Geride Bıraktığımız Gençlik Yılı

G

       Çalışmalarına 1981 yılı içinde başlayıp 1984 yılında bitiren “Birleşmiş Milletler Uluslararası Gençlik Yılı Hazırlama Komitesi” yine Birleşmiş Milletler tarafından ilan edilmiş bulunan 1985-Uluslararası Gençlik Yılını, bütün dünya ülkelerine şöyle duyuruyordu:
… Bütün gençlerin eşit eğitim hakkına sahip olabilmeleri için, temel eğitimin üzerine titizlikle düşülmesi ve altyapı problemlerinin giderilmesi,
… Köy ve kent arasında, eğitim bakımından paralelliğin sağlanması, özellikle köylük alanlarda, teknik ve mesleki eğitime yönlendirilmesi,
… Çalışan gençler arasında, değişik çalışma şartlarını ortadan kaldırmak için etkili ve kalıcı planlar ve programlar yapılması, çalışmak zorunda bırakılan gençlere yeni iş imkânlarının bulunması, dolayısıyla işsizliğin ortadan kaldırılması,
… Kurulmuş veya kurulacak olan gençlik organizasyonlarını kalkındırıcı faaliyetlerin desteklenmesi, gençliğin ise bu faaliyetlere katılabilmesi için uygun kültürel ortamın yaratılması,
… Ferdî bakımı teşvik etmek ve kolaylaştırmak amacı ile gençliğe sağlık eğitimi, beslenme, aile yaşantısı ve planlaması eğitimleri gibi, ilgili konularda hizmet götürülmesi ve bununla iştigal eden farklı sektörler arasında gerekli koordinenin sağlanması,
… Gençliğin ilgisinin, barış ve güvenlik ortamı yaratılması, işbirliğine ve ortak problemlerinin çözümü gibi hususlara yönlendirilmesi,
… Hükümetlerce, öğretim ve eğitim hakkını ve çalışma kolaylıklarını bünyesinde uzun süre muhafaza edecek yeni kanunların çıkarılması, vs.
       Bütün bu dilek ve temennilerin üzerinden tam bir sene geçti. Yurtdışında çeşitli ülkelerce yürütülen çalışmaların yanı sıra, ülkemizde de bu konularda birtakım çözümlerin aranarak neticeye bağlanılması karar altına alındı.
       Şimdi, ülkemizdeki durumu şöyle bir inceleyecek olursak:
       Bilindiği gibi, Birleşmiş Milletler tarafından 15 ilâ 24 yaşlar arası “genç” olarak kabul edilmekte ve bu ölçülerden hareketle, 50 milyonu bulan nüfusumuzun, yaklaşık 15 milyonunun genç olduğu gerçeği ortaya çıkmaktadır.
       Toplumumuzda önemli rakamlara ulaşan bu grup; gerek yaş özellikleri, gerekse milletinin özünden gelen hasletler nedeniyle, bu yaşlarda yeni bir kişilik kazanma dönemi geçirmektedir. Kendini tanıma ve bulma savaşı sürdüren gençler, bu dönemde belirli umutlar taşırlar. Bu umutların gerçekleşmesi ise, hiç kuşkusuz o devletin sosyal ve ekonomik yapısına ve bütün bunların sağlıklı yürütülmesine bağlıdır. Hayatta atacakları ilk adımların sağlam olması, onlar için çok önemlidir. Buna paralel olarak, istikballerine iyi hazırlık yapmak ve sağlam kadrolar yetiştirmek isteyen devletler de, gençliğe gereken önemi vermek zorundadırlar.
       Ülkemizde “okuyan gençlerin” sayısı 3 milyon civarında olup, her öğrenim kademesinde zorlu imtihanlar veren ve yüksekokullara girebilmek başarısını gösteren şanslı gruba dahil olan gençlerin problemleri, yapılan onca iyi niyetli çalışmalara rağmen henüz halledilememiştir.
       Cüzî bir kredi ile geçinmek zorunda olmaları, yurt bulabilme ve girebilme şartları, kitap temin edebilme ve yeni imtihan hakları elde edebilme, vs. gibi hususlar onları bunaltmaktadır. Hatta peş peşe açılan yeni üniversitelerimizin bazı fakültelerine devam eden öğrenciler, çatısı akan ve ısınamayan barakalarda ders görmekte, bu arada, öğrencisi sayıca çok fazla olan yerlerde ise, sabahın 6’sından itibaren yer kapma savaşı verilmektedir. Ön taraflarda bir yere yerleşemeyen genç, hocasını takip edememekte ve böylelikle başarı grafiği de düşmektedir.
       Bunun yanı sıra, öğrenci gençliğini “teröre çekme çabaları” en önemli sorun olarak karşımıza dikilmektedir. 1970’li yıllardan buyana konu o kadar ciddi boyutlara ulaşmıştır ki, toplumumuzda istenmeyen kuşak ilan edilmeye kadar iş götürülmüştür.
       Ayrıca alkolizmin kurbanı olan ve olmakta devam eden gençliği de unutmamak gerekmektedir. Okul veya iş öncesinde ve sonrasında, ufak bir tabak meze ile adım başında açılmış bulunan yerlerde iki tek atma ihtiyacı duyan gencin, kendisine sağlayacağı yarar şüpheyle karşılanmalıdır. Bu şekilde uyuşmuş zihinleri kim denetleyecek ve kendisinden ne beklenecektir.
       Bugün, geride bıraktığımız günlere dönüp baktığımızda gerek öğrenci, gerek çalışan ve gerekse işsiz gençlik için ne yazık ki iyi bir tablo sergileyemediğimizi kabul etmek gerekmektedir.
       Birkaç seminer tertip etmek, bir-iki bildiri yayınlamak ve neticeye tesir etmeyen önlemler almakla iş bitmemektedir. Şu anda ülkemizin siyasi ve ekonomik istikrara ihtiyacı vardır. Buna kavuşabilmek için de gençliğe görev vermeden veya onlardan beklediğimiz hususları talep etmeden evvel, onlar için neler yaptığımızı açıklıkla ortaya koymalıyız.
       Çünkü bu konu, gerek hükümet ve gerekse millet olarak, onlara karşı yüklendiğimiz bir vicdan borcudur!

Deneme (Ankara, Ocak 1986)

Yazar hakkında

Yorum Ekle