Olgunlaştıran Yıllar Hakkında

O

       “Bir Gizli Servis Mensubunun Anıları–Çuvaldız” serisinin ilk kitabı olan “Meslekte İlk Yıllar”ın baskısının tamamlanıp piyasaya sürüleceği günü beklerken, içimi kaplayan tedirginlik duygusunu anlatmama imkân yok! Bu duygunun içerisinde yer alan merak, şaşkınlık, sıkıntı vs.nin yanı sıra, bir “ilk”e imza atmış olmanın yarattığı çekintiyi de doyasıya yaşadım diyebilirim.
       Kötü bir şey yapıp yapmadığımı, iyi niyet ve hoşgörü sınırlarını zorlayacak kadar ileri gidip gitmediğimi yüzlerce, belki de binlerce kez kendime sordum.
       Amacımın; bir tarih yazmak, önemli birtakım olayların analizlerini yapmak, bir misyonun avukatlığını üstlenmek veya insanları etkilemek olmadığını biliyordum… Bunu daha önce de belirtmiştim. Peki, öyleyse neydi beni bu derecede tedirgin eden?
       Belki de, bizim gibi istihbarat çarkının dişlileri arasına sıkışıp kalan insanların, kendi inisiyatifleri dışında dokunan yazgılarının ötesine pek çıkmamasına ve ömrünün sonuna kadar bunun gölgesinde yaşamaya mecbur bırakılmasına ilk tepki benden gelmişti de onun için!
       Oysaki böyle bir çalışmayla; 21’inci yüzyıla girdiğimiz şu günlerde, huzurlu ve mutlu bir emeklilik dönemini yaşamak yerine, sizinle birlikte el ele tutuşarak, Türkiye’de ilk kez kurulan böyle bir köprünün manevi hazzı içerisinde, her konuda ve her fırsatta şeffaflaşma politikasından söz eden ve halkla bütünleşme sözleri veren siyasilerimize de güzel bir örnek vermiş olacaktık… Ama kısmet değilmiş!
       Ne ilk kitabın birinci baskısının yirmi gün içinde tükenip ikinci baskıya geçilmesi, ne çeşitli gazete, dergi ve televizyonlarda kulağa hoş gelen ve beni onurlandıran sözcüklerle okuyucuya tanıtımının yapılması, ne de toplatılması, içimdeki bu duyguları kaldırıp atamadı. Bazı günler, “Boş ver… Sen ne vartalar atlattın!” diyerek kendimi teselli etmeye çalıştım, ama yine de mutlulukla hüznü birlikte yaşadım. Karışık bir duygu bu; acı biber soslu tulumba tatlısı gibi bir şey!
       Karşılaştığımız birtakım olayların, doğal olarak saklanılması gereken bazı sırları da içerebileceğinden, ele ve ağza, hele hele kaleme alınmaması gerekecekti. Çünkü sırlar, saklanmaları için başkalarına verilen emanetlerdi ve süre sona erdiğinde, bu emanetler sahipleri tarafından geri alınırdı!
       Buna itirazımız yok… Anladık artık! Peki, ya diğer hususlar? İnsanın hayatını dolduran binlerce acı ve tatlı olay? Bunlar arasından ön plana fırlayanlar… Köşe başlarında yakalanan ilginç enstantaneler veya siz istemeseniz bile, arkanızdan koşup sizi sıkıca yakalayanlar?
       Örneğin şimdi size; evin mutfak balkonuna iki kara karganın dadandığını ve kısa sürede bizim hanımla pek sıkı fıkı dost olduklarını, hatta yiyip içtiklerinin bile ayrı gitmediğini söylesem… Ne düşünürsünüz?
       Genel kural olarak, önceleri kuşkuyla karşılayıp kargaların oraya ne sebepten gelip gittikleri araştırılsa dahi, siz sadece, size ilginç geldiği için gülümsersiniz… Ama sadece gülümsersiniz! Bence biraz düşünün! Çünkü düşünürken gülümsemek ya da gülümserken düşünmek kadar güzel bir şey olamaz!
       İnsanlar, hangi meslekleri seçerlerse seçsinler, yaşamlarında doğal davranmayı ve yapmacık tavırları bir kenara bırakarak, önce duygulu bir insan olmayı öğrenmelidirler. Günlük yaşamlarında taktıkları maskelerin veya giydikleri üniformaların ardına daha ne kadar saklanacaklarını bilememek kadar onlara acı veren başka bir şey olamaz!
       Aksine, gerçeklerin ortaya çıkmasıyla birlikte ne kadar rahatladığını görmek, insan için öyle güzel bir duygudur ki! Örneğin ben; iki karganın hiçbir art niyet taşımadan hanımla konuştuklarını öğrendikten sonra, bütün kuşkuları ve kıskançlıkları bir yana bırakarak onları kendi âlemlerine terk ettim. Bana ne canım! Ne yaparlarsa yapsınlar… İki kara kuru karga değil mi?
       Ancak, siz siz olun, yine karşılaştığınız günlük olayları ya da kitaplarda anlatılan kalem artığı öyküleri ve buralardan çıkarılan sonuçları öyle kulak arkası yapmayın! Üzerlerinde tekrar tekrar düşünün! Bu kadar zamanınız yoksa en azından bir kerecik düşünün! Sonunda siz de, gülümserken kalbinizin ısındığını, sımsıcak olduğunu görecek ve o anda, mizahın kalp sıcaklığından doğduğunu anlayacaksınız…
       Haydi bakalım… Kolay gelsin!

       Yılmaz TEKİN (Batıkent-ANKARA, Şubat 2000)

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz