Genel Kültür Notları (3)

G

     DAMA
     Dama, iki kişinin karşı karşıya oynadığı bir oyundur. Bir satranç tahtası üzerindeki karelerden oluşan bir alanda oynanır. İngiltere ve ABD’de dama 12’şer taşla oynanırken, Polonya daması olarak bilinen Avrupa damasında 20’şer taş vardır. Türkiye’de ise 16’şar taşla oynanan damada, satrancın aksine bütün taşlar aynı biçimde hareket eder ve tek kare sağa, sola ya da ileri gider. Herhangi bir oyuncunun taşı diğer oyuncunun savunmasını geçip 8’inci sıraya ulaşırsa o taş dama olur ve bu andan itibaren birden fazla kare ilerleyebilir. Ayrıca damaya çıkmış taşlar diğer taşların aksine geriye de gidebilir. Taşlar birbirinin üzerinden atlayarak birbirlerini yer. Rakibinin bütün taşlarını yiyen kişi oyunu kazanır. Eğer her iki tarafın da birer taşı kalmışsa, hamle sırası kendinde olan oyuncu, oyunu berabere ilan edebilir. Dama ismi Türkçe’ye İtalyanca’dan girmiştir.

     SATRANÇ
     Satranç bir zekâ oyunudur. 570 yılında Hindistan’da oynanmaya başlanmış, 600 yıllarında İran’a geçmiş, 9’uncu yüzyılda da Araplar aracılığıyla Avrupa’ya yayıldığı saptanmıştır. Satranç tahtası denilen 8 x 8’lik kare bir alan üzerinde satranç taşları ile oynanır. Toplam 64 karenin yarısı siyah, yarısı beyaz renklerden oluşur. Taraflar beyaz ve siyah renkli taşları alırlar, her oyuncunun bir seferde bir hamle yapmasıyla oyun gelişir. Oyunun başında beyaz ve siyahların 16 taşı bulunur. Bunlar bir şah, bir vezir, iki kale, iki fil, iki at ve sekiz piyondan oluşur. Oyunun amacı karşı tarafın şahını mat etmektir. Bireysel Dünya Satranç Şampiyonluğu 1886’dan beri düzenlenmektedir. Türkiye’de, Ankara’da 1936’da, İstanbul’da 1943’te satranç dernekleri kurulmuştur. Türkiye, ilk resmî dünya yarışmasını 1927’de düzenleyen Uluslararası Satranç Federasyonu’na 1962’de üye oldu ve ilk kez 16. Dünya Turnuvası’na katıldı. Bireysel Türkiye Satranç Şampiyonası ise 1965 yılında başladı.

     KREM
     Yakındoğu’da M.Ö. 3000 yılından beri kullanılan deriyi yumuşatıcı otlar, sıvılar pek değişmeden günümüze kadar gelmiştir. Kremin icadı eski çağların ünlü hekimi Galenos’a atfedilmektedir. M.Ö. 157 yılında Bergama’dan Roma’ya çağrılan Galenos, burada gladyatörlerin yaraları kadar İmparator ailesinin güzelliğine de katkıda bulunmuştur. Galenos’un koyun yağı, gül suyu karışımından hazırladığı krem yüzyıllarca kullanılan zehirsiz ve basit bir ürün olarak kaldı. 1911 yılında Alman eczacı Hamburglu H. Belersdorf deriyi besleyen ve nemlendiren Nivea adlı kremi piyasaya sürdü. Bütün dünyada büyük ilgi gören krem halen aynı formülü ve çeşitli türleriyle fazla değişikliğe uğramadan günümüzde de kullanılmaya devam ediyor.

     DEODORANT
     İstenmeyen vücut kokularını gidermek için kullanılan deodorantın temel bileşeni, parfümle birleştirilmiş bakteri öldürücü maddelerdir. Zamanla terlemeyi azaltıcı alüminyum klorhidrat çözeltilerle zenginleştirilmiştir. Koltuk altlarındaki ter kanallarını tıkamayı hedefleyerek piyasaya sunulan deodorantlar, 1888 yılından itibaren üretilmeye başlanmıştır. Deodorantların etkisi zamana karşı direnemez. Deodorantlar 1920’lere kadar aşırı terlemeyi önleme ve temizlik iddiasıyla reklam yapılarak piyasaya sürülmüşse de, 1930’lara kadar erkekler müşteri olarak görülmemiştir. 1941 yılında böcek ilaçlarını püskürtmek amacıyla ABD ordusu laboratuvarlarında geliştirilen aerosol kap sistemi, kozmetik alanında deodorantlarda da kullanılmaya başlandı ve sprey olarak adlandırıldı. Deodorantlar, insan vücudu ve ter kokuları için üretilmişse de, oda, tuvalet, ev hayvanı ve otomobiller için de geliştirilmiştir.

     KÂĞIT MENDİL
     Birinci Dünya Savaşı sırasında pamuk kıtlığı nedeniyle yeni, emici bir bandaj üretilmişti. Üretici Kimberley-Clark firması bu ürününe selülozlu pamuk anlamında “cellucotons” adını vermişti. Savaştan sonra geliştirilen ürün, kadınlar için havlu olması düşünülerek piyasaya sürüldü ve daha çok gösteri dünyasında makyaj silmek için kullanılır oldu. Kleenex adıyla geliştirilen model, yürütülen reklam kampanyaları sonucu kısa sürede başarıya ulaşarak kadınların çantalarına girdi. 1921 yılında üretilen, tek tek kâğıt mendil almaya yarayan özel kutuyla kleenex tüketimi daha da arttı. 1930yılında ürünün krem havlusu veya mendil olmasına karar verebilmek için bir anket başlatıldı ve kâğıt mendil talebi çıktı. Peçete, havlu, mendil olarak ürünlerini çeşitlendiren firma 1936 yılında 48 çeşit ürün satıyordu. Türkiye’de ise Erol Günaydın’ın “At o çaputi, al buni” reklamının devreye girdiği dönemde, piyasa, fabrikasyon mendillerin hâkimiyeti altındaydı. “Selpak”, Türkiye’de üretilen ilk kâğıt mendil markası oldu. Bu reklamların en önemli etkisi, kâğıt mendilin Türkiye’de “Selpak” adıyla markalaşmasıydı. Türkiye’de birçok üründe olduğu gibi, kâğıt mendilde de ürünle markanın adları birbirine karıştı. Kâğıt mendilin bez mendile karşı yürüttüğü mücadele, ilk yıllarda yavaş ilerledi. Ancak bez mendilin direnişi, 1990’larda kırıldı. 1999’da ekonomik krizden etkilense de, 2000 yılı oranları artık bez mendilin sonunun geldiğini ilan ediyordu. Zaferlerini ilan eden kâğıt mendil üreticileri, piyasaya ıslak mendil, kolonyalı mendil gibi yeni türleri de sürerek hâkimiyetlerini bu tarihten sonra iyice pekiştirdiler.

     KÂĞIT HAVLU
     Kâğıt havlunun piyasaya çıkmasında bir fabrika hatası etken oldu. 1907 yılında Scott kardeşlerin fabrikasında, kesilerek tuvalet kâğıdı haline getirilecek olan ana kâğıt bobininden çıkan kâğıt, kalın ve buruşuk haldeydi. Kardeşlerden birisi bu kâğıdın imha edilmesi yerine, kâğıt havlu şeklinde piyasaya verilip denenmesini önerdi. İlk kâğıt havlular otel, lokanta ve halka açık tuvaletlerin bulunduğu yerler tarafından alındı. Kâğıt havlu, yıllarca evlere giremedi ve fiyatı iyice ucuzladığında, yeni bir ad altında 1931 yılından itibaren evlerde de sıkça kullanılmaya başlandı.

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz