Prenses Rosette

P

       Bir varmış, bir yokmuş…
       Bundan çok çok önceki zamanlarda, bir kral ile kraliçenin üç kızı varmış. Adları Orangine ile Rousette olan iki büyük kız ikizmişler. En küçüklerinin adı Rosette imiş. Anne ve babaları ikizleri çok seviyorlarmış; bu ikiz prensesler güzel ve akıllıymışlar, ama hiçte iyi kalpli değillermiş. Bu yönleri ile anne ve babalarına çok benziyorlarmış. Ablalarından üç yaş küçük olan, küçük prenses Rosette, hem güzel hem de iyi kalpliymiş. İsim annesi Puissante adlı bir periymiş. İsim anneleri böyle bir peri olmayan ikizler, küçük kardeşlerini kıskanıyorlarmış. Rosette doğduktan birkaç gün sonra, anne ve babası onu köyde, çiftlikte oturan bir sütannenin yanına göndermişler. Rosette orada on beş yıl mutlu bir şekilde yaşamış. Kral ile Kraliçe bir defacık olsun onu görmeye gelmemiş.
       Bir gün, Rosette babasından şu mektubu almış:
       “Rosette, ablaların on sekiz yaşında ve evlenme çağına geldiler. Evlenecekleri kimseleri seçsinler diye, bir tören düzenleyerek bütün ülkelerin prens ve prenseslerini davet edeceğim. Sen de on beş yaşındasın. Gelip üç gün yanımızda kalabilirsin. Kral, babanız.”
       Rosette hemen koşmuş ve mektubu sütannesine göstermiş. Sütannesi sormuş:
       “Bu törene gitmeyi çok istiyor musun, Rosette?”
       “Ah elbette! Sütanne; babamı, annemi ve ablalarımı göreceğim, sonra da senin yanına döneceğim.”
       “Peki, hangi elbiselerini giyeceksin yavrum?” diye sormuş sütannesi.
       “Bayramlarda giydiğim beyaz elbisemi giyeceğim.”
       Sütannesi içini çekti, başka bir şey söylememiş. Rosette’in giysilerini temizlemeye ve ütüleyip hazırlamaya koyulmuş. Hareket etmeden bir gün evvel, Rosette entarisini, beyaz jüponunu, pamuk çorabını ve siyah deri ayakkabılarını küçük bir sandıkta toplamış. Bunlar arasında, saçlarına takacağı bir buket de çiçek varmış. Sandığı kapatacağı sırada, pencere ansızın açılmış ve isim annesi olan peri odaya girmiş.
       Henüz kapanmamış olan sandığa şöyle bir bakmış, gülümsemiş ve cebinden bir şişe çıkarıp demiş ki:
       “Bunlar benim Rosette’ime yaraşır şeyler değil!”
       Şişeyi açmış, içindeki sıvıdan sandıktaki entarinin, çorapların, çiçek buketinin üzerine birer damla damlatmış. Entari hemen sarı renkli kadifeye, çoraplar mavi renkli ipek çoraplar haline ve buket de güzel bir tavuk tüyü şekline dönüşüvermişler. Ayakkabılar en güzel ayakkabılar olmuş. Bundan sonra peri Rosette’e:
       “Rosette, sana süsünü tamamlamak için, tuvaletine yaraşır bir kolye ile bilezikler de veriyorum,” demiş.
       Peri böyle söylemiş ve cebinden bir kolye ile bilezikler çıkarıp sandığa koymuş. Sonra şaşkın şaşkın bakan Rosette’in alnından öpmüş ve gözden kaybolmuş.
       Ertesi gün, Rosette henüz elbisesini yeni giymişmiş ki, kralın arabası onu almaya gelmiş; sütannesi kucaklamış, sandığını arabaya yerleştirmiş ve hareket etmiş.
       Pis ve küçük bir avluya indiği zaman, Rosette şaşırıp kalmış. Bir uşak onu karşılamaya gelmiş.
       Rosette uşağı takip etmiş, birlikte uzun bir koridora varmışlar; koridorun ucunda bir merdiven varmış. Merdivenleri çıkmışlar, bir başka koridora varmışlar. Burada Rosette’e ayrılan bir oda varmış. Bu, tavan arasında basit küçük bir odaymış.
       Rosette sandığını açmış. Biraz üzgünmüş. İçini çekerek, sandıktan elbisesini çıkarmış, odanın bir köşesinde bulduğu kırık bir aynanın önünde giyinmeye başlamış. Bilemezsiniz ne kadar becerikliymiş. Sarı saçlarını, tavuk tüyünü ve bileziklerini öyle güzel bir şekle sokmuş ve kendisine öyle bir yakıştırmış ki, güzelliği on kat daha artmış. Bu harika güzellik içinde, giydiği elbise altın ve yakut işlemeli ipek giysi oluvermiş!
