Kurmay Başkanı İle Bir Görüşeyim!..

K

       “Kurmay Başkanlığı askerlikte çok önemli bir konumu tanımlar. Zor bir görevdir. Hele Tugay ve daha üst askeri birliklerde hemen her şey Kurmay Başkanı’ndan sorulur. Biz buna çok yakından şahit olduk. Durun size örneklerle anlatayım, ama daha önce Kurmay Başkanı’na bir danışayım, ondan sonra!..”

       Millet olarak uzun yıllardır çekmekte olduğumuz acıların, sıkıntıların, sihirbazın değneği gibi birdenbire ortadan kalkacağını düşünen birçok kişi gibi, biz de yanıldığımızı çok çabuk anlamıştık. Her tarafa kök salmış olan bu anarşi ortamından kurtularak, gerçek bir huzur ortamına geçmek, hiç de kolay değildi ve görünüşe göre de, daha çok uzaklardaydı.
       Bir de bunlara, bölgesel şartların olumsuzlukları, yokluklar ve askeri yönetimin doğal olarak yarattığı tedirginlikler eklenince, rahat bir nefes almanın ve yürütülen çok hassas konularda dört bir yana hizmet götürmenin çok zor olduğu açıkça görülüyordu.
       Sosyal yaşantımız hemen hemen tükenmiş gibiydi. Sabahları işe giderken ailemizle vedalaşıyor, akşam geç saatlerde eve döndüğü­müzde ise, yıllardır birbirini görememiş insanlar gibi kavuşma sevincini hep birlikte tekrar tekrar yaşıyorduk.
       Gecenin ilerlemiş bir saatinde, tam apartmanın karşısına denk gelen küçük tepelerde ansızın başlayan silahlı çatışmanın yarattığı gürültü ile birden uyanıyor, ondan sonra da kaçan uykumuzu evin içinde kovalayıp duruyorduk. Bu silah sesleri, özellikle hanımı çok olumsuz etkiliyordu. Ufaklık ise, daha işin farkına varamayacak kadar küçüktü.
       Ekip olarak, görevlerimizi aksatmaksızın sürdürmeye çalışıyorsak da, yavaş yavaş, artık iyice dolduğumuzu hissediyorduk. Ne olursa olsun, bir şekilde deşarj olmamız gerekiyordu.
       Aileler arası yapılan karşılıklı akşam ya da hafta sonu görüşme­lerinden de bir yarar sağlanamaz olmuştu. Çünkü ilk hoşbeşlerden sonra, konu yine dönüp dolaşıp günün tatsız ve ürkütücü olaylarına geliyordu. Yollarda çekilen sıkıntılar, eleman buluşmaları sırasında ya­şanılan güçlükler, resmi ziyaretler sırasındaki olumsuzluklar vs. gündemi oluşturuyordu.
       Hepimiz ne zamandır onun gözünün içine bakıyorduk. Bir çare, bir çıkış yolu bulması gerekiyordu. Madem “Müdür” olarak o koltukta oturuyordu, tabii ki çözüm yolunu da o bulacaktı.
       Hep birlikte sohbet ettiğimiz bir gün;
       “Yüzbaşım, vallahi ne diyeyim… Acele bir şeyler bulmak gereki­yor… Yoksa hep birlikte patlayacağız,” dedim.
       “Farkındayım ve sizi anlıyorum! Ben bir Kurmay Başkanı ile gö­rüşeyim, size sonucu bildiririm,” diye cevapladı.
       Doğrusu, kendi de bir ordu mensubuydu. Başka bir kurumda gö­rev yapıyor olsa dahi, kullanabileceği bazı hakları olabilirdi. Ancak, Kurmay Başkanı ile yapacağını söylediği görüşmeden ne gibi bir so­nuç alacağını pek tahmin edemiyordum. Bu görüşme sırasında, şahsi sıkıntılarımız ve hep birlikte patlama noktasına gelmemiz açısından nasıl bir diyalog kuracağını da bir türlü anlamış değildim.
       Sonuçta yanıldığımı kabul etmek durumunda kaldım. Çünkü çok geçmeden;
       ‘Yarın akşam, askeri gazinoda yerleriniz ayırtıldı,” müjdesini al­mıştık. Yüzbaşı, bir Hızır gibi yetişmişti.
       “Bundan sonra, haftada bir gün kurtlarınızı dökün bakalım! Şun­lar da askeri kantin için, adınıza düzenlenmiş geçici giriş kartlarınız…”
       Bu kadarını da beklemiyorduk doğrusu… Yine de bununla yetin­meyip;
       “Çok teşekkür ederiz… Ama alışverişe hanımlarla birlikte gitmek gerekmez mi? Hani onların kartları?” diye sormak zorunda kaldık.
       “Doğru ya! Neyse, ben yarın Kurmay Başkanı ile bir daha görüşeyim…”
       Sonunda, günlük sorunlarımızın bir kısmı giderilmiş ve sosyal ya­şantımıza değişik bir hava gelmişti. Artık, her fırsatta askeri kantine gi­diyor, çeşitli ve kaliteli malları görünce, gözümüz de, gönüllerimiz de açılıyordu.
       Dışarıda öyle kolay kolay bulamadığımız yiyeceklere, kantinde pek sık rastlıyor, tükenmek durumunda olan bir malı gördüğümüzde ise;
       “Yüzbaşım, bak! Biberli yeşil zeytin bitmek üzere… Bilgin olsun!” diye ona haber veriyorduk.
       Karşılık olarak verilen;
       ‘Telaşlanmayın, telaşlanmayın! Kurmay Başkanı ile görüşür hal­lederiz,” sözünü duyduğumuzda rahatlıyorduk. Şu Kurmay Başkanı da ne iyi bir adamdı!
       Haftada bir gün bile olsa, gazinodaki yerimizi alıyor, bir yandan değişik yemekler yerken, bir yandan da yanık sesli Mehmetçiklerden canlı müzik dinleme olanağı buluyorduk.
       Hanımlara da gün doğmuştu hani! O gece gazinoda gördükleri, duydukları ve yaşadıklarıyla bir hafta idare edebiliyorlardı. Kimin hanı­mının daha kilolu olduğu, kimin sürekli saçlarını boyattığı, hangisinin kıyafetinin daha zarif göründüğü veya bu haftaki Kemalpaşa tatlısının neden şerbetinin şekerlenmiş olduğu… Hep orada tek tek tespit edili­yor ve bir hafta içinde karara bağlanıyordu.
       Bölge Müdürlüğü personeli olarak, artık yaşantımızdan o kadar şikâyetçi değildik. Bu arada, Kurmay Başkanı ile olan ilişkilerinde, Yüzbaşımızın birtakım olumsuzluklar yaşamaması için elimizden ge­len çabayı da gösteriyorduk. Eee… Ne de olsa bu kapılar onun saye­sinde açılmıştı.
       İşte böyle! “Kurmay Başkanı ile bir görüşeyim,” sözü, o günlerin olumsuz ortamının ve stresli havasının dağıtılmasının yanı sıra, bir­takım yeni güzelliklerin de yaşanmasına neden olmuş, bir avuç insa­nın birdenbire yaşantılarını değiştirdiği gibi, rahatlamalarını da sağla­mıştı… Ne yapalım, bu kadar mutluluk bile bize yeterdi!

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz