BEYAZ YILAN

B

     Bir varmış, bir yokmuş…
     Bir zamanlar bu dünyada bir padişah yaşamış. Padişah bir gece uyurken bir rüya görmüş. Sabah kalkıp halkını toplamış ve “Eğer kim benim huzuruma gelip de rüyamda ne gördüğümü söyleyebilirse ona yüz altın para veririm. Söyleyemeyenlerin ise kafasını kestiririm,” diye ilan etmiş.
     O şehirde fakir bir yiğit varmış. Onun zalim bir karısından başka hiç kimsesi ve hiçbir şeyi yokmuş. Zalim karısı gece gündüz kocasından kurtulmanın yollarını düşünürmüş. Padişahın fermanını o da duymuş tabii. Hemen padişahın huzuruna çıkıp;
     “Benim kudretli ve ulu padişahım! Senin gördüğün rüyayı benim kocamın bildiğini bilmelisin. Bilmesine rağmen senin yanına gelmek istemiyor,” diye konuşmuş.
     Padişah zalim kadına inanmış ve hizmetçilerini zavallı adamı getirmeleri için yollamış. Yiğit olanları duyunca korkudan beti benzi atıp mosmor kesilmiş. Sonra Tanrı’ya yalvarıp bu dünya ile vedalaşmış.
     Umutsuzca padişahın sarayına doğru yola çıkmış. Yolda bir beyaz yılana rastlamış ve başını eğerek onu selamlamış.
     Beyaz yılan;
     “Hey, hayırlı insan! Sen böyle başın eğik, gözlerin yaşlı nereye gidiyorsun?” diye sormuş.
     Yiğit, yılana olanların hepsini eksiksiz anlatmış. Onun kaygısını dikkatle dinleyen yılan;
     “Fakat sen gidip gitmemekte özgür değil misin?” diye sormuş.
     “Hayır, özgür değilim. Benim, gece gündüz benden nasıl kurtulacağını düşünen zalim bir karım var. İşte o padişaha gidip benim rüyayı bildiğim halde gitmek istemediğimi söylemiş. Padişah da bana hizmetçilerini gönderdi. Ben ona gitmek zorundayım,” demiş gözyaşlarını akıta akıta.
     Ona acıyan yılan;
     “Ey zavallı adam, öyleyse padişahın rüyasında ne gördüğünü ben sana söyleyeyim. Fakat sen de, padişahın vereceği yüz altını bana getireceğine söz ver,” demiş.
     Yiğit;
     “Varlık, zenginlik iyidir, değerlidir. Fakat hayat ondan daha değerlidir. Ben hiçbir şey istemiyorum. Sadece hayatımı kurtar,” diye yalvarmış.
     “Sen padişahın huzuruna girdiğinde, padişah sana ‘Hey garip, ben rüyamda ne gördüm?’ diye sorunca, sen ‘Rüyanda gördüğün kurttur,’ diye cevap vereceksin. Parayı bana getirmeyi unutma,” demiş beyaz yılan.
     Yiğit, saraya varmış. Padişah onu kabul edip;
     “Hey garip, ben rüyamda ne gördüm, cevap ver!” diye sormuş.
     “Rüyanda gördüğün kurttu,” diye cevap vermiş yiğit.
     Bunun üzerine padişah hazinesinden yüz altın getirtip yiğide vermiş. O kadar çok parayı ilk kez gören yiğit, yılana uğramadan sevine sevine evine koşmuş. O parayla yeni bir ev, at, inek ve diğer ev gereçlerini satın alıp sıkıntısız, varlık içinde hayatını sürdürmeye devam etmiş.
     Günlerden bir gün padişah tekrar bir rüya görmüş. Sabah hizmetçilerinden birini yiğide gönderip onun rüyasında ne gördüğünü çözmesini, çözemezse başının kesileceğini söylemiş.
     Padişahın hizmetçisini dinleyen yiğit, acı acı ağlayıp feryat etmiş. Çaresiz padişahın sarayının yolunu tutmuş. Bir ara önüne aynı beyaz yılan çıkıvermiş. Yiğit onu yine selamlamak için başını eğmiş. Beyaz yılan onun selamını alıp;
     “Hey garip, böyle hüzünlü hüzünlü nereye gidiyorsun?” diye sormuş.
     “Nasıl hüzünlü olmayayım ki! Padişah tekrar rüya görmüş ve benim çözmemi istemiş. Eğer çözebilirsem yüz altın alacağım. Çözemez isem kafam kesilecek. Sanırım benim sonum geldi,” diye cevap vermiş ona yiğit.
     “Ben o rüyanın nasıl bir rüya olduğunu biliyorum. Biliyorum, fakat söylemem. Bir keresinde sen beni kandırmıştın!” demiş yılan.
     Yiğit ona rüyayı söylemesi için yalvarmaya başlamış:
     “Yemin ederim,” demiş. “Hem o seferki, hem bu seferki paralar senin olacak.”
     “Peki,” demiş yılan. “Bu sefer beni kandırmaya çalışma. Bana ihtiyacın olacak. Bir kerelik seni bağışlıyorum. Padişah sana rüyasını sorunca, sen ‘Rüyanda gördüğün tilkiydi, ulu padişahım!’ diyeceksin. Sonra yüz altın parayı al ve bir kuruşunu harcamadan bana getir.”
     Yiğit sevine sevine padişahın sarayına gelip diz çökmüş.
     Padişah;
     “Haydi, söyle bakayım! Benim rüