Ermeni Dosyası-4

E

Bu yazı dizisi, tarihte birlikte hayatını sürdürdüğü değişik milletlerin yanı sıra, kendi milletine bile büyük maddi ve manevi zararlar veren, Ermeni Parti ve Komitelerinin faaliyet dosyasıdır. Kısaca, ERMENİ DOSYASI’dır.

     1839 senesine kadar, Ermenilerin kendi aralarında Gregoryan, Katolik ve Protestanlık akımları yüzünden çıkan ve zaman zaman yabancı devletlerin ve hükümetlerin de aracılık ve karışmalarını gerektirecek uyuşmazlıklar ve mücadeleler dışında ayrılık ve bağımsızlık yönünden belirli bir çalışmaları olmamışsa da, 1839-1877 devresinde Ermenilerin Osmanlı camiası arasında ayrı bir etnik varlık olarak kabul edilmesi ve bu camia içerisinde muhtar bir idareye kavuşturulmaları amacıyla çeşitli siyasi faaliyetler başlatılmış ve bu hareket yabancı devletlerden de destek görmüştür. 1877-1914 devresinde ise, bilhassa 1877-1878 Türk-Rus Savaşı’nda Osmanlı Devleti’nin yenilgiye uğraması üzerine bir yandan Ruslar, öte yandan da Fransızlar ve İngilizler Osmanlı topraklarını ve özellikle doğu kesimini kendi nüfuzları altına almak için birbirleriyle yarışa girişmişler ve Ermenileri muhtariyet için kışkırtmaya devam etmişler ve aynı zamanda bu çalışmalarını yoğunlaştırmışlardır.
     1878’de imzalanan Ayestafanos muahedesinin 16’ncı maddesi ile Ermeni soru9nu ilk defa bir şekle bağlanmış, sonradan yapılan Berlin Antlaşmasına da bu madde yerine 61’inci madde konulmuştur. Bu maddeye göre; Bâb-ı Âli, Ermenilerin sakin oldukları vilayetlerin mevkii icabı muhtaç oldukları ıslahat ve tanzimatı geciktirmeden yapmayı ve bunların Kürtlerle Çerkezlere karşı emniyet ve rahatlarını muhafaza etmeyi taahhüt ediyor ve bu hususta alacağı tedbirleri sırası geldikçe akid devletlere bildireceğinden, bu devletlerin dahi bu tedbirlerin alınmasına nezaret edecekleri belirtiliyordu.
     11.5.1895’de Rus, İngiliz ve Fransız elçileri bu anlaşmaya dayanarak Bâb-ı Âli’ye birlikte bir memorandum verip Ermeniler lehine doğu illerinde tam bir ademi merkeziyet kurulmasını istemişler, 1901, 1912, 1913 ve +1914 yıllarında da yine aynı maddeyi ileri sürerek topluca veya ayrı ayrı teşebbüse yeltenmişlerse de arzuladıkları sonucu alamamışlardır.
     1914-1918 harbinde Ruslarla işbirliği yapmaları üzerine devleti ve orduyu arkadan vurma niyetlerinin anlaşılması üzerine, 27.5.1915 tarihinde Osmanlı Meclisi Mebusanı tarafından kabul edilen üç maddelik bir kanuna dayanarak, Doğu Anadolu bölgesinde bulunan Ermeniler, Güneydoğu’daki Dorzer bölgesine hükümlü olarak göç ettirilmişlerdir. Bundan başka İstiklâl Savaşı sırasında Urfa, Maraş, Antep ve Adana bölgesindeki Ermeniler de müstevli Fransızlarla işbirliği yaptıklarından 1921 Ankara İtilafnamesi hükmüne göre bu bölgeden çekilen Fransızlarla beraber güneye kitle halinde göç etmişlerdir.
     Lozan Sulh Konferansı’nda bir Ermeni sorunu ortaya atılmışsa da, 31.12.1922’de bu konudaki isteğe karşı İsmet Paşa’nın “… Türkiye’deki Ermenilerin asırlardır olduğu gibi Türklerle beraber mükemmelen geçinerek müreffeh bir surette yaşamaları için hiçbir engel yoktur. Türkiye’de, Doğu’da veya Kilikya’da Türk çoğunluğunu kapsamayan ve her ne suretle olursa olsun anavatandan ayrılabilecek bir karış toprak yoktur.” şeklinde verdiği cevap üzerine konunun görüşülmesi kapanmış ve bu suretle de anayurt içinde bölücü ve etkin bir sorun olarak ileri sürülen çok yönlü çabalar da sonuçsuz kalarak “Ermeni Yurdu Hikâyesi”nde Ermeni yazarı Koçanznuni’nin dediği gibi, Lozan’da tarihin derinliklerine gömülmüştür.
     Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasını müteakip, Atatürk’ün önderliğinde kalkınma ve gelişmiş milletler seviyesine yükselme çabaları içerisinde geçiren Türk milletine Ermenilerin pek zararları olmamış, ancak gelişmiş bir Türkiye istemeyen emperyalist devletlerin tarihte tekrarladıkları amaçlarını yeniden ortaya atmaları neticesinden taraf bulan Ermeni parti, komite ve kilise çevrelerince Türk-Ermeni meselesi tekrar su yüzüne çıkarılmıştır.
     “Uygarlığın ilerlemesinde her ulusun belirli bir katkısı vardır. Jenosid ise Türk’ün acı katkısıdır,” diyerek 24 Nisan 1915 tarihini “Katliam Günü” olarak sembolleştiren Ermeniler zamanlarını, tarihte katlettikleri Türklerin kanı ile dünyayı “Katil Türkler, Cani Türkler, Haklarımız, Topraklarımız,” sloganlarıyla boyamaya ve bu meseleyi daima sıcak tutarak nesiller boyu söndürmemeye hasretmişlerdir. Bugün fanatik Ermeni çevrelerince yerleştikleri ülkelerin politik, ekonomik tutum ve davranışları meyanında istismarına devam ettirilen mezkûr meselenin halli için, başta Birleşmiş Milletler Teşkilâtı olmak üzere bazı beynelmilel kuruluşlara müracaat yapılmakta ve gündemlerine alınarak incelenmesi istenmektedir.

     ZAMANIMIZ ERMENİLERİ
     Yurdumuz dışındaki Ermenilerin çoğu bugün Erivan bölgesinde, Sovyetler Birliğine dahil olup sonradan ayrılan bir devlet olan Ermenistan Cumhuriyeti’ndedir. Bu cumhuriyetin nüfusu iki milyon kadardır. Daha önce yurdumuzdan göç eden Ermenilerin çoğunluğu Avrupa ve Amerika’ya gitmişlerdir. Kayıtlara göre; İran’a 91.000, Yunanistan’a 92.000, Romanya’ya 55.000, Avrupa’ya 50.000, Amerika’ya 120.000, Irak’a 15.000, Filistin’e 4.000, Suriye’ye 105.000, Lübnan’a 40.000 ve Mısır’a 10.000 Ermeni göç etmiştir. “Türkler 1915’de 1 milyon Ermeni’yi katletti” diyerek akıl ve mantık dışı yollardan medet umanlar, o tarihlerde Türkiye’de kalan 300.000 Ermeni ile Rusya’da bulunan 2.025.000 (Ermenistan’da 1.000.000, Gürcistan ve Azerbaycan’da 800.000, Kuzey Kafkasya ve Odesa’da 225.000) Ermeniyi –ki bunların çoğu Türk-Rus ve Birinci Dünya Savaşı’nda Türkiye’den gidenlerden– hesaba dahil etmemeyi tercih etmektedirler. Bugün dünya üzerindeki nüfuslarının 8 milyona ulaştığı tahmin edilen Ermeniler, birer azınlık grupları oluşturarak ABD, Lübnan, İran, Suriye, Fransa, Kanada, Avustralya, Arjantin, Brezilya, İngiltere, İsrail, Belçika, Yunanistan, Kıbrıs vs. gibi ülkelerde bulunmaktadırlar. Ayrıca, hemen hemen bütün dünya devletlerinde az veya çok sayıda olmak üzere bulundukları ülkenin uyruğuna geçmiş Ermeni topluluğu görmek mümkündür.
     Bazı ülkelerde (Lübnan ve Fransa gibi) etkinliklerini giderek artıran ve hatta siyasi akışa tesir edecek duruma getiren Ermenilerin halen ülkemizde de 30.000 civarında oldukları tahmin edilmektedir.
     Bulundukları ülkelerde genellikle ticari sahada faaliyet gösteren Armeniler, müreffeh ve zengin bir toplum oluşturmakta ve bu babadan oğula intikal eden bir husus olarak nesiller boyu devam etmektedir.
     Ancak, devamlı bir propaganda kampanyası altında yetişen bir Ermeni’nin, değil yaşadığı ülkeye, kendi milletine bile faydalı bir insan olarak hizmet edemeyeceği açıkça görülmektedir.

     BİR ERMENİ NASIL YETİŞİR
     Bir milletin atalarından kalan kültürü, folkloru, edebiyat ve sanat eserlerini devam ettirmesinde, o toplumun millî benliğini unutmaması bakımından yarar vardır. Ancak, doğduğu andan itibaren kin ve düşmanlık hisleriyle yetiştirilen bir şahsın kafasının bu fikirlerle doldurulmasından bir maksat güdüldüğü aşikârdır.
     “Ey Ermeni Gençliği! Senin atalarının uğrunda canlarını feda ettikleri rüyanın gerçekleşmesi için mücadeleni sonuna kadar sürdür!” talimatı verilen masum bir Ermeni gencinin nasıl yetiştirildiğine şöyle bir bakalım:
     Beyrut’un Burç Hammoud mahallesinde “San Mesrap Ermeni Okulu” adı altında öğretim yapan okulda, öğretim görevlileri ve bu arada aynı görevi yüklenmiş ruhanî kişiler tarafından öğrencilere, normal tedrisat konuları tamamen değiştirilerek işlenmekte ve “Ermeni Tarihi”, “Ermeni Katliamı”, “Türklerin 1915 Jenosidi” gibi dersler verilmektedir.

(Türkiye Gazetesi–5 Şubat 1986)

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz