Akıl Sağlığı

A

     Beden sağlığının önemini kabul etmeyen yok! Bu biraz da sağlığını kaybeden organımızın mutlaka bir işaret vermesinden kaynaklanıyor. Yanma ve ağrı midemize, çarpıntı ve sıkıntı kalbimize, öksürük akciğerlerimize daha fazla dikkat etmemiz gerektiğini söylüyor. Biz de bir doktora gidiyor, söz konusu rahatsızlığı giderecek önlemleri uygulamaya başlıyoruz.
     Peki aklımız? O bir işaret veriyor mu? Akıl sağlığı, en az beden sağlığı kadar önemli değil mi?
     Gelişme ve modernleşme kuşkusuz pek çok açıdan olumlu bir süreç, ama öte yandan kent yaşamının insanda yarattığı stres ve sorunlardan uzak kalmak da mümkün değil. Modern yaşamın yarattığı stres, kendimizi sakin ve huzurlu hissetmemizi engelliyor. Stres altında yaşamak, sürekli “az sonra kötü bir şey olacak”mış gibi yaşamak anlamına gelir. Bu duygunun zihin, ruh ve vücut sağlığı için ne kadar zararlı olduğunu kolayca tahmin edebiliriz. “Diken üstünde” yaşama duygusu, sadece çevremizdeki olaylar nedeniyle oluşmuyor; büyük ve küresel bir köy haline gelen dünyamızda savaşlar, şiddet ve terör olayları, cinayetler, trafik kazaları, doğal afetler, iklim değişiklikleri, çevresel tahribat gibi olguların örnekleri her dakika karşımızdaki ekrandan gelip geçiyor. Bunlardan etkilenmemek mümkün değil! Tam da bu yüzden, günümüzde psikolojik desteğe ihtiyacı olan ve anti-depresan ilaçlar kullanan insanların sayısı hızla artıyor. Alzheimer, Parkinson gibi nörolojik rahatsızlıklar adeta sıradanlaşıyor. Akıl sağlığı için tedaviye ihtiyacımız olduğunu düşündüğümüzde genelde sorun çok ilerlemiş oluyor. Uyku ve beslenme bozuklukları, düşük enerji, baş ağrısı, unutkanlık, dikkat dağınıklığı gibi sorunlar için ilaç tedavisine başlamak zorunlu hale geliyor.
     Bu açıdan, çağımızda aklımızı korumak, en az vücudumuzu korumak kadar önemli. Özel sorunlarımızla veya az önce saydığımız dünya halleriyle baş edebilme yetisini, ilaçlardan değil, kendimizden beklemek daha sağlıklı değil mi?
     Akıl sağlığının yerinde olması, duygusal problemlerin olmaması anlamına gelmez, sadece problemlerle baş edebilecek sağlıklı bir bakış açısı demektir. Zorluklar, travmalar ve stresle baş edebilme yeteneğine “direnç” denir. Direnç, stresi taşıyabilmeyi, duyguları anlayıp ifade etmeyi getirir; bu nedenle endişe ve negatif ruh halinden uzak durmayı sağlar. Kendimiz hakkında ne düşündüğümüz, kendimizi nasıl hissettiğimiz, duygularımızla nasıl başa çıktığımız ve zorluklarla nasıl mücadele ettiğimiz gibi konular akıl ve ruh sağlığı ile ilgilidir. Akıl ve ruh sağlığı yerinde olanlar genellikle şu özelliklere sahiptir: Tatmin hisseder, yaptığı şeyden zevk alır, zorluklardan sıyrılmasını bilir, hayattaki amaçları nettir, yeni şeyler öğrenmeye açıktır, iyi ilişkiler sürdürür…
     Böyle tanımlayınca ideal ve ulaşılmaz bir tipten söz ettiğimiz sanılmasın! Aslında hepimizde bu özellikler az veya çok bulunur. Ama stres ve kaygı durumunda ibre negatif yana doğru kaymaya başlar.
     Akıl sağlığımızı üst düzeyde tutmak için kendimize karşı farkındalığımızı artırmalıyız. Ama kendini gözlemlemek, saplantı halinde kendini dinlemek demek değildir. Tersine, takıntılı düşüncelerin ve duyguların esiri olmamayı öğretir.
     Kendinizi gözlemleme sürecine bazı soruları sorarak başlayabilirsiniz. Şu anda ne hissediyorum? Şu anda ne düşünüyorum? Şu anda ne yapıyorum? Nasıl nefes alıyorum? Şu anda kendim için ne istiyorum?
     Bu egzersiz, iç sesimizi dinlememizi, kendimize dışarıdan bakmamızı sağlar. “Öfkeliyim” demekle “Öfkeli hissediyorum” demek arasında fark vardır. Birincisi sadece bir duyguyu anlatır, bütünüyle bizi değil. Kendimizi duygularımızdan ayırmak gerçek bir iç gözlem açısından son derece faydalıdır. Bu şekilde onlara kapılıp gitmek yerine, onları inceleyebiliriz.
     Yanında kendimizi güvende ve iyi hissettiğimiz insanlarla iletişimimiz çok önemli! Akıl sağlığımızı korumak için, bize kendimizi iyi hissettiren insanlarla iletişim kurmanın ve bu insanları korumanın çok faydası olduğu bilinen bir gerçek. Olumlu bir karşılıklı etki, her iki tarafta da olumlu süreçlerin başlamasını sağlayacaktır.
     Stres, olumlu bir uyarıcıdır, insanı yeni şeyler öğrenmeye ve yaratıcı olmaya iter. Beyin, yeni bir şey öğrendiğinde heyecan duyar ve dopamin adı verilen enerji verici maddeyi üretir. Fakat yüksek stres düzeyinden sakınmak gerekir. Stres altında olduğunuzda, bunu yaratıcı bir enerjiye dönüştürmeye çalışın; baş edebileceğiniz bir şey değilse kabullenin ve dünyanın sonu olmadığını düşünün.
     Akıl sağlığımızı korumanın bir yolu da hikâyemizin ne olduğunu bilmektir. Dünyadaki zor durumlarla baş etme biçimimiz, kendi hikâyelerimizden kaynaklanır. Bunu öğrenmenin yolu, hem içgörü gücümüzü geliştirmek, iç sesimizi dinlemek, hem de insan psikolojisi, sosyal psikoloji konularıyla ilgili bolca okumak ve bilgimizi pekiştirmektir.

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Sevgi