Üç İhtiyar Kadın

Ü

       Bir varmış, bir yokmuş…
       Vaktiyle, küçük bir köyde fakir bir kadınla kızı yaşarmış. Kızın babası ölmüş. Annesi, sabahtan akşama dek durup dinlenmeden çalışırmış. Kızı ise, çıkrığının önünde tembel tembel oturur, hayale dalar ve hiç iplik bükmeden günlerini geçirirmiş.
       Bir gün, kızının tembelliğine kızan annesi onu tokatlamış. Kız ağlamaya başlamış. Öylesine çok ağlamış ki, o sırada kapının önünden geçmekte olan Kraliçe kızın sesini duymuş. Atlarını durdurmuş, arabasından inmiş ve bu ağlamanın nedenini öğrenmek için içeri girmiş. Annesi, kızının tembelliğini kraliçeye söylemeye cesaret edememiş, sadece;
       “Kızım o kadar çalışkan ki, durup dinlenmeden iplik büküyor, onu durduramıyorum. Çok fakirim, ona iplik yapacak gerekli yünü satın alamıyorum,” demiş.
       Bunun üzerine kraliçe;
       “Kızınızı bana verin, sarayda çok yünüm var benim,” demiş.
       Kadın razı olmuş. Kraliçe kızı alıp saraya götürmüş, tavana kadar yünle dopdolu bir odaya sokmuş.
       “Şimdi önünde istediğin kadar yün var. Bu yünün hepsini iplik haline getirdiğin zaman oğlumla evleneceksin. Çünkü ben çalışkanları çok severim,” demiş. Kızı orada bırakmış ve çıkmış.
       Genç kız çıkrığın önüne oturmuş, yana yakıla ağlamaya başlamış. Çıkrığın başında yüz yıl kalsa, bu kadar çok yünü bitiremezmiş! Yüne elini bile sürmeden, üç gün öylece ağlamış durmuş. Dördüncü gün, kraliçe onu görmeye gelmiş. Kızın hiçbir şey yapmadığını görünce çok şaşırmış. Kız bahane uydurup;
       “Evimden ve annemden ayrıldığıma çok üzülüyorum, bunun için hiç bükemedim. Üç gündür durmadan ağladım,” diye cevap vermiş.
       Kraliçe çıkıp giderken;
       “Yarın hemen başla, olmaz mı kızım?” diye tembih etmiş.
       Kraliçe ayrıldıktan sonra, kız pencereden bakmaya başlamış. Bahçede üç ihtiyar kadın görmüş: Birinin kocaman bir başparmağı, ikincisinin büyük bir ayağı, üçüncüsünün de sarkık bir dudağı varmış. Üçü birden;
       “Sana yardıma geldik. Bizi halaların olarak tanıtıp düğününe davet edeceğine söz verirsen, senin yerine yünü biz büküp iplik yaparız,” demişler.
       Genç kız söz vermiş. İhtiyarlar işe koyulmuşlar. Çok kısa süre içinde, odadaki bütün yün, iplik bobini yığını oluvermiş.
       Kraliçe kızın bu çalışkanlığından çok memnun kalmış. Ülkenin en ünlü terzisine gelinlik elbiseler diktirilmiş. Büyük bir düğün töreni hazırlanmış. Kraliçe, oğlunun böylesine çalışkan ve becerikli bir kızla evlenmesinden duyduğu mutluluğu her an tekrarlayıp duruyormuş.
       Sonunda düğün günü gelmiş çatmış. Prens sevinç içindeymiş. Nasıl olmasın… Gelin pek güzel, pek tatlıymış. Yemekten sonra, gelin prensin kulağına eğilerek;
       “Üç halamı düğünüme davet ettim, izin verirsen onları sana tanıtmak istiyorum,” demiş.
       Prens, çirkin ve korkunç üç ihtiyar kadını görünce duraklamış ve merakla sormuş:
       “Şu kocaman ayak, şu kocaman parmak, şu sarkık dudak ne böyle?”
       İhtiyarlar şöyle cevap vermişler:
       “Ömrümüz iplik bükmekle geçiyor. Her gün sabahtan akşama dek çalışıyoruz. Çıkrık ayakla çevrilir, yün dudakla ıslatılır ve parmakla bükülür. İşte bunun için biz böyleyiz.”
       O zaman prens genç karısına dönerek;
       “Artık bundan böyle çıkrık çevirmeni ve iplik bükmeni istemiyorum,” demiş.
       Genç kız prensinin boynuna sarılmış. Ne kadar mutlu olduğunu varın siz düşünün… 

(Grimm Kardeşler Masalı-Çeviren: Sevgi Şen)

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Sevgi