OBLOMOV

O

Romanın Başlıca Karakterleri:
     Ilya Ilyiç Oblomov: Toprağından kazandığı gelirle yaşayan bir centilmen; samimi ve sevimli, fakat sorumluluk duygusundan mahrum ve patolojik tembel.
      Zahar Trofimiç: Oblomov’un tembel, pis, kavgacı, fakat sadık uşağı.
     Valkov: Oblomov’un, kendisini sosyal faaliyetlere veren uşağı.
     Sudbinski: Bir diğer arkadaşı; hükümet yöneticilerinden.
     Penkin: Edebiyatla uğraşan başka bir arkadaşı.
     Ivan Gerasimiç Alexeyev: Bir diğer arkadaşı; hayatta hiçbir amacı olmayan biri.
     Mihey Andreyiç Tranteyev: Küstah, huysuz bir asalak; Oblomov’un arkadaşı olduğunu söyler.
     Andrey Ivanoviç Ztolz: Oblomov’un en yakın arkadaşı; gerçek ve randımanlı bir iş adamı.
    Anista: Oblomov’un aşçısı; Zahar’la evli.
     Olga Sergeyevna Ilyinski: Oblomov’un sevdiği genç bir kız. Zeki ve hareketli. Oblomov’u tembelliğinden kurtarmak ister.
     Marya Mihailovna: Olga’nın teyzesi; sakin, hislerini dışarı vurmayan bir kadın.
     Baron von Langwagen: Marya Mihailovna’nın eski bir arkadaşı; dünya görmüş nazik bir insan.
     Saniçka: Olga’nın bir arkadaşı.
     Agafya Matveyevna Pshenitsin: Agafya’nın erkek kardeşi; küçük bir devlet memuru; kurnaz ve vicdansız.
     Vanya: Agafya’nın oğlu.
     Masha: Agafya’nın kızı.
     Andrey: Agafya ve Oblomov’un oğlu.
     Irina Penteleyevna: Ivan Matyeviç’in karısı.

Romanın Özeti:
     Serfliğe dayalı bir cemiyetin sebep olduğu kötülüklerden biri –yarattığı adaletsizlik dışında– serf sahibi kimse üzerindeki demoralize edici tesirdir. Başkalarının emekleriyle geçinmeye alışan bir adam, hayatında, kendisine faydalı olacak hiçbir iş öğrenmez. Ilya Ilyiç Oblomov işte böyle biridir. Otuz yaşlarındaki bu bekâr, Saint-Petersburg’daki apartman dairesinde, üç yüz kadar serfin çalıştığı orta büyüklükteki çiftliğin sağladığı kazançla yaşar. Evinde, bir aşçısı ve Zahar adındaki uşağı ile birlikte yaşar. Ailesinin eski bir çalışanı olan Zahar, pis, ihmalkar, kavgacı ve samimiyetsiz olmasına rağmen, efendisine kör bir sadakatla bağlıdır. Ilya Ilyiç, devlette bir iş almak için Oblomovka adlı köyünden ayrılmış ve Saint-Petersburg’a gelmiştir. Fakat sorumluluğa bulanan rutin işten zevk almadığından işini bırakmış ve vaktini tembel tembel geçirmeye başlamıştır. Öğle üzerine kadar yatağında yatar, en basit kararları bile verirken çaresizlik içinde bulanır, arkadaşlarıyla mektuplaşmayı ihmal eder, birbiri ardına gelen sahtekâr veya beceriksiz müdürlerin yönettiği malikhanesinin işlerine aldırış etmez.
    Oblomov hoş, zararsız ve bir şey talep etmeyen biri olduğundan, kendisini ziyaret eden arkadaşları vardır, ama kendisi çok tembel olduğundan onları ziyaret etmez. Arkadaşları, onun mesleğinde yükselmesine, sağlığının, sosyal hayatının veya kafasının gelişmesine yardım etmek isterlerse de, Oblomov’u az da olsa harekete geçirebilecek tek insan, Andrey Ivaniç Stolz adındaki çocukluk arkadaşıdır. Babası Alman olan Stolz, ondan, çalışkanlık, metodiklik, romantik olmamak, hayatı saldırgan bir hisle ele almak vasıflarını tevarüs etti. Halen genç bir iş adamıdır ve şüphesiz, zamanla servet ve zenginliğe kavuşacaktır.
     Oblomov, Stolz vasıtasıyla uyuşuk kalbinde beklenmeyen bir aşk heyecanı yaşatan Olga Sergeyevna adında genç bir kadınla tanışır. Olga, Oblomov’un tatlı ve sevimli mizacını görürse de, başlıca gayesi, Oblomov’un şahsiyeti üzerinde kendi üstünlüğünü kurarak onu sorumlu ve yaratıcı faaliyete sürüklemek ve Stolz gibi biri haline gelmesini sağlamıktır. Oblomov, çalışmak ve tembellik arasında ne yapacağına karar veremez. Olga’yı kendisini gerçekten sevemeyeceğini, onun istediği gibi biri olamayacağını düşünür. Bu aşk ilişkisi, böylece, derin aşk ilanları ardından tereddüt ve gözyaşlarının geldiği engebeli bir yol takip eder. Oblomov, Olga’nın halasına, yeğeni ile evlenmek istediğini, bu işte kendisine yardımcı olmasını, hemen nişanlanmayı arzu ettiğini söylediği zaman, ilişkisinin ciddi olduğunu gösterir. Oblomov, yeni bir ev için planlar hazırlar, avukatından mali durumu hakkında kesin rapor beklerken, evlilik bir türlü gerçekleşmez. Olga, nihayet tembel nişanlısının hiçbir şey yapamayacağını anlar, nişanı bozar. Üzüntü ve kızgınlığını gizlemek için de, Avrupa’da bir geziye çıkar, sonunda Stolz ile evlenir.
     Bu arada Oblomov, gitgide daha da tembel bir insan olur. Evden atılacağı endişesi altında zorla kendini toparlayarak, Agafya Matveyevna Pshenitsin adında bir genç dulun mülkiyetindeki bir banliyö apartman dairesine taşınır. Kadın, zihnen, Oblomov’dan da tembel olmakla beraber, iyi bir ev kadını, iyi bir anne ve iyi bir aşçıdır. Oblomov, sanki annesinin kollarında uyuyormuşçasına, kendisini kadının hizmetine bırakır. Agafya’nın vicdansız erkek kardeşi onun bu halinden yararlanır ve Oblomov’a kendisine borçlu olduğuna dair kâğıt imzalatır. Stolz’un beklenmeyen bir sırada görünmesi, Oblomov’u kurtarır. Stolz, Oblomov’un borcunu öder ve Oblomovka’nın yönetimini üzerine alarak orasını para getiren bir işyeri haline getirir. Oblomov, sonunda Agafya ile evlenir ve ondan, Andrey adını verdiği bir çocuğu olur; fakat ne yeniden Oblomovka’ya gidecek ne de Olga ile Stolz’u ziyaret edebilecek canlılığı kendinde bulur. Zamanla bu hareketsiz hayatın neticesinde, bir gece uyurken kendisine felç gelir ve ölür. Stolz, genç Andrey’i evlatlık edinir; böylece, sanırız ki, Andrey, Oblomovizmin gayet kötü tesirinden kurtulacaktır.

