Püsküllü Rıke

P

       Bir varmış, bir yokmuş…
       Evvel zaman içinde bir kraliçe varmış. Günlerden bir gün bir oğlu dünyaya gelmiş. Bebek o kadar çirkinmiş ki, bunun bir insan olduğuna uzun zaman inanılmamış. Annesi şaşkınlık içinde kederinden ağlamış.
       Doğumda bulunan bir peri kraliçeye;
       “Oğlunuz o kadar akıllı olacak ki, akıllılığı yanında çirkinliği önemsiz kalacak,” demiş.
       Perinin bu sözleri kraliçenin kederini birazcık olsun azaltmış, hafifletmiş. Doğrusunu söylemek gerekirse, prens çok geçmeden konuşmaya, hem de güzel şeyler söylemeye başlamış. Büyüleyici bir zekâsı varmış.
       Doğduğu zaman, başında püskül gibi bir tutam saç varmış. Bunun için adını PÜSKÜLLÜ RIKE koymuşlar.
       Püsküllü Rike’ın doğumundan yedi ya da sekiz yıl sonra, komşu kraliçelerden birinin iki kızı dünyaya gelmiş. İlk doğan kız, sanki dünya güzeli imiş. Kraliçe buna o kadar sevinmiş ki, herkes o kadar sevinci iyiye yorumlayamayıp, bunun bir felâketle son bulacağından korkar olmuşlar. Püsküllü Rike’ın doğumunda bulunan peri de orada bulunuyormuş. Prensesin akılsız, beceriksiz ve aptal olacağını; bunun yanında güzelliğinin önemsiz kalacağını açıklamış.
       Perinin açıklaması kraliçeyi buz gibi dondurmuş, sevinci boğazında düğümlenmiş. Bir süre sonra da korkulan felâket başına gelmiş. İkinci kız, birincinin aksine çirkinler çirkini imiş. Peri, bu kez kraliçeye;
       “Hanımefendi, o kadar kederlenmeyin; kızınızın çirkinliği akıllı ve zeki oluşu yanında çok önemsiz kalacak,” demiş.
       Kraliçe periye;
       “Büyük kızımın güzelliğine yaraşır bir zekâsı olması için elinizden bir şey gelmez mi acaba?” diye sormuş.
       “Bunun için bir şey yapamam,” diye yanıtlamış peri. “Ama size şunu bildireyim ki, kızınız kimi severse ona güzellik verecek, sevimlilik verecek.”
       Bu iki prenses büyüdükçe her yerde büyüğünün güzelliğinden, küçüğünün de zekâsından söz ediliyor olmuş. Gün geçtikçe kusurlu yönleri artıyormuş; küçüğünün çirkinliği hemen göze batıyor, büyüğünün alıklığı günden güne fazlalaşıyormuş. Bir şey sorulunca, cevap vermiyor ya da aptalca karşılık veriyormuş. O kadar beceriksizmiş ki, iki tabaktan birini kırmadan raflara dizemiyor, yarısını elbisesine dökmeden bir bardak suyu içemiyormuş. Büyüğünün güzelliğinin hiç önemi yokmuş; bir toplulukta küçüğü zekâsı ve becerikliliği ile her zaman onu bastırıyormuş.
       Saraya gelenler önce büyük prensesin güzelliğine hayran kalıp onunla ilgileniyorlarmış. Ama çok kısa bir süre sonra, akılsız ve aptalca hareketlerini görünce küçük prensesin yanına gidiyorlar; onun akıllıca söylediği güzel şeyleri tatlı tatlı dinliyorlarmış. Çok geçmeden herkes onun etrafında toplanıyor, büyük prenses yapayalnız kalıyormuş.
       Büyük prenses akılsız ve aptalmış, ama bu durumunun da farkındaymış. Kardeşindeki zekânın yarısına sahip olmak için bütün güzelliğini vermeye hazırmış.
       Annesi bile kızının aptalca hareketlerine sinirleniyor, birçok kez ona sitem ediyor, hatta azarlıyormuş. Prenses nerede ise kederinden ölecekmiş.
       Bir gün, ormana gitmiş. Orada talihsizliğine yakına yakına ağlarken, kısa boylu ve çok çirkin bir adamın kendisine doğru geldiğini görmüş. Adam çirkinmiş, ama çok güzel giyinmişmiş.
       Bu Püsküllü Rike’dan başkası değilmiş. Güzel prensesin elden ele dolaşan resmini görmüş, onu uzaktan da olsa çok sevmişmiş. Prensesi görmek, onunla konuşmak için ülkesini terk etmiş, buralara kadar gelmişmiş. Prensesle böyle tesadüf edip yapayalnız karşılaşınca çok sevinmiş, bin bir nezaketle yanına yaklaşmış. Önünde saygı ile eğilmiş. Ancak onun aldırış etmediğini ve üzüntülü olduğunu anlayınca;
       “Hanımefendi, sizin gibi böylesine güzel bir prenses nasıl olur da üzüntülü olur anlayamıyorum,” demiş.
       “Güzel olmaktansa sizin gibi çirkin ve zeki olmayı çok isterdim,” diye karşılık vermiş prenses.
       “Şayet sizi üzen bu ise, daha fazla üzülmenize sebep yok! En çok sevdiğine sizin istediğinizi verecek güçteyim ben. Benimle evlenmeyi kabul ederseniz, siz de akıllı ve zeki olacaksınız.”
       Prenses kararsızmış.
       “Görüyorum ki hemen karar vermekte güçlük çekiyorsunuz. Bir yıl bekleyeceğim, düşünün ve kararınızı bir yıl sonra bildirin.”
       Prenses, Rike’ın teklifini bir yıl düşünmek şartı ile kabul etmiş. Bir iki saniye sonra, prenses inanılmayacak kadar değişmiş; güzel güzel ve tatlı tatlı konuşmaya başlamış. O kadar rahat konuşuyormuş ki, buna kendisi bile inanamamış.
       Saraya dönünce, bu ani değişikliğe herkes şaşakalmış. Komşu ülkelerde ne kadar prens varsa, hepsi ona şirin görünmek için etrafında fırıl fırıl dönmeye başlamışlar. Ama prenses, içlerinden hiçbirini istediği kadar zeki ve akıllı bulmamış. Yalnız bu prenslerden birisi çok zengin, çok zeki ve çok kuvvetliymiş. Onu biraz beğenmiş, ama bunu sezdirmemiş.
       Ne yapması gerektiğini iyice düşünmek için, tekrar Rike’a rastladığı ormana gitmiş. Ormanda gezerken, birden yer yarılmış ve önünde zengin bir ziyafet sofrası hazırlamakla uğraşan aşçılar belirivermiş. Yarılan yerden bir mutfak görülüyormuş. Aşçılar mutfakta harıl harıl çalışıyorlarmış.
       Mutfaktan otuz kadar aşçı çıkmış; ellerinde kepçeleri, başlarında tilki derisinden kalpaklar varmış. Hepsi birden ahenkli bir şarkı tutturup sıra halinde yürümüşler ve ormanın ortasında kurulan uzun bir masanın etrafında toplanmışlar.
       Prenses gördükleri karşısında şaşakalmış. Bu ziyafetin kimin için hazırlandığını sorunca, çalışanlar hep bir ağızdan: “Püsküllü Rike için çalışıyoruz, yarın düğünü olacak,” demişler.
       Prenses bunu duyunca beyninden vurulmuşa dönmüş. Otuz kırk adım ya atmış ya atmamış, Rike’ı karşısında bulmuş.
       Püsküllü Rike, prensese;
       “Görüyorsunuz ki ben sözümü tuttum. Sizin de verdiğiniz sözü zaten tutacağınızı biliyordum,” demiş.
       “Ama ben kararımı daha vermiş değilim,” demiş prenses.
       “Hanımefendi beni şaşırtıyorsunuz. Çirkinliğim meydanda, acaba sevmediğiniz daha başka bir şeyim mi var?”
       “Hayır,” diye yanıt vermiş prenses.
       “O halde beni erkeklerin en yakışıklısı buluyor ve beğeniyorsunuz. Ne mutlu bana!”
       “Bunu da nereden çıkarıyorsunuz?” diye sormuş prenses.
       “Beni sevecek kadar yakışıklı olmamı istediğinizi söyleyin ve bundan da hiç şüpheniz olmasın. Size şunu söyleyeyim ki, benim doğumumda bulunan peri bana, sevdiğim kimseye zekâ ve akıl verme gücü dilemiş. Aynı peri sizin de doğumunuzda bulunmuş. Size de, sevdiğiniz kimseye güzellik verme gücü dilemiş.”
       “O halde,” demiş prenses, “Dünyanın en yakışıklı ve en sevimli prensi olmanızı bütün kalbimle diliyorum, benim kadar güzel olmanızı istiyorum.”
       Prenses böyle söylemiş, ama zekâsını ve konuşma yeteneğini de hemen yitirmiş; önceki aptal haline dönmüş. Rike’ı dünyanın en yakışıklı erkeği olarak görmeğe başlamış.
       Bazı kimseler, prensesteki bu değişikliğe perinin büyülerinin sebep olduğunu söylemişler. Bazıları ise, bunun tek sebebinin sevgi ve aşk olduğunu iddia etmişler. Rike’ın sözünde durmasına, saygısına, temiz kalpliliğine ve zekâsına hayran kalıp, yüzündeki çirkinliği ve vücudundaki şekilsizliği görmediği sonucuna varmışlar.
       Sonunda, prenses babasından da izin alarak, Rike ile evlenmeye söz vermiş. Rike, sonunun böyle biteceğini biliyormuş. Bunun için, daha önceden düğün hazırlıklarını yapmış. Ertesi sabah erkenden düğün başlamış. Şenlikler günlerce sürmüş… 

(Charles Perrault Kardeşler Masalı-Çeviren: Sevgi Şen)

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Sevgi