Dom Katedrali-KÖLN
Dom Katedrali-KÖLN

Dom Katedrali-KÖLN

     Küçük ama her şeyi bir arada bulabileceğim şehirler her zaman ilgimi çekmiştir. Sadece yürüyerek şehri dolaşabileceğim ya da şehrin yüksek bir noktasından tüm manzarayı seyredebileceğim bir görüntü… Almanya’nın kendi halindeki şehirlerinden Köln de işte bunlardan biri. Eğer nefes darlığı gibi bir probleminiz yoksa ve siz de benim gibi şehrin en yüksek binalarından Dom Katedrali’nin 450 dar merdivenini tırmanma cesaretini de gösterdiyseniz sorun yok demektir. Köln, ilk bakışta sevemeyeceğimi sandığım, ancak Dom’un merdivenlerini tırmandıktan sonra gördüğüm manzara karşısında hayranlığımı saklayamadığım bir şehir oldu.
     Dom’un tek özelliği ise yüksekliği ve eskiliği değil! Ünlü katedral, şehrin tam ortasında tarihe tanıklık ediyor. Köln yeni bir şehir sayılabilir; İkinci Dünya Savaşı’nda bombaların hedefi olduğu için savaştan sonra yeniden inşa edilmiş. Dom Katedrali de eski Köln’ün izlerini taşıyan yapılardan biri. Bir diğeri ise, kaldığım Cologne Oteli. Otel ile katedralin arasında vızır vızır işleyen bir cadde yer alıyor. Benim kaldığım oda gibi ön cephedeki odaların tümü ise, pencereyi açtığınızda yüksek katedralin tamamını göremeyecek kadar yakın.
     Odaya eşyaları yerleştirir yerleştirmez, bana refakat eden arkadaşımla birlikte, 20 dakika sürecek dar bir merdivenden katedralin en tepe noktasından şehri seyretmeye karar verdik ve tam 20 dakika sonra zirvedeydim. Zirvedeydim diyorum, çünkü yanımdaki arkadaş, “Ben daha önce birkaç kere çıkmıştım!” diyerek, daha başlamadan pes etti. Katedralin içi mükemmel… İlk katlardaki ibadet yerlerinde mumunuzu yakıp dilek diliyorsunuz.
     Zaten katedralin merdivenlerini tırmanmadan önce, gelen ziyaretçilerin hemen hemen tamamı bu formaliteyi yerine getiriyor. Sonra, başlıyor daracık, insanı boğazlayan merdivenleri birer birer çıkmaya. 7’den 70’e her yaştan, her milletten insanla karşılaşıyorsunuz merdivenlerde.
     Klostrofobisi olanlar için pek tavsiye edilecek bir yer değil aslında; çünkü merdivenlerde bir kalsanız sizi aşağıya kimse indiremez. Döne döne çıkılan merdivenin basamaklarının küçük olmasının yanı sıra, bir de 25-30 basamakta dışarıyı görebileceğiniz tel örgülerle kapatılmış küçücük pencereler var. Onlar da olmasa nefes almak imkânsız ama önünde yığılmalar oluyor.
     Merdivenler bir yerde sona eriyor ve zirveye ulaşmanın verdiği mutlulukla derin bir oh çekiyorsunuz. Ancak bu uzun sürmüyor. Çünkü, aslında tam da tepede olmadığınızı anlıyorsunuz. Ben, katedralin tepesini küçük bir teras gibi hayal etmiştim. Ne yazık ki daracık ve yuvarlak bir alanda, sadece tel örgüler arkasından şehri görebiliyorsunuz.
     Manzara ise mükemmel! Köln’den geçen Rhine Nehri ve köprüleriyle görülmeye değer bir manzara sunuyor. Işıl ışıl gece manzarasının çok daha güzel olacağına eminim. Ama maalesef katedral saat 18.00’den sonra kapanıyor.
     Köln, kozmetiğe ilginiz varsa, bildiğimiz markaları Türkiye’den daha uygun fiyata alabileceğiniz süpermarketlere sahip. Yakınlarınıza bir şey almak istiyorsanız onlarca çeşit kolonyasını tercih edebilirsiniz. Ancak bu kolonyaların, Türk kolonyaları kadar başarılı olmadığını da itiraf etmek gerek.
     Son olarak, Köln köprüler arasında kurulmuş bir şehir. Yüksek bir binadan tüm şehri görebileceğiniz kadar da küçük. Avrupa’nın değişik şehirlerindeki köprüler hep ilgimi çekmiştir. İngiltere bu konuda çok şanslı; çünkü sıradan bir köprü mimarisinden çok daha fazlasına sahip. Köln’de gördüğüm köprüler ise pek bu cinsten değil. Nehrin üzerinde bir dizi boncuk gibi dizilmişler o kadar!..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir