbette beni affedeceksin,” demiş karşılığında genç kadın. “Ama daha önce seninle bir anlaşma yapmamız gerekiyor.”
     Güneş ufuk çizgisinden yükselmişmiş, genç kadınla kocası anlaşmaya vardıklarında… Kadının annesiyle babası geldiklerinde, kadınla kocasını el ele tutuşmuş birbirlerine gülümser durumda bulmuşlar.
     Sonuçta, bilge koca bu işten zararlı çıkmamış. Gerçi kapının anahtarı artık karısının boynundaymış… Gerçi dilediği zaman gidiyor, dilediği zaman geliyor, âşığıyla gününü gün ediyormuş, ama olan bitenleri yalnızca kocasıyla genç âşığı biliyormuş. Üstelik kadınlar hakkındaki kitaplarla dolu kütüphanesini karısından da gizli boşaltarak, soğuk kış aylarını gürül gürül yanan sobanın önünde, odun kömür parası vermeden geçiriyormuş… 

(Hint folklorundan derlenmiştir-Çeviren: Sevgi Şen)

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Sevgi