Heybe
Heybe

Heybe

     Tanrı Zeus bir gün bütün canlıları çağırtmış.
     “Gelsinler,” demiş, “Toplansınlar ayakucumda ve kim yaradılışında kusur buluyorsa söylesin çekinmeden, düzeltmesi benden.”
     “Önce sen konuş,” demiş maymuna. “Şaşmam doğrusu kendini kusurlu bulmana. Bir kendine bak, bir ötekilere. Hangimiz daha güzel yaratılmış diye. Baktın mı? Söyle şimdi bana, kendi halinden memnun musun?”
     “Ben mi?” demiş maymun. “Neden memnun olmayacakmışım? Kimse kalkmasın suratımda kusur aramaya. Ama ayı kardeşin suratı öyle mi ya? Aceleye gelmiş bir karalama zavallınınki. Bana sorarsa hiç resmini yaptırmamalı.”
     Ayı gelmiş ortaya, iki yana sallanmış. Herkes, halinden yakınacak sanmış. Ne gezer, övmekle bitirememiş biçimini. Fili eleştirmiş bir hayli;
     “Nedir,” demiş. “O biçimsiz, o çirkin irilik? Kulaklarından kesip kuyruğuna eklemeli.”
     Akıllı sandığımız file gelince sıra, o da bir yanını koymamış övülmedik. Balinayı eleştirmiş o da;
     “Bu kadar şişmanlık düşman başına,” demiş.
     Derken karınca gelmiş; o da peynir kurdunu fazla ufak bulmuş… Minnacık kurda şöyle bir bakınca, kendini bir dev gibi görmüş karınca.
     Zeus bakmış her yaratık halinden memnun, hep kendileri güzel, başkaları çirkin. Savmış başından hepsini Zeus gülerek. En çok da insanoğluna gülmüş olsa gerek.
     Bizden çılgını var mı kendini beğenmede? Benzerlerimizi vaşak gözüyle sezer, kendimize kirpi gözüyle bakarız. Kendimizde her kusuru bağışlar, başkasında pireyi deve yaparız. Hepimizin omuzuna, doğuştan, çift gözlü bir heybe asmış sanki Yaradan. İnsanın oldum olası taşıdığı bu heybenin arka gözü kendi kusurlarımız içindir, ön gözü ise başkalarının kusurlarıyla dolup taşar…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir