Sahne (Fransız Öyküsü)

S

       Perde açıldığında görülen ilk şey; yavaşça ayrılan kırmızı kadife kumaş parçaları arasında aydınlanmış sahnenin tam ortasındaki çalışma masasına oturmuş ve sırtından görülebilen bir kişi.
       Kolları ve dirsekleri masanın üzerinde hareketsiz… Başı sağa dönük. Kırk beş derece dolayında yüz çizgilerinin ayrımsanmasına yetecek kadar değil, kaybolmuş bir profilin başlangıcı dışında; yanağı, şakağı, çene kemiği, kulak kenarı…
       Elleri görünmüyor, yine de kişinin konumunu belirliyor; sol eli dağınık kâğıtların üstünde, öteki eli diviti tutarken, tamamlanmış bir metin üzerindeki düşünce anında havaya kalkmış. Her tarafta, boyutları ve biçimleri eski yabancı dil sözlüklerini andıran düzensizce yığılmış kitaplar.
       Sağa dönük olan başı dikiliyor; bakışı kitapları ve yarıda kesilmiş tümceyi terk ediyor. Odanın sonuna, ağır kırmızı kadife perdelerin tavandan yere, birkaç çerçeveli pencereyi örttüğü yere yönelmiş. Perdelerin kıvrımları dik, aralarında derin gölge çukurları bırakacak şekilde birbirine yaklaşmış ve düzgün.
       Berbat bir gürültü odanın öteki ucunda; tahta bir panoda yinelenen yeteri derecede ısrarlı ve güçle yüklü vuruşlar.
       Kişi buna karşın sessiz ve hareketsiz. Gövdesini kımıldamadan sola doğru yavaşça başını çeviriyor. Doğrulan bakışları büyük odanın gerisini kaplayan eşyası çıplak, fakat ağaç işlemelerle kaplı duvarın tamamını, pencerenin kırmızı perdelerinden, orta boyda, hatta küçük sayılabilir bir kapının kanadına kadar tarıyor. Orada bakışları duruyor, yeni vuruşlar yankılanır ve tahta pano titrerken.
       Yüz hatları yön değiştirmesine karşın yine görünmüyor. Doksan derecelik bir çevrilmenin ardından başı, odanın, masanın, sandalyenin ortak eksenine göre başlangıç durumunun izdüşümündeki konumda yer kaplıyor. Bu sırada kaybolan profilde öteki kulak, yanak vesaire görünüyor.
       Kapı bir kez daha vuruluyor, son bir istekmiş ya da umutsuz veya yeniden kazanılmış bir rahatlık içinde ya da güvenlik yoksunluğu yüzünden ya da herhangi bir şeymiş gibi. Birkaç saniye sonra uzun bir koridorda gittikçe azalan ağır ayak sesleri işitiliyor.
       Kişi, başını yeniden sağdaki kırmızı perdelere çeviriyor. Dişleri arasından bir müzik parçası sayılabilecek, çok bilinen acıklı şarkı ya da bir ezgi, ama bozuk, kesik kesik, zorlukla tanınabilen birkaç nota çıkıyor.
       Peşinden bir dakika süren suskun devinimsizliğin ardından gözlerini uğraşına yöneltiyor.
       Başı düşüyor. Sırtı yuvarlaklaşıyor. Sandalyenin arkalığında ağaçtan bir kareyle tutturulmuş iki düşey tahtanın tamamladığı dört köşeli bir çerçeve. Dişleri arasından çıkardığı notalar gitgide zayıflıyor.
       Kişi, birdenbire başını kapı yönünde kaldırıp, uzattığı boynuyla hareketsiz kalıyor. Gözü dikkatli, uzun saniyeler boyu öylece kalıyor. Bu anda salonda bir çıt bile yok.
       Kişi, dikkatle ayağa kalkıyor, yerde yürümekten veya çarpmaktan sakınarak sandalyesini altından alıyor, kadife perdelere doğru dilsiz adımlarla yürümeye koyuluyor. Hafifçe perdenin sağ, dış kenarını aralıyor ve kapı yönünde, sola doğru dışarı bakıyor. İşte tam bu sırada sol profilinin bir kısmını ayırt etmek mümkün olabiliyor; ancak eliyle kırmızı kumaşın bir parçasını tutup gizlemese! Buna karşılık masanın önüne yayılmış beyaz kâğıtlar görülebiliyor.
