Gergedanların Dünyası (Gergedan Masalları-2)

G

       “Efendim… Bu gergedanların dünyası bambaşka bir dünyadır. Eşi benzeri yoktur. O dünyanın içinde olmak, herkese cazip görünse de, aslında ürkütücü tarafları daha çoktur. O dünyaya girmek bir dert, çıkmak ise başka derttir! Girmek istersin almazlar… Ayrılmak istersin ayırmazlar. Neyse, biz gergedanlara geri dönelim…
       Gergedanlar grup halinde gezerler. Küçük gergedan gruplarının birer şefleri vardır, Şef Gergedan! Yine de bu şefler, öyle tren istasyonlarında gördüğümüz kırmızı şapkalı, ağzında düdük, elinde fener bulunan şeflerden değildir!..”

       Her gün yapılması geleneksel hale getirilen melekler arası bilgi­lendirme kurulu toplantısından döndüğünde, yaşlı gergedan hâlâ uyu­yormuş.
       Melek Şükuru, kurulun ana branşlarda seçilmiş iki yüz üyesinden biriymiş. Kurul toplantılarında her üye, kendisine iletilen olaylarla ve yürüttüğü işlemlerle ilgili diğer üyelere bilgi verir, yapılması gerekenler hakkında önemli noktaları not edermiş.
       Şu anda, karşısında korkunç horultularla uyumakta olan ve bu şe­kilde ruhlar âlemine yeni geçişinin yorgunluğunu üzerinden atmaya çalışan gergedanın ön hikâyesi, ileri görüşlü birçok melek arkadaşının bir hayli ilgisini çekmiş olacak ki. “Ona gerektiği şekilde yardımcı ola­bilmek,” konusunda kendisine telkinlerde bulunmuşlarmış.
       Melek Şükuru, masasından kalkarak, içinde henüz yaşamakta olan veya geçmişte yaşayıp da ruhlar âlemine göç etmiş bulunan bütün ger­gedanların yaşamöykülerinin yer aldığı arşiv dolabının kapısını sessizce açmış. Gürültü çıkararak onu uykusundan uyandırmak istemiyormuş. Büyük bir özenle dizilmiş olan dosyaların arasından, onun şahsi dos­yasını alarak tekrar masasına oturmuş.
       Bu dosya, oldukça kalın bir dosyaymış ve son sayfasında, onun dünya değiştirmesinin nedeni olarak tek bir sözcük yazılıymış; Aynştand!
       Hay aksi, ne demekmiş bu Aynştand? Şu yazıcı meleklere de kızıyormuş doğrusu!
       “Böyle değişik ve yabancı sözcükleri nereden de bulup çıkarır­lar?” diye söylenmiş. “Şimdi, bir daha kalkacak ve sözlüğü alarak bu bilinmez sözcüğün karşılığını bulmaya çalışacağım…”
       Bu arada, yaşlı gergedan da kımıldanmaya başlamışmış. Onun için acele etmeli ve uyanmadan önce işlerini tamamlamalıymış.
       Aynştand sözcüğü dile pek hoş gelmeyen, sert ve çirkin bir Almanca sözcükmüş. “Savaş ilanı”yla eşanlamda kullanılıyormuş. Aynı zamanda; sıkıyönetimin, zorbalığın, yumruk hakkının ve haydutça kafa tutmanın, kısa, fakat güçlü bir anlatımıymış.
       Büyük bir kitle veya bir tek güçlü gergedanın, kendisinden daha küçük ve güçsüz olduğunu bildiği bir kitle veya bir gergedanın karşısına geçerek, onun sahibi olduğu bir şeyleri elinden almak istemesi halinde, işte bu “Aynştand” sözcüğü kullanılırmış. Ayrıca, “Karşı durmaya yelte­nenlerden onun zorla alınabileceği,” anlamını da içermekteymiş.
       Yeryüzünün dört bir yanına dağılmış, gerek kapalı, gerekse açık me­kânlarda yaşamlarını sürdürmeye çalışan gergedanların dünyasında, her ne kadar birbirlerinin yaşam haklarını elinden alabilecek ve onları bulundukları yerlerden sürebilecek, zarar verebilecek derecede deği­şik ırk ve cinsler arasında yaşanılan çekişme ve kavgalarda, bu gibi söz­cüklerin kullanılması gayet doğal olarak karşılansa da, aynı sürüye mensup gergedanlar arasında “Aynştand” yapılabilecek derecede bir sürtüşmenin yaşanmış olması, ilk anda Melek Şükuru’yu oldukça hay­rete düşürmüş ve hele hele yaşlı gergedanın dünya değiştirmesine ne­den olduğundan dolayı da ayrıca üzülmüş.
       “Bir de biz melekler, her şeyden haberdar olduğumuzu söyler du­ruruz. Hadi canım… Bak, dünyada neler oluyor da benim haberim ol­muyor! Bu gibi hassas konularda daha dikkatli olunması gerektiğini düşünmem gerek,” diye söylenirken, yaşlı gergedanın yavaş yavaş uyandığını görmüş. Biraz daha kendine gelmiş ve dünyadaki eski ha­vasını bulmuş gibiymiş!
       “Eee… Nasılsın bakalım?” diye sormuş. “Umarım hafızan yerine gelmiştir?”
       “İyiyim… İyiyim!” diye yanıtlamış yaşlı gergedan. “Gerçi bazı olaylar yine silik kalsa da, geçmişimin birçok dönemini çok net olarak hatırlı­yorum!”
       Melek Şükuru buna çok sevinmiş. Hafızası yitik ruhlardan hiç mi hiç hoşlanmazmış! Onların, dünyadaki yaşamlarında kaç yıl yaşarlarsa yaşasınlar, bu âleme göç ederlerken dolu dolu gelmelerini tercih eder­miş.
       Kırk-elli yıllık renkli bir yaşamdan sonra, hâlâ kendi lokal alanla­rında bir bardak bira karşılığında saatlerce gereksiz vakit geçirenler, bu dünyaya bomboş kafayla gelecek olanları teşkil ettiklerinden he­men kendilerini belli ederler ve bu nedenle de meleklerden pek yüz bulamazlarmış!
       Oysaki bizim ihtiyar gergedan hiç de öyle bir hava içerisinde de­ğilmiş. Gözlerindeki zekâ parıltılarını seyretmek, kalın ve etli dudakla­rından çıkacak yumuşak sözleri dinlemek, onun gibi işi başından aşkın bir meleği bile rahatlatmaya yetiyormuş.
       Sözlerini sanki onun ağzından alarak;
       “Peki, en son aklında kalan olayı ve yeri hatırlıyor musun?” diye tekrar sormuş.
       “Üzgünüm… Ama hatırlamıyorum!”
       “Ve dünyadaki yaşam biçiminin ne olduğunu da hatırlamıyorsun… Öyle değil mi?”
       Yaşlı gergedan, kocaman kafasını “Evet” anlamında, bir aşağı bir yukarı sallayarak, yaşam biçiminin nasıl olduğunu bilmediğini ve hatır­lamadığını anlatmak istemiş.
       Melek Şükuru, onun kendisini daha fazla zorlamasını arzu etmediğinden, yaşamının bazı önemli aşamalarını birer birer hatırlatmak ve hatırladığı sürece de kendisine anlatmasını sağlamak durumundaymış. Yoksa bir melek olarak vazifesini yapmamış olacakmış…
       “Peki… Hatırlayabildiğin yerlerden bana öyküler anlatmak ister misin?” diye sorduğunda, yaşlı gergedan;
       “Sahi… Beni dinler misiniz?” diyerek sevincini hemen belli etmiş. Öyle ki, sevincini gözlerinden okumak mümkün oluyormuş. Her ne ka­dar şu anda bir gergedan görünümündeyse de, yüreğinin bir yerlerin­de insanî kırıntıların kalmış olduğu da bir gerçekmiş!
       Melek Şükuru;
       “İstersen, sen anlatmaya başlamadan önce, hatırlamana yardımcı olması bakımından, gergedanların dünyası hakkında bazı ufak ipuçları vermek isterim,” demiş.
       Bunun üzerine yaşlı gergedanın gözleri ışıl ışıl parlamaya başla­mış. Kulak kesilmiş.
       “Efendim… Bu gergedanların dünyası bambaşka bir dünyadır. Eşi benzeri yoktur. O dünyanın içinde olmak, herkese cazip görünse de, as­lında ürkütücü tarafları daha çoktur. O dünyaya girmek bir dert, çıkmak ise başka derttir! Girmek istersin almazlar… Ayrılmak istersin ayırmazlar.
       Grup grup gezerler. Küçük gergedan gruplarının genellikle birer şefleri vardır. Şef gergedan! Yine de bu şefler, öyle tren istasyonla­rında gördüğümüz kırmızı şapkalı, ağzında düdük, elinde fener bulu­nan şeflerden değildir.
       Görme duyuları ne kadar zayıf olsa da, koku alma hisleri o kadar kuvvetlidir. Özellikle, yaşadıkları ülkelerin yetkililerinden bile daha kısa zamanda ve öncelikli olarak bu yetilerini kullanırlar. Ayrıca, altıncı his­leri de çok kuvvetlidir. Örneğin; hiç kimsenin aklına bile getirmediği ha­reketleri, iki gün önceden hissedebilme özelliklerine sahiptirler…
       Hepsinin ortak özelliği, sürekli bir açlık hissi içerisinde hareket et­meleridir. Şef gergedan, yeşil ışığı yaktı mı, bütün gergedanlar hemen harekete geçer ve ortalığı siler süpürür. Burunlarını sokmadık, giril­medik yer bırakmazlar.
       Avcılar sıkıysa önlerine çıkıp “Dur!” desinler bakalım! Bir boynuz attılar mı, daha ne olduğunu anlamadan kendilerini bilmem nerelerde bulurlar. Onun için gergedanlar, gerilerinden sessizce takip edilirler. Bun­dan dolayı gergedan avcılığı çok zordur. Normal şartlar altında, öyle tek atışla yıkılmadıkları için, çok özel bir çalışmayı gerektirirler.
       Gergedanlar, aynı zamanda çok yaramaz yaratıklardır. Dur durak bilmezler. Ah… Ah! Onların yaptıkları anlatmakla bitmez.”
       Melek Şükuru, daha konuşacak ve hepsini teker teker anlatacakmış, ama yaşlı gergedanın tekrar uykuya daldığını fark etmiş. Bu ihti­yarlar da hiç çekilmiyormuş doğrusu…
       Yine de onu, tatlı rüyalarıyla baş başa bırakmayı tercih ederek, yavaşça masasından kalkmış ve kapıyı açarak dışarıya çıktığı anda, içerideki horultu seslerini bir daha duymaz olmuş!

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz