Altın Yağmuru

A

       Bir varmış, bir yokmuş…
       Vaktiyle küçük bir kızcağız varmış. Ne anası varmış ne de babası. Dünyada yapayalnız ve yoksulluk içinde yaşarmış. Giysisinden ve bir hayırseverin verdiği bir parça ekmeğinden başka hiçbir şeyi yokmuş.
       Barınacak bir kulübesi de yokmuş. Bu yüzden, yollarda yürüyerek geçirirmiş gecesini gündüzünü. Yürürken de, “Acaba bir gün yoksulluktan kurtulacak mıyım?” diye düşünüp dururmuş.
       Bir gün, ihtiyarlıktan kamburu çıkmış, yoksulluktan iki büklüm olmuş bir ihtiyara rastlamış. İhtiyar ona;
       “Açlıktan ölüyorum kızım… Ekmeğinden bana bir parçacık verir misin?” diye sormuş.
       İyi kalpli kız da ihtiyara;
       “Elbette babacığım, al afiyetle ye,” demiş.
       Böyle söylemiş ve elinde zaten bir parçacık kalan ekmeğini, biraz sonra ne yiyeceğini düşünmeden ihtiyara vermiş. “Sıkışanın elbet Allah yardımına koşar,” demiş ve yoluna devam etmiş.
       Biraz ilerde, ormandan dönen ve sırtında çalı çırpı yüklü bir çocuğa rastlamış. Çocuk ağlıyormuş. Kızcağız çocuğa yaklaşmış;
       “Neyin var küçük… Niçin ağlıyorsun?” diye sormuş.
       Çocuk şöyle cevap vermiş:
       “İki saatten beri şu karşıda gördüğün ormandan sırtımdaki kuru dalları topluyordum. Çok üşüdüm. Başımı örtecek bir şeyim de yok. Üstelik nezleyim de…”
       İyi kalpli küçük kız, güzel saçlarını örten başlığını çıkarıp dikkatle ve özenle çocuğun başına koymuş. Yeniden yoluna koyulmuş.
       Daha ilerde, akşam soğuğunda üşümüş bir kız çocuğu görmüş. Sırtında giysisi olmadığı için titriyormuş. Kızcağız bunu görmüş, yüreği sızlamış. Kendi giysisini ona vermiş. Yine yoluna devam ederken, bir başka kız çocuğu ondan eteğini istemiş. İyi kalpli kız eteğini de çıkarıp ona vermiş.
       Gece olmuş. Kızcağız bir ormana varmış. Küçük bir çocuk acınacak haldeymiş. Kızcağız şöyle düşünmüş;
       “Nasıl olsa gece oldu, her taraf karanlık, kimse beni görmez. Zaten bir işe de yaradığı yok. Ama soğuktan tir tir titreyen bu zavallı çocuğu belki biraz olsun ısıtır.” Böyle düşünmüş, gömleğini de çıkarıp çocuğa vermiş.
       Varını yoğunu yolda görüp acıdıklarına paylaştırdıktan sonra, kızcağızın ne bir lokma ekmeği, ne de tek parça giyeceği kalmış.
       İşte o zaman inanılmaz bir olay, bir mucize olmuş: Gökteki yıldızlar birer birer yerlerinden kopmuşlar ve gök boşluğundan kayarak gelip kızın önüne düşmüşler. Yere düşünce altın, zümrüt, yakut ve elmas gibi kıymetli taşlar haline dönüşmüşler. Kızın ayaklarının altına, tıpkı altından bir halı gibi serilmişler.
       Bunu gören kızcağız şaşırmış. Güzel bir iç gömleği, yumuşak yünden cici bir elbisesi ve kürklü bir başlığı bulunduğunu fark edince şaşkınlığı bir kat daha artmış, hayretten donakalmış.
       Kızcağız sevincinden bir süre ağlamış. Sonra, altınları ve değerli taşları toplamış, zengin olmuş. O günden sonra da daha birçok yoksulu sevindirmiş. Yoksulların gerçek dostu ve koruyucusu olmuş.
       Allah her zaman düşkünleri koruyanlarla beraberdir. İyilik eden iyilik görür…

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Sevgi