Atatürk ve ANITKABİR

A

     O gün Atatürk, her fırsatta gittiği orman çiftliğindeydi. Müdür Tahsin Bey, çiftliğin büyütülmesi planları ve inşaat projeleri üzerinde açıklamalar yapıyordu. Sıra yolun karşısındaki küçük tepeciğe geldi. Orada yeni cins tavuklar için bir kuruluş düşünülüyordu. Atatürk durdu ve “Olmaz!” dedi. “Bu tepeye ilişkin benim başka bir düşüncem var…”
     Sonra, yanındaki kişiye dönerek, “Benim için nasıl bir kabir düşünürsünüz?” diye sordu.
     Herkesin dili tutulmuştu. Afet İnan öne atılarak, “Böyle güzel bir günde, böyle şeyler nasıl aklınıza geliyor?” dedi.
     Atatürk güldü. O gün neşeliydi, yüzü sağlıklı, ışıl ışıldı. “Ölüm, insansal, değişmez bir kaderdir. Marifet unutulmamaktır,” dedi. Uzun uzun pencereden dışarı bakarak ekledi:
     “Şu küçük tepede bana küçük ve güzel bir mezar yapılabilir. Dört yanı ve üstü kapalı olmasın. Açıklardan esen rüzgâr bana yurdun her yanından haberler getirir gibi, kabrimin üstünde dolaşsın. Kapıya bir yazıt konulsun. Üzerine ‘Gençliğe Söylevim’ yazılsın. Orası yol uğrağıdır. Her geçen, her zaman okusun.”
     Herkes susuyordu. Kimsenin bir söz söyleyecek durumu yoktu. Atatürk, “Bununla birlikte bütün bunlar benim düşüncem. Türk ulusu elbet bana uygun bulacağı biçimde kabir yapar,” diyerek hüzünlü konuşmayı noktaladı.
     10 Kasım 1938’de Dolmabahçe Sarayı’nda yaşama gözlerini kapayan Atatürk’ün naaşı, 21 Kasım günü törenle geçici olarak Ankara Etnografya Müzesi’ne konuldu. Ölümünden önce her şeyi düşünen ve tüm mal varlığını ulusuna bağışlayan Atatürk, gömülmek istediği yer konusunda, dostları arasındaki konuşmalar dışında, bir vasiyette bulunmadı.
     Ona yakışır bir anıtmezar yapılması Türk ulusunun ortak dileğiydi. Anıtmezarın yapımı için, özel bir komisyon kuruldu. 6 Aralık 1938’de yapılan ilk toplantıda, anıtmezar konusunda yerli ve yabancı bilim adamlarının düşüncelerinden yararlanılması uygun bulundu. Türkiye’de çalışmalarını sürdüren ve Ankara imar planını hazırlamış olan kentçilik uzmanı Prof. Holzmeister’in ve Dil Tarih Coğrafya Fakültesi binası mimarı Prof. Taut’un görüşlerinin de alınması kararlaştırıldı.
     17 Ocak 1939 tarihinde yapılan son toplantıda, anıtmezar için değişik yerler önerildi. Ankara’nın her yanına geniş bir görüş açısıyla bakan Rasattepe, oylama sonucunda en uygun yer seçildi. Komisyon anıtmezarda bulunması gereken genel nitelikleri belirledikten sonra, uluslararası bir yarışma açtı.
     Anıtkabir Serbest Proje Yarışması Şartnamesi uluslararası mimarlar tüzüğüne uygun olarak Türkçe ve Fransızca hazırlandı. Yarışmanın açıldığı 1941 yılı, İkinci Dünya Savaşı’nın en kanlı, en çetin zamanıydı. Yarışma için hükümetçe, uluslararası tanınmış yerli ve yabancı sanatçılar ve Bayındırlık Bakanlığı’nca belirlenen yüksek mimarlardan oluşan tarafsız bir jüri oluşturuldu. Yarışmaya umulandan fazla ilgi vardı. Dünyanın dört bir yanından toplam 49 proje katıldı.
     Türkiye’den Ord. Prof. Emin Onat ve Yüksek Mimar Doç. Orhan Arda, Almanya’dan Prof. Johannes Kruger ve İtalya’dan Prof. Arnaldo Foschini tarafından hazırlanan üç proje birinci seçildi. Fakat bu projelerden Türk mimarlarının tasarımı, “Millî Konu”yu daha başarılı ifade etmeleri ve projenin araziye daha uygun oluşu nedeniyle uygulanmasına karar verildi.
     Anıtkabir inşaatına, İkinci Dünya Savaşı’nın dünyada ve ülke içindeki etkileri nedeniyle, 9 Ekim 1944’te görkemli bir temel atma töreniyle başlanabildi. Anıtkabir’in yapımı 9 yıllık bir süre içinde 4 aşamalı olarak yapıldı. Atatürk’ün Ankara Etnografya Müzesi’nde bulunan naaşı büyük bir törenle 10 Kasım 1953’te buraya taşındı.
     Ormanları çok seven Atatürk, hastalığının son dönemlerinde yatağının karşısında duvarda asılı kır çiçekleri ve çiçek açmış meyve ağaçlarıyla dolu tabloya her zamanki gibi baktı. “Dört Mevsim” adlı bu tabloya her baktığında yurdun dört köşesini görebildiğini söylerdi. O gün Afet İnan’a, “Afet, bana memleketimizin ormanlık güzel yerlerinden bildiklerini anlat, oralara gidelim, ağaçlar altında dolaşabileyim, basit bir yaşantıya kavuşabileyim. Son isteğim yeşillik ve ağaçlık, fakat yaz kış yeşil duran ağaçlar altında olmaktır,” dedi. Bu isteği gerçekleşti. 15000 metrekarelik bir alana sahip Anıtkabir’in çevresine bahçe ve parklar yapıldı. Dünyanın 21 ülkesinden getirilen ağaçlar ve süs bitkilerinden barış parkı oluşturuldu. O’nun “Yurtta sulh, cihanda sulh!” özdeyişi ağaçların ortak niteliği oldu.
     Anıtkabir’de ziyaretçileri Atatürk’ün yüce huzuruna hazırlamak için yapılan Batı girişindeki Aslanlı Yol’a girildiğinde, sağda İstiklâl solda Hürriyet kuleleri sizi karşılar. Türk ulusunun birlik ve bütünlüğünü temsil eden Hititlerde ve Türk mitolojisinde gücü simgeleyen çift aslan heykellerini geçtikten sonra Aslanlı Yol’un sonunda Mehmetçik ve Müdafaa-i Hukuk kulelerine varırsınız. Önünüze 15000 kişilik Zafer Alanı çıkar ve onun dört bir köşesinde Zafer, Barış, İnkılâp ve Cumhuriyet kuleleri nöbet tutar.
     Zafer Alanı’ndan 42 basamakla ana yapının önüne ulaşırsınız. Merdivenlerin iki yanında Zühtü Müridoğlu’nun Başkomutanlık Meydan ve İlhan Koman’ın Sakarya muharebeleri kabartmaları size nereden, hangi koşullardan bugüne geldiğimizi anlatır.
     Anıtkabir’in Çankaya yönündeki merdivenlerinin ortasında, yüksek bir direk üzerinde Türk bayrağı dalgalanır. Önünden geçeceğiniz bu direk de sıradan bir direk değildir. Avrupa’daki çelik bayrak direklerinin en yükseğidir. Üstelik Amerika’ya yerleşmiş olan Nazmi Cemal adında bir Türk vatandaşı tarafından kendi bayrak direği fabrikasında imal edilerek Anıtkabir’e armağan edilmiştir. Özlem ve sevgi yumağı bu bayrak direği çelikten tek parça, 4938 kilogram ağırlığında ve boyu 33,528 metredir. 4 metresi kaidenin altında olup, görünen bölümü 29,528 metredir.
     Ana yapı 32 m. x 60 m. boyutunda, 20 m. yüksekliğindedir. Salonun tavanı altın mozaikle, döşeme ve duvarları renkli Bilecik mermeriyle kaplıdır. Girişte sağda Atatürk’ün “Türk Ordusuna Son Mesajı”, solunda ise, İkinci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün Atatürk’ün ölümü üzerine yayımladığı 21 Kasım 1938 tarihli Atatürk üzerine yazılan en güzel söylevlerden biri olan “Türk Milletine Taziye Mesajı” yer almaktadır. Şeref Holü’nün bronz kapılarının karşısında Ankara Kalesi’ne bakan pencerenin önünde, taş bir set üstünde yekpare mermerden simgesel lahit yer almaktadır. Atatürk’ün naaşı lahidin tam altında toprağın içindeki kabirdedir.
     Selçuklu ve Osmanlı mimarisi stilindeki, sekizgen planlı mezar odasının piramidal külahlı tavanı geometrik motifli mozaiklerle süslenmiştir. Odanın ortasında kıble yönünde kırmızı mermer sanduka yer almaktadır. Sandukanın çevresinde tüm illerden, KKTC ve Azerbaycan’dan gönderilen toprakların konulduğu pirinç vazolar bulunmaktadır.
     Misak-i Millî Kulesi’nden, Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi’ne geçilmektedir. Müze dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, Atatürk’ün özel eşyaları sergilenmektedir.
     İkinci bölümde ise, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna giden yolda yaşanan güçlükleri ziyaretçilere duyumsattırmak için Türkiye’de ilk kez uygulanan bir atmosfer yaratılmıştır. Duvarda Çanakkale Savaşı, Sakarya Meydan Muharebesi ve Kurtuluş Savaşı’nın canlandırıldığı üç büyük panoramik pano uzanıp gider. Önlerinde kullanılan savaş objeleri, maketlerde, savaşın geçtiği yerler, yaşananlar, aslına uygun olarak düzenlenerek üç boyutlu bir etki içinde sunulmaktadır. Bu bölümde, Atatürk ve Kurtuluş Savaşı’na katılan komutanların portreleriyle, Kurtuluş Savaşı’ndan çeşitli anıların canlandırıldığı, Rus ressamlar tarafından yapılan, büyük boyutlu tablolar sergilenmektedir.
     Üçüncü bölümde, 18 galeride, Kurtuluş Savaşı ve Atatürk Devrimleri’ni anlatan sanatçıların yaptığı rölyefler, sağında solunda 3000 fotoğraf ve bunların Türkçe ve İngilizce açıklamaları sergilenmektedir. Galerilerin bulunduğu koridorda Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasında büyük hizmetleri görülen asker, sivil 20 kahramanın büstü, kısa özgeçmişleri bulunmaktadır.
     Müzenin dördüncü bölümünde Atatürk’ün dehasının büyüklüğünün kanıtı olan, en çetin anlarda arta kalan zamanlarını birleştirerek okuduğu çeşitli dillerde kitaplar ve altını çizip notlar aldığı bölümler, O’nu anlayabilen insanlara çok şeyler anlatmaktadır. Ayrıca bu bölümde, sinevizyon gösterisi ile Anıtkabir ve Atatürk’ü tanıtıcı belgeseller sunulmaktadır. Bölümün devamındaki sergi salonunda Atatürk ve Kurtuluş Savaşı konulu belgesel nitelikli fotoğraf sergileri düzenlenmektedir.
     Atatürk’ün en yakın silah arkadaşı, Kurtuluş Savaşı’nın Batı Cephesi Komutanı, İkinci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü 25 Aralık 1973 tarihinde öldü. Hükümet bir gün sonra Anıtkabir’de inceleme yaptı ve İsmet İnönü’nün burada defnedilmesini kararlaştırdı. Yaşamı birlikte omuzlayan iki arkadaş, 20 yıl sonra Anıtkabir’deki mezarlarıyla da ayrılmaz ikili olduklarını bir kez daha gösterdi.
     “Açıklardan esen rüzgâr bana yurdun her yanından haberler getirir gibi, kabrimin üstünde dolaşsın,” diyordu Atatürk. Türk ulusuna güveniyordu. Anıtkabir’i her yıl 10 Kasım günü, Cumhuriyet Bayramı ve diğer özel günlerde değil binler, milyonlar ziyaret ediyor. Atatürk’e yürekten bağlı ve O’nu her geçen gün daha iyi anlayan Türk halkı, yurdun dört bir yanından haberler getirmeye, Gençliğe Hitabesi’ni okumaya devam ediyor. Atatürk’ün ölümsüzlüğünü görmeye gelemeyen ya da başı çeşitli çarpık fikirler, olaylar, saldırılar karşısında daralanlar ise Ata’larına, “Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Anıtkabir-ANKARA” adresine mektuplar göndererek bağlılığını tazeliyor…

Yazar hakkında

Yorum Ekle