       Fazla sayıdalar ve parça parça birbirlerini örtüyorlar. Kenarları çok düzensiz bir şekilde yırtılmış, özensizliği her iki yana da taşan küçük kâğıtlar; özenli bir yazıyla yazılmış sıkışık satırlarla karalanmış. Tamamıyla görülebilen en üstteki kâğıt, yalnızca yarı yarıya yazılı; bir satırın tam ortasında, yarıda kesilmiş en son sözcükten sonra hiçbir noktalama iminin bulunmadığı bir tümceyle sona eriyor.
       Kâğıdın sağında, altta kalan kâğıdın kenarı görünüyor; tabanı yaklaşık iki santimetre gelen ve sivri ucu masanın arka kısmına, sözlüklerin olduğu yere düşen oldukça yayılmış bir üçgen.
       Sonra daha sağda, bu ucun dışında, fakat masanın yan kenarına yönelmiş bir başka sayfa köşesi bütün bir el genişliğiyle dışa taşıyor; o da tam olarak yarım bir karenin yakınında, çaprazdan ikiye bölünmüş bir üçgen biçimini veriyor. Son üçgenin tepesi ve en yakın sözlük arasında, masanın cilalanmış ahşap yüzeyi üzerinde yumruk büyüklüğünde beyazımsı bir nesne duruyor; yontulmuş, yumuşak bir taş, bir tür kalın keskiyle oyulmuş, düzensizce yuvarlanmış bir çehreyle. Çukurlaşmanın en dibinde, küllerin arasında ezik bir izmarit… Yanmamış ucun kâğıdında kırmızı dudak izleri var.
       Sahnedeki kişi yine de bütün kesinliğiyle bir erkek; saçları çok kısa kesilmiş; ceket ve pantolonuyla belirginleşmiş. Gözlerini kaldırınca kapının önünde ayakta olduğu, yani sırtını sürekli salona verdiği ayrımsanıyor. Sanki panonun öte tarafında olup bitecek şeyleri işitmeye çalışıyor.
       Ancak tam olarak en ufak bir gürültü salona ulaşmıyor. Geriye dönmeksizin, kapıya bakmayı sürdürerek sahne kenarına doğru geriliyor. Masanın yakınlarına vardığında sağ elini kâğıdın köşesine koyuyor ve…
       “Daha yavaş…” diyor bu sırada salondan bir ses. Kuşkusuz mikrofondan konuşan biri bu, çünkü heceler olağandışı bir gürlükte yankılanıyor.
       Kişi duruyor. Yine o ses.
       “Bu hareket daha yavaş! Kapıdan başlayarak tekrar alın: Önce geriye bir adım atıyorsunuz -yalnız bir tek adım- on beş ya da yirmi saniye boyunca hareketsiz kalıyorsunuz. Sonra bunu masaya doğru gerilemeniz izliyor. Ama çok daha yavaş!”
       Kişi yine kapının karşısında ayakta ve sırtı hep dönük… Sanki panonun öteki yanında olup bitecek şeyleri işitmeye çalışıyor. Salona hiçbir gürültü ulaşmıyor… Geriye dönmeksizin geriye bir adım atıyor ve yeniden duruyor. Belli bir süre sonunda tekrar, düzenli, küçük adımlarla, sessiz, yavaş, bakışları sürekli kapıda, üstünde uğraşının beklediği masaya doğru geri çekiliyor. Yer değiştirmesi aynı hızla tek çizgide sona eriyor. Bacaklarının üstünde henüz kımıldamaya başlayan, büstü tamamıyla donmuş gövdesinden biraz ayrık olan iki kolu yaylanıyor.
       Masanın yakınlarına vardığında, sağ elini kâğıdın köşesine koyup, sol kenar boyunca giderek yönünü değiştiriyor. Tahtadan yapılmış sivri köşeye yönelerek şimdi sahne kenarına dik olarak ilerliyor; köşeyi aştıktan sonra kenara eş doğrultuda, geniş sırtıyla önünde yayılmış kâğıtları kapatarak sandalyesine oturuyor.
       Kâğıtlara bakıyor, sonra pencerenin kırmızı perdelerine, sonra yeniden kapıya ve bulunduğu yerden dönerek belli belirsiz dört beş sözcük söylüyor.
       “Daha yüksek!” diyor salondaki ses.
       “Şimdi, burada yaşantım, daha…” diyor doğal sesiyle, sahnedeki kişi.
       “Daha yüksek!” diye yineliyor salondaki ses.
       “Şimdi, burada, yaşantım, daha…” diye tekrar ediyor kişi, sesini yükselterek. Sonunda uğraşına yeniden dalıyor… 

(Yazan: Alain Robbe-Grillat-Çeviren: Sevgi Şen)

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Sevgi