       Bu sırada uşak kapıyı vurmuş, odaya girmiş. Rosette’in güzelliği ve harika tuvaleti gözlerini kamaştırmış, geri çekilmiş. Rosette onu takip etmiş. Kral, kraliçe, prens ve prenseslerle dolu süslü bir salona varmışlar.
       Uşak, sonunda kral ve kraliçenin önünde durmuş.
       Kral, gelen güzeli görünce;
       “Hoş geldiniz hanımefendi. İsminizi sormama izin verir misiniz? Umarım, siz ünlü bir kraliçe, ya da ünlü bir perisiniz,” demiş.
       Rosette onun önünde diz çökerek;
       “Ben ne ünlü bir kraliçe, ne de ünlü bir periyim, sadece kızınız Rosette’im,” diye yanıtlamış.
       “Rosette!” diye bağırmış kraliçe:
       “Peki, bu güzel şeyleri kim verdi sana?”
       “Cici annem,” demiş Rosette.
       Rosette annesi ve babası tarafından soğuk karşılanışına üzülmüş, ablalarına dönmüş ve onları kucaklamak istemiş. Ama onlar Rosette’e hiç yakınlık göstermemişler, geri geri çekilmişler.
       Kral ile kraliçe öfke içinde imişler. Çünkü Rosette herkesin dikkatini çekiyormuş. Krallar içinde en yakışıklısı, en ünlüsü olan ve ikiz prenseslerden Orangine’in evlenmeyi umduğu kral Chartmant, sofrada Rosette’in yanına oturmuş, yemek yerlerken hep onunla ilgilenmiş. Ablaları, yemekten sonra, şirin görünmek ve dikkatleri üzerlerine çekmek için konuklara şarkı söylemeyi teklif etmişler. Çünkü ikisi birlikte çok güzel söylüyorlarmış.
       İyi kalpli Rosette, ablaları kendisini sevsinler diye, onları çılgınca alkışlamış ve övmüş. Orangine, Rosette’in bu cömert hareketinden duygulanacağı yerde, öfkelenmiş. Rosette’i küçük düşüreceğini umarak, onun da şarkı söylemesini istemiş.
       Rosette etrafı nazikçe selamlamış ve harpı eline almış. Öylesine hoş bir tutuşu varmış ki, ablaları şaşırıp kalmışlar. Güzel ve tatlı sesi ile şarkıya başlayınca, herkes öyle heyecanlanmış ve öyle hayran kalmış ki, ablaları öfkelerinden ne yapacaklarını şaşırmışlar.
       Rosette’in başarısından hoşlanmayan kraliçe, o akşamki eğlenceyi erken bitirmiş. Kral, kraliçe ve ikizler iyiden iyiye öfkeliymişler.
       “Onunla boy ölçüşecek yerde, onu buradan uzaklaştırmak için bir çare arayalım,” demiş kral.
       Kral sözlerini daha yeni bitirmiş ki, Rosette’in isim annesi olan peri çıkagelmiş. Öfkeli ve sert bir sesle;
       “Şayet Rosette’e dokunur ya da bütün tören boyunca onun burada kalmasını engellerseniz, hepiniz kurbağa olacaksınız,” demiş.
       Peri böyle söylemiş ve gözden kaybolmuş. Kral, kraliçe ve ikiz prensesler korku ve telaş içinde odalarına çekilmişler. Bir hizmetçi kadın Rosette’e ekmek ve süt getirmiş.
       Ertesi gün, av partisi varmış. Rosette yıkanmış, taranmış. Elbisesini, ayakkabılarını giymiş; kolyesini ve bileziklerini takınmış; aynanın önüne geçmiş. Aynaya bakınca gözlerine inanamamış. Çünkü rüyalarda görülen güzellikte bir av elbisesi içindeymiş.
       Salona gelince, kral Chartmant onu karşılamış. Bir uşak ona güzel ve siyah bir at getirmiş. Bu atı iki binici güçlükle zapt ediyormuş. Kral Chartmant bu atı görünce Rosette’e;
       “Güzel prenses, bir süre bekleyin, size yaraşır bir at getireceğim; yalnız çok yalvarırım bu ata binmeyin,” demiş.
       Biraz sonra, kral Chartmant, kar gibi bembeyaz bir at ile dönüp gelmiş.
       Rosette ile kral Chartmant ava giden gruptan ayrılmışlar, ormanın içindeki geniş ve güzel yolda baş başa kalmışlar.
       Rosette, bir çiftlikte büyütüldüğünü, her şeyini Puissante adlı periye borçlu olduğunu krala bir bir anlatmış. Kral da, yedi yaşında yetim kaldığını, kendisini Prudente adlı bir perinin yetiştirdiğini, aradığı prensesi bu törende bulacağını söylediğini Rosette’e anlatmış.
       “Güzel Rosette, gerçekten de perinin sözünü ettiği güzeli bulduğumu sanıyorum; sizi anne ve babanızdan istememe izin verin,” demiş.
       Rosette ile Chartmant günün nasıl sona erdiğini bilemediler. Saraya döndüler ve akşam yemeği için elbiselerini değiştirmeye odalarına çekildiler.
       Rosette, tavan arasındaki sıkıcı ve basit odasına çıkmış. Elbisesini giymiş, saçlarını düzeltmiş ve aynanın önüne geçince hayranlığını gizleyememiş. Elbisesi kelebek kanadına benzeyen bir tülden yapılmış, öylesine ince ve öylesine parlakmış ki, üzerine serpiştirilen elmaslar, kıvılcımlar gibi pırıl pırıl parlıyormuş.
       Rosette kapıdan girerken, kral Chartmant ile karşılaşmış. Prenses onun koluna girmiş, birlikte kral ile kraliçenin bulundukları salona varmışlar.
       Biraz sonra sofraya oturulmuş. Chartmant, Rosette’in yine yanına oturmuş. Onunla tatlı tatlı konuşmuşlar. Yemekten sonra kral balonun başlamasını emretmiş.
       Önce Rosette ile Chartmant başlamışlar dansa. Salonda bulunanlar o vakte kadar böyle güzel ve böyle hoş dans eden bir çift görmemişler. Kimse takdirini gizleyememiş, herkesin ağzı açık kalmış. Nihayet balo bitmiş. Ayrılırken Chartmant Rosette’e;
       “Yarın görüşürüz. Umarım, her zaman görüşürüz derim o zaman,” demiş.
       Rosette sakin sakin uyurken, kral ile kraliçe ve ikiz prensesler öfkelerinden ne yapacaklarını bilemiyorlarmış. Son bir ümitleri kalmış; ertesi gün araba yarışı varmış. Bu yarışta Rosette’e azgın ve zapt edilmez bir çift atın çektiği çok yüksek ve kolayca devrilebilecek bir araba vermeyi kararlaştırmışlar.
       Ertesi sabah kahvaltıdan sonra, arabalara binmek için avluya inilmiş. Rosette için kararlaştırılan araba getirilmiş. Kral Chartmant durum anlamış, Rosette’i arabadan aşağı çekmiş ve ona demiş ki:
       “Prenses Rosette, bu arabaya binmeyeceksiniz!”
       O zaman Rosette, her bir atın dört binici tarafından zor zapt edildiğini, hayvanların yerlerinde duramadıklarını ve azgın azgın kişnediklerini görmüş. Aynı anda, sarı satenden mavi düğmeli bir ceket giymiş güzel bir binici tok bir sesle;
       “Prenses Rosette’in emrine hazırım,” demiş.
       İnci ve sedeften yapılmış küçük bir araba gelip Rosette’in önüne durmuş. Arabayı bembeyaz ve güzel bir çift at çekiyormuş. Atların takımları yakutlarla süslü sarı kadifedenmiş.
       Chartmant, Rosette’in arabaya binmesine yardım etmiş ve kendisi de atına atlamış. Bütün arabalarla birlikte Rosette’inki de hareket etmiş. Chartmant onun arabasını adım adım takip ediyormuş. Bir süre sonra, yüzleri tülle örtülü kadınların sürdüğü iki araba, Rosette’in arabasının önüne geçmek istemiş; bu arabalardan biri Rosette’inkine çarpmış; Rosette’in arabasını bir peri yapmamış olsaymış, paramparça olurmuş. Bu kez çarpan araba parçalanmış. Arabayı süren yüzü kapalı kadın taşlara yuvarlanmış ve hareketsiz yere serilmiş. Rosette bunun ikiz ablalarından Orangine olduğunu görmüş; atlarını durdurmaya uğraşırken, öteki kadın Rosette’in arabasına saldırmış. O da birincisinin durumundan farksız bir şekilde yere yuvarlanmış. Rosette, onun da Roussette olduğunu görmüş.
       O anda, Chartmant bitkin bir durumda olan Rosette’in yanına, arabaya atlamış; atlar uçar gibi ilerlemişler. Böylece altı saat koşmuşlar; sonunda kral Chartmant’ın sarayının merdivenlerinin dibinde durmuşlar.
       Saray şenlik içindeymiş, herkes bayram elbiselerini giymiş merdivende kralını bekliyormuş. Kral ile Rosette hiç beklemedikleri böyle bir bekleyiş karşısında şaşkınlıklarını gizleyememişler.
       Arabalarından inmişler; bir de ne görsünler, Rosette’in isim annesi olan peri karşılarında değil mi?
       Peri Chartmant’a;
       “Kral Chartmant, ülkenize hoş geldiniz, beni takip edin, evlenmeniz için her şey hazır.”
       Ve Rosette ile Chartmant’ın düğün töreni günlerce sürmüş… 

(Grimm Kardeşler Masalı-Çeviren: Sevgi Şen)

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Sevgi