Genel Kültür Notları (4)

G

     VÜCUDUMUZUN BİLİNMEYENLERİ
     Vücut yapımızla ilgili pek çok bilgiyi zaman içerisinde öğrenirken, bilemediğimiz çok özelliğimizin farkına da varırız. Geçmişte sadece bilimsel kaynaklarda rastlayabileceğimiz, bugün ise internet ortamında her gün bir yenisiyle karşılaştığımız bilgiler, insan vücuduna ve metabolizmasına ilişkin birbirinden ilginç detaylar sunuyor. İşte bunlardan bazıları:
* Çocuklar bahar aylarında daha fazla büyüyorlar.
* Gözler hiçbir zaman büyümüyor ama burun ve kulakların büyümesi asla sona ermiyor.
* Bir tel insan saçı, üç kilograma kadar ağırlık kaldırabilecek esnekliğe sahip.
* İleri doğru bir adım atıldığında, insan vücudundaki 54 kas harekete geçiyor.
* Hapşırma anında, kalp de dahil bütün vücut fonksiyonları bir an için duruyor.
* İnsanın kalça kemiği, betondan daha sağlam.
* İnsan midesi iki haftada bir iç zarını yenilemek durumunda, aksi takdirde kendisini sindiriyor.
* Her insanın dil izi de parmak izi gibi farklılık içeriyor.
* İnsan vücudundaki en güçlü kas dilde bulunuyor.
* Birisinin yüzünü hatırlamak için, beynin sağ tarafı çalışmaya başlıyor.
* El parmak tırnakları, ayak parmak tırnaklarından dört kat daha fazla uzuyor.
* Vücuttaki karbon gazını boşaltabilmek ve daha çok oksijen alabilmek için esneme ihtiyacı duyuluyor.
* Sabahları yenilen bir elma, kahveden daha fazla uyku açıyor.
* Bir insan hayatının ortalama iki yılını telefonla konuşarak geçiriyor.
* İnsanlar yaşamları boyunca, altı fil ağırlığına eşit miktarda yiyecek tüketiyor.
* En uzun kalp durması dört saat; 1987 yılı Aralık ayında denize düşen bir Norveçlinin kalbi dört saat süreyle duruyor. Bu durum, vücut ısısının hızla düşmesiyle açıklanıyor ve kişi, bu sürenin sonunda yaşama geri döndürülüyor.
* Ameliyat sırasında bazen büyük miktarlarda kana ihtiyaç duyulabiliyor. 1970 yılında Şikago’da yapılan açık kalp ameliyatında, 50 yaşındaki hemofili hastası için beden ağırlığından daha fazla kana ihtiyaç duyulmuştur.

     KAN GRUPLARI
     Hepimiz kan grubumuzu, başımıza gelebilecek olaylar karşısında bilmemiz gereken ve hayati önem taşıyan bir ihtiyaç olarak öğrenmek isteriz. Bu kan gruplarının nereden ve ne şekilde ortaya çıktığı ise bilmeyiz. Tek damlası bile değerli olan, damarlarımızda taşıdığımız kanımız, vücut ağırlığının % 7-8’ini oluşturuyor. Tek bir damlası bile birçok konuda etken. Ülkemizde % 19’la A (Rh) + en sık rastlanan kan grubu olurken, % 1’le AB (Rh) – en nadir görülen kan grubu.
* O Grubu: Vahşi hayvanları avlayan ve onların etleriyle beslenen ilk insanların kan grubu olarak tanınır. Bu yüzden de “avcı kan grubu” olarak nitelendirilir. Herkes O grubuyken, insanlar çok küçük bir alanda yaşıyorlardı; aynı yemeği yiyor, aynı organizmaları soluyorlardı ve bu yüzden değişim gereksizdi. Ancak, nüfus arttığında ve göçler hızlandığında değişimler ivme kazandı.
* A Grubu: Asya ya da Ortadoğu’da M.Ö. 2500-1500 yılları arasında ortaya çıkan A grubunun ataları ilk vejetaryenlerdir. Yeni taş devri insanlarının yavaş yavaş toprağı işlemeye başlaması ve artık otlarla, bitkilerle beslenmesiyle ortaya çıkmıştır.
    Buna bağlı olarak da “çiftçi kan grubu” olarak anılır. Günümüzde en yaygın olarak göründüğü yer Batı Avrupa’dır.
* B Grubu: M.Ö. 1500-1000 yılları arasında, Himalaya bölgesinde ortaya çıkan B grubu kan, Pakistan ve Hindistan’da doğmuştur. Batıya doğru gidildikçe, B grubu kan yapısına sahip olanların sayısı azalır. “Göçebe kan grubu” diye anılır.
* AB Grubu: A ve B gruplarının karışımından oluşan bu kan grubu çok ender olarak görülür. Doğu ve Batı’da farklı ulusların birbirine karışması sonucunda M.Ö. 900 yıllarından itibaren oluşan ve en yeni kan grubu olan AB’ye, dünyadaki insanların ancak % 5’i dahildir. En son ortaya çıkan kan olması sebebiyle “modern kan grubu” olarak isimlendirilir.
* Kan Uyuşmazlığı (Rh uygunsuzluğu): Anne adayının kanının Rh negatif, baba adayının kanının da Rh pozitif olduğu durumlarda, Rh uygunsuzluğundan söz edilir. Bunun bebekte mutlaka bir soruna yol açması beklenmez.
    Çözümü için de Rh negatif kan grubu taşıyan annenin, bebeğinin Rh pozitif kan grubuyla ilk karşılaşmasını engellemek gerekir. Bu amaçla çeşitli isimlerle piyasada bulunan ve halk arasında “uyuşmazlık iğnesi” olarak bilinen iğnelerden yaptırmak gerekir.

     HOBİ
     Hobinin, Türkiye’de genel geçer ya da kesin bir tanımı yok. İngilizce bir kelime olan ‘hobby’nin zaten Türkçe tam bir karşılığı da bulunmuyor. Hobi; Türk Dil Kurumu Sözlüğünde ‘uğraşı’ olarak ifade ediliyor.
     İnsanların hayatlarının içerisinde bulunan bu kavram, nedense kâğıt üzerinde pek değer bulmuyor. Çünkü özgeçmiş bankalarının bulunduğu bir internet sitesine bakıldığında, kayıtlı 95 bin özgeçmişten ancak 33 bininde ‘hobi’ kısmının doldurulduğu, ‘hobileriniz nedir?’ sorusuna cevap olarak da 33 bin kişinin % 38’inin kitap okumayı, % 27’sinin de müzik dinlemeyi yazdığı görülüyor.
     Hobi çeşitliliği açısından sayısız örnek vermek mümkün ama biz yine kendimizden, Osmanlı padişahlarının hobilerinden kısaca örnekler verelim:
     Fatih Sultan Mehmet’in bahçıvanlığa özel bir merakı vardı. Ayrıca ok için parmağa takılan yüzükler, kemer tokaları ve kılıç kınları yapmak da elinden gelirdi.
     Yavuz Sultan Selim’in hobisi kuyumculuktu. Şiire meraklıydı. Ayrıca Osmanlı padişahları içerisinde çok okumaktan dolayı gözlerinin bozulduğunu ve bu yüzden gözlük taktığını bildiğimiz ilk padişahtı.
     Kanuni Sultan Süleyman iyi giyinmeyi severdi. Babası gibi kuyumculuğa meraklıydı. Ayrıca şiir alanında da, komutanlığı ve yöneticiliği kadar iddialı bir padişahtı.
II.
Abdülhamit’in at binme, yüzme, atıcılık gibi merakları vardı. Silah kullanmakta pek mahirdi. Nişan alarak hedef tahtasına ismini yazar, madalyaları ortasından delerdi. Kakma ve süsleme işlerinde mahir olmasının yanı sıra usta bir marangozdu.

     FOBİ
     Fobi, korkunun, kişinin günlük yaşamını olumsuz yönde etkileyen, kontrolden çıkmış halidir. Fobi kelimesi, Yunan mitolojisinde dehşet tanrısı olarak adlandırılan Phobos kelimesinden gelmiştir.
     Fobisi olan insanlar ‘fobik’ diye adlandırılır ve korku krizleri, baş dönmesi, mide bulantısı, terleme, çarpıntı, yüz kızarması, bulanık görme, nefes darlığı ve ağız kuruluğu gibi belirtileri vardır. Yapılan araştırmalar toplumda % 10 oranında fobi tespit etse de, tahminen bu değer % 25 dolayındadır. Kadınlarda, erkeklere oranla 2,5 kat daha fazla görüldüğü saptanmıştır.
     Bazı fobi isimleri ve anlamları şöyledir: Akluofobi (karanlıktan korkma), Akrofobi (yüksek yerlerden korkma), Algofobi (acı çekmekten korkma), Asimetrifobi (simetrik olmayan şeylerden korkma), Fobofobi (korkmaktan korkma), Gametofobi (evlenmekten korkma), Klostrofobi (kapalı yerlerde kalmaktan korkma), Tanatofobi (ölümden korkma) vs.

   ÖRÜMCEK AĞLARI
     Örümcek ağının çok özel nitelikleri olan sağlamlık ve esnekliği bugüne kadar taklit edilemedi. Aynı çaptaki bir çelik telden iki kat daha güçlü ve dört kat daha esnek olan bu doku, ne kadar çekilirse çekilsin orijinal durumuna dönecek kadar esnek.
     Örümcek ağları, kendine yüksek hızla çarpan nesneleri, yırtılmadan, kopmadan esneyerek frenler ve geriye yaylanmadığından dolayı da ters yöne fırlatmaz ve yapıştırır. Bu maddeyi yapay olarak elde etmeyi hâlâ başaramayan bilim adamları, örümcek çiftliği kurup, örümcekleri sağarak ipliklerini alıyorlar. Günde örümcek başına 320 metre iplik elde ediliyor ve bu iplikler ABD ordusuna için kurşun geçirmez yelek yapımında kullanılıyor.
     Diğer böceklerden farklı olarak sekiz bacağa ve sekiz göze sahip olan örümceklerin arka kısmındaki bezlerden ağ üretimi başlıyor. Buradaki çok ince deliklerden ise sıvı ve damlalar halinde verilen ağ malzemesi, dışarı çıkar çıkmaz donuyor.
     Her tarafında yapıştırıcı bulunmayan bu özel ağlara kurbanlar kolayca yapışıyor. Ancak örümcekler, yapışkan kısımları bildikleri için ağa yakalanmadan kurbanın yanına kadar gidebiliyor. Örümcek, ağını, amacına göre farklı şekillerde örüyor; ağdaki ipliklerin de cinsleri yerlerine göre farklı.

     BAL PETEKLERİ
     Arılar doğanın gerçekten usta mimarlarıdırlar. Kesiti düzgün altıgenlerin prizma şeklindeki petek gözlerinin dipleri, bir piramit oluşturarak sona erer. Kovanlardaki şekliyle dik duran her petekte, petek gözleri yatayla sabit bir açı yapacak şekilde inşa edilirler. Her bir gözün derinliği 3 santimetre, duvar kalınlığı ise milimetrenin % 5’i kadardır. Bu kadar ince duvar kalınlığına rağmen, altıgen yapı nedeniyle büyük bir direnç kazanırlar ve arıların depoladıkları kilolarca balı rahatlıkla taşıyabilirler.
     Arıların petek gözlerini kusursuz bir şekilde altıgen yapmalarının başka sebepleri de vardır. Eğer beşgen, sekizgen veya daire şekillerini seçselerdi, bitişik gözler arasında boşluklar kalacak, işçi arılar fazla mesai yaparak ve daha fazla balmumu harcayarak bu boşlukları doldurmak zorunda kalacaklardı. Gerçi üçgen veya kare yapsalardı bu boşluklar olmayacaktı ama o zaman altıgenin bir başka özelliği ortadan kalkmış olacaktı. Alanları aynı olan üçgen, kare ve altıgen şekillerden toplam kenar uzunluğu en az olanı altıgendir de ondan. Yani, aynı miktarda balmumu ile daha çok altıgen odacığın kenarı çevrilebilir. Aslında matematiğin, geometrinin ve simetrinin en kusursuz örnekleri sadece bal peteklerinde değil, doğanın her yerinde görülebilir.

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz