Balıklı Göl Efsanesi (Şanlıurfa)

B

     Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin efsaneleriyle ünlü kenti kesinlikle Şanlıurfa’dır. Balıklı Göl Efsanesi ise, bölgenin en bilinen efsanelerinden biridir.
     Bir zamanlar bu şehirde Nemrut adında zalim bir hükümdar yaşarmış. Yaptığı tüm zalimliklerle kendinden geçen Nemrut, gün gelmiş kendisini Tanrı zannetmeye başlamış ve büyük tapınaklar yaptırıp içine de kendi heykellerini koydurmuş. Halkına da baskı yaparak kendisine Tanrı olarak tapmalarını istemiş.
     Bir gece zalim Nemrut uykusunda korkunç bir kâbus görmüş. Kan ter içinde fırlamış yatağından. Hemen sarayın bütün kâhinlerini ve büyücülerini çağırtmış ve rüyasını anlatmış onlara. Nemrut’un rüyasını dinleyen kâhinlerin ileri gelenleri şöyle yorumlamış Nemrut’un rüyasını: “Efendim, krallığınızda dünyaya gelecek bir çocuk sizin tahtınızı ve saltanatınızı yıkacak, ülkeniz üzerindeki hâkimiyetinize son verecek.”
     Nemrut, kâhinlerin önerisiyle doğacak bütün erkek çocukların öldürülmesi emrini vermiş. Tüm bu zulme rağmen, Hz. İbrahim doğmuş. Annesi çocuğunun öldürüleceği korkusuyla onu iyice sarıp sarmalayıp bir mağaranın en dibine gizlemiş. Mağarayı kendilerine korunak olarak kullanan ceylanlar, bu küçük çocuğu kendi sütleriyle beslemeye başlamışlar.
     İbrahim büyüyünce sarayda yaşamaya başlamış ve burada Nemrut’un bir diğer evlatlığı genç Zeliha ile tanışıp dost olmuş. İbrahim sarayda geçirdiği günlerde kendisini evlatlık alan Nemrut’un halka yaptığı zulümlerden ve putlara tapınılmasından dolayı kızıyormuş.
     İbrahim bir gün, tapınağın boş olduğu bir saatte, eline bir balta almış ve tapınaktaki bütün putları tek tek kırmaya başlamış. Hepsini kırdıktan sonra elindeki baltayı da tapınağın başköşesine yerleştirilmiş ve Nemrut’a benzeyen en büyük heykelin omzuna asmış. Nemrut olanları duyunca sinirden çılgına dönmüş ve derhal bunu yapanın bulunmasını emretmiş.
     Kısa bir araştırmanın ardından İbrahim, Nemrut’un huzuruna çıkarılmış. Nemrut; “Sen mi yaptın?” diye sorunca, son derece sakin bir şekilde cevap vermiş:
     “Hepinizin gördüğü gibi balta en büyük heykelin omzunda duruyor. Yapsa yapsa o yapmıştır!”
     Nemrut, Hz. İbrahim’in bu cevabı üzerine daha da sinirlenerek;
     “Olur mu böyle saçmalık! O cansız bir taş parçası… Nasıl eline bir balta alıp da böyle bir şey yapabilir ki?” diye sormuş.
     İbrahim de gülümseyerek cevap vermiş Nemrut’a:
     “İşte benim de anlatmak istediğim buydu. Siz kendi elinizle yaptığınız bu taş parçalarına nasıl olur da taparsınız ve onlardan adalet, huzur, bereket beklersiniz? Bu taşlar gerçekten Tanrı olsalardı, kendilerini koruyabilirlerdi.”
     Bu cevaba çok sinirlenen Nemrut, İbrahim’in hemen yakalanıp ateşe atılmasını emretmiş. Nemrut, kalenin kuzeyinde kalan dağın tepesindeki iki büyük sütunu mancınık olarak kullanıp, Hz. İbrahim’i buradan ateşe atmaya karar vermiş.
     Tam bu esnada Allah; “Ey ateş, serinlik ve esenlik ol!” diye buyurmuş. Hz. İbrahim, ateşin üzerine düşer düşmez ateşin yerinde berrak küçük bir göl oluşuvermiş. Allah’ın emri ile hazırlanan o devasa ateş bir göle, ateş için toplanan odunlar da balıklara dönüşmüşler. Odunlar biraz yanmış oldukları için balıkların sırtında kara lekeler oluşmuş.
     Varlığına inandığı ve sürekli onu aradığı için Allah, Hz. İbrahim’e “Halil’im”, yani “Dostum” demiş. Bu göle de bu yüzden “Halil-ül Rahman Gölü” denmiş. Zeliha’nın döktüğü gözyaşlarından oluşan göle ise “Zeliha’nın gözyaşları” anlamına gelen “Ayn-ı Zeliha Gölü” adı verilmiş.

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz