Kurşun Asker

K

       Bir varmış, bir yokmuş…
       Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, uzak bir ülkede bir oyuncak dükkânının içinde tam altı tane kurşun asker varmış. Bunları bir gün alıp dükkânının vitrinine koymuşlar.
       Altısı da tüfekleri omzunda, hazırolda duruyorlarmış. Yalnız içlerinden birinin tek ayağı yokmuş. Oğlunun doğum günü için armağan almaya çarşıya çıkan bir baba, askerleri görünce çok beğenmiş; hemen dükkâna girip onları satın almış. Satıcı, askerleri kutuya yerleştirirken birinin tek bacaklı oluşunun nedenini açıklamış babaya. “Bunları yapan ustanın kurşunu son askere yetmeyince o da topal kalmış,” demiş. Baba şaşırmış bu duruma, ama bir şey dememiş; kurşun askerleri alıp çocuğuna götürmüş. Doğum gününde eğlenen çocuklar, askerlerle oynayıp hoşça vakit geçirmişler.
       Oyun oynamaları bitince altı kurşun askeri kutularına yerleştirmişler, rafa kaldırmışlar. Yarı karanlık kutunun içinde askerlerin canı sıkılıyormuş. Sadece topal kurşun asker kutunun kapağının aralığından dışarıyı görebiliyormuş ve bunu kendisi için bir eğlence sayıyormuş.
       Topal kurşun askerin gözüne ilk çarpan şey, masanın üstündeki oyuncak bir kaleyle, kalenin içindeki şato olmuş. Şatonun önünde güzel bir prenses heykeli duruyormuş. Prenses, kollarını iki yana açıp bir ayağını kaldırmış, aynı dans eder gibiymiş. Topal kurşun asker prensese âşık olmuş. Ağzını bıçak açmaz, bir söz söyleyemez hale gelmiş. Tek isteği prensesinin yanına gitmek, ona kavuşmakmış; başka hiçbir şeyi gözü görmüyormuş.
       Ertesi gün, oyuncakların sahibi olan küçük çocuk, bizim küçük kurşun askeri kutusundan çıkarıp oynamaya başlamış. Şimdi prensesini daha iyi gören kurşun asker, gözünü ondan ayıramıyormuş. Kurşun asker prensesine bir şey olacak diye o kadar çok korkuyormuş ki…
       O sırada hava birden kararmış, şimşekler çakmaya başlamış, ardından sert bir rüzgâr çıkmış. Rüzgâr o kadar kuvvetli esiyormuş ki, pencerenin yakınında duran kurşun askeri savurup pencereden sokağa yuvarlayıvermiş. Zavallıcık, sokağın bir köşesindeki kaldırımın kenarına düşmüş.
       Onu kimse görmemiş, hatta gelip geçenler üstüne basacak gibi oluyor, kurşun askerin korkudan yüreği ağzına geliyormuş. Rüzgârın ardından yağmur yağmaya, çukurlara sular birikmeye, sel olup akmaya başlamış. Hava açtığında, su birikintisinin başına oynamaya gelen iki çocuk onu görünce o kadar sevinmişler ki… Biri kâğıttan bir kayık yapmış, öteki bizim askeri içine bindirmiş ve iki çocuk sularla oynamaya dalıp bir süre sonra kayıkla askeri unutmuşlar.
       Kayık suyun içinde yavaş yavaş hareket ederek sürüklenmeye başlamış ve bizim asker yüzen kayığın içinde, silahı omzunda dimdik duruyormuş. Korkuyu aklından bile geçirmiyormuş, akıp giden yağmur suları sonunda büyük bir ırmağa ulaşınca, kurşun asker koskoca ırmağın ortasında bir nokta kadar kalmış ve bir süre daha dalgalara kapılıp ilerlemiş. Bu arada yağmur daha hızlı yağmaya, kâğıttan kayık ıslanınca da içine sular dolmaya başlamış. Sonunda ırmağın azgın sularına gömülü vermiş.
       Kurşunun ağırlığı onu ırmağın en dibine itiyormuş ve bu karanlık, ıssız ve soğuk yer artık onu korkutmaya başlamış. Işığa yeniden kavuştuğunda ise, bir evin sıcacık mutfağında ocağın yanında durduğunu görmüş. O sırada sahibi olan çocuk tesadüfen oradan geçiyormuş; onu görmüş ve alıp odasındaki yerine koymuş.
       Kurşun asker eski yerine geldiği için o kadar mutluymuş ki, ilk işi prensesini araştırmak olmuş. Bir bakmış ki, prenses bıraktığı yerde ve iki kolu iki yana açık, bir ayağını kaldırmış dans ediyormuş gibi duruyor ve ona bakıyormuş. Kurşun asker öyle mutlu olmuş ki, prensesle bütün gece boyunca birbirlerine sevgiyle bakışıp durmuşlar.
       Bu olayın üzerinden birkaç gün geçmiş, ama mutlulukları çok uzun sürmemiş. Sahibi olan çocuk kurşun askerden sıkılmış ve artık onunla oynamaz olmuş. Bununla da kalmamış, kurşun askeri alıp alev alev yanan şöminenin içine atmış. Kurşun askerin alevlerden canı çok yanmış ve bir süre sonra erimeye başlamış. Bir kez daha sevgili prensesinden ayrılıyormuş işte! En çok da buna üzülüyormuş doğrusu. Tam o sırada açık pencereden giren güçlü bir esinti, prensesi de uçurup ateşin içine düşürüvermiş.
       Kurşun asker, sevinçle kollarını açıp prensesini kucaklamış. Artık onlar için yeni bir hayat başlıyormuş…

(Hans Christian Andersen Masalı-Çeviren: Sevgi Şen)

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Sevgi