Romana Eleştirel Bakış:
     Edebiyattaki bazı karakterler (Gargantua, Don Kişot, Mr. Pickwick), kendi şahsiyetlerinin tiplerini öylesine iyi bir şekilde ifade ederler ki, onlar, bu tür karakterlerin ilk örneği olur ve artık bu isimlerle bilinirler. Oblomov da bunlardan biri. Oblomov’un roman yayınlandığı zaman, Rus okuyucuları, Rus edebiyatındaki yeni realizm ekolüne ve Babalar ve Oğullar’da da görülen sosyolojik yorumlara alışıyorlardı. Oblomov, ilkin, serfliğin hüküm sürdüğü bir cemiyette, tevarüsle kazanılan imtiyazın nesiller üzerindeki soysuzlaştırıcı rolünün bir yorumu olarak ele alındı. Ilya Ilyiç’in doğum yeri olan Oblomovka, pastoral cazibesine rağmen, modern dünyanın tesirlerinden uzakta idi; cemiyete yepyeni bir yön vermek isteyenlerin kökünden değiştirmek istedikleri bir yerdi. Bu yarı ortaçağ hayatında uşak Zahar, bir netice ve bir semboldü. Aşağı kademede ele aldığımız takdirde, diğer bir Oblomov… Stolz, ülkeyi bir istihaleden geçireceği ümit edilen yeni nesle aitti. Şurası önemli ki, babası bir Alman olduğundan, o sadece yarı Rus’tu. Ve öyle anlaşılıyor ki, Goncharov, pratik disiplinli, ilmi, anti-romantik ve ilerici olan her şeyi Almanların temsil ettiklerini farzediyordu. Stolz’un hafifçe hissiz, ihtiraslı, orta sınıf âdetleri, arkadaşı Ilya’nın aristokratik uyuşukluğunu rahatsız eder. Eski ve yeni hayat arasındaki, yani Oblomov ve Stolz arasındaki mücadelenin, yenisi lehine sonuçlanması gerektiğini biliyoruz; fakat yazar, her ikisi hakkındaki düşüncelerimizde bir ölçüde kararsız kalmamızı da sağlıyor. Böylece Oblomovka halkına gülüyoruz, ama gizliden gizliye de, onların asırlardır devam ettirdikleri sakin ve gayri pratik hayatlarını devam ettirmek istemelerine de gıpta ile bakıyoruz. Aynı şekilde, Stolz’a hürmet besliyorsak da, onun her şeye karışan, doktriner tabiatını da zevksiz buluyoruz. İkisi arasındaki gerginlik, istihale halindeki bütün cemiyetlerin özellikleridir.
    Modern eleştiriciler, Oblomov’un sosyolojik tarafını küçümsemezlerse de, onun psikolojik önemini bilhassa idrak ederler. Oblomov’un uyuşukluğu, sadece bir tek sınıfın veya hatta bir milletin kötülüğü değildir. Hepimizde bir ölçüde Oblomovizm vardır. Bu, ana rahminin barış içinde, huzur içinde geçen hayatına dönülmek istenmesini temsil eder. Oblomov’un, sırtındaki eski bir geceliği ile sırt üstü yattığı ılık, karanlık yatağı, ana rahmindeki varlığının takribi bir şeklidir. Sevildiği, okşandığı, kucaklarda gezdirildiği çocukluğu ile bir bakıma, göbeğinin kesilmediğini gösteriyordu. Olga, onu harekete geçirebilecek bir kuvvettir. Fakat tam başarılı olacağı sırada, bütün varlığı ile kıza itiraz eder. Evliliği sürümcemede bırakması –ki Olga ile nişanlılığının bozulmasına yol açar– şuurlu bir savunma mekanizması değildi. Bir bakıma hayat Oblomov’u mağlup etmez. Gerçekte, hayat üzerinde zafer kazanır, zira ne Olga’nın dil döküşleri ne de Stolz’un at sineğini hatırlatan yapışkanlığı Oblomov’a, yapmak istemediği bir şeyi yaptırabilir. Stolz, Oblomov’un yapmak istemediği bir şeyi ona yaptırabilir. Tam bir ataletle, onun bu tarafı üzerinde zafer kazanır.
    Oblomov, bu sebepten ötürü, bir trajedi değil komedidir. Klasik tarife göre, trajedi, bir asilzadenin veya büyük potansiyel gücü olan birinin, kendi mizacındaki bazı eksiklikler tarafından ortadan kaldırılmasıdır. Mesela, Macbeth’in ihtirası veya Othello’nun her şeye kolayca inanan asil saflığı. Fakat uyurken gelen sakin bir ölümü yıkım diye kabul etmediğimiz takdirde, Oblomov hiç de yıkılmış biri değildir. Oblomov, Gargantua ve Flasstaff’la ve edebiyatın diğer kahraman oburlarıyla aynı kategoride. Şüphesiz, bütün bu marazî tembelliğine rağmen, hiç de tiksindirici bir insan değil. Dünyada hiçbir şekilde yaşamadığından, arkadaşları, onda bozulmamış cezbedici bir saflık görürler. Bilhassa Olga, onun kumrununkini andıran nezaketinden bahseder. Oblomov, insanın sadık, saf ve hürmet uyandırıcı faziletlere sahip bulunması gerektiğine inanır. Oblomov’da hiç de sinikallik yoktur. Üst sınıf mensubu arkadaşlarının yaşadığı hayatı suni, huzursuz ve bencil olarak tenkit ettiği zaman, ahlaki değerlerin nasıl olması gerektiğini onlardan daha iye anladığını gösteriyor.
     Hikâyede anlatılmak istenen şey, hiçbir şeyin vuku bulmadığı olduğundan, plan basittir, muğlak değildir. Olga’nın Stolz’la evlenmesi gibi ikinci derecedeki malzeme, esas konunun dışında kalır. Hikâye gayet ağır hareket eder. Yapı, mimari maharet ve çelişkili tezler üzerinde titizlikle durularak hazırlanmış: Rusya ve Avrupa, aristokrat ve burjuva, kır ve şehir, Agafya ve Olga, Zahar ve Stolz. Bazı imajlar, semboller gibi tekrar ediliyor. Olga’nın kullandığı leylak losyonu veya yatağında derin düşüncelere daldığı anlarda Oblomov’un vücudunu saran doğu kaftanı. Belki de en önemli pasaj, Oblomov’un 9’uncu bölüm I. kısımdaki çocukluk hayalleridir. Safiyeti buz olmamış bu kır bölgesinde, para hemen hemen hiç kullanılmaz ve hatta günler, sivil takvime göre değil kilisedeki ziyafetlere göre tespit edilir. Fakat bu mutlu “cennet” mazidedir ve ancak bir hayalde düşünülebilir. Belki de bu tür bir hayat, bir hayalden başka bir şey değildir.

Ivan Alexandrovich Goncharov’un Yaşam Öyküsündeki Bilinmeyenler:
     Ivan Alexandrovich ağır ve zaman zaman yazdı. Rusya dışındaki okuyucular kendisini, sadece bir tek kitabı ile tanırlar. Volga bölgesindeki bir kır kasabasında, 1812’de doğdu. Zengin bir tüccar olan babası on yaşındaki oğlunu Moskova’daki bir liseye ve ardından üniversiteye gönderdi. Kendi neslinin entelektüel liderlerinin ekserisi ile aynı anda talebe idiler. Fakat Goncharov onların çevrelerine girmedi. Gayesi, devlet görevlisi olmaktı. Böylece, hayatının büyük kısmında Maliye Bakanlığı’nda çalıştı. Yazılarını boş vakitlerinde yazdı ve böylece, Dostoyevski gibi o da, yayıncıların baskısı altında yaşamadı. İlk romanı olan Alelâde Bir Hikâye, hükümet merkezine gelen saf bir kasaba idealistinin, zamanla hayallerini kaybedişi ve sinikal bir oportünist oluşu ile ilgilidir. Bazı hususlarda, kitabın tezi, aynı şekilde bitmese de Oblomov’u hatırlatıyor.
    Goncharov’un hayatında, pek uzaktan da olsa bir tür macerayı andıran tek hadise, ticaret heyetinin sekreteri olarak Japonya’ya yaptığı seyahat idi. Deniz yoluyla seyahat etti. O zaman Süveyş Kanalı açılmamıştı ve Sibirya üzerinden döndü. Sibirya demiryolu da o zaman yapılmamıştı. Böylesine yorucu bir seyahat, şüphesiz sakin bir hayat yaşayan Goncharov’un mizacı ile bağdaşmıyordu. Bir söylentiye göre, bu heyete katılmak için fazla düşünmeden müracaat etti, kabul edildiği zaman da caymak istedi, fakat iş işten geçmişti. Bu seyahat hatıralarını 1857’de yazdı. Oblomov daaynı yıl yayınlandı ve hiç olmazsa Rusya’da belli başlı bir eser olarak kabul edildi. Kitap, ancak altmış sene sonra İngilizceye çevrildi. Hemen hemen aynı zamanda, Goncharov, Maliye Bakanlığı’ndaki işini bıraktı ve Eğitim Bakanlığı’nda edebi sansür dairesinde çalışmaya başladı. Bu, bilhassa, bir romancı için sönük ve tatsız bir işti, fakat bu görevini sansürcülerden de az gayri liberal bir ruhla, tutumla yürüttü.
     Goncharov’un üçüncü romanı Uçurum (1869) seneler süren çalışmanın mahsülü idi. Volga Nehri üzerindeki bir kasaba hayatını anlatan roman, yaşlı ve müşfik bir babanın sağlam bir tarzda yönettiği aile etrafından döner. Goncharov, Turgenev’in bu kitaptan aşırmalar yaptığını iddia etti ise de, onun bu şüphelerinin, yaşlandığı zaman yakalandığı paronia’nın tesirinden doğduğu anlaşılıyor. Hiç evlenmedi. Hayatının son yılları uzun ve yalnız geçen bir emeklilik oldu; gerçi nazik ve uysal kahramanından çok daha fazla huysuz ve şüpheci bir adam haline geldi ise de, bu emeklilik yılları onu bir çeşit Oblomov yaptı.

 

 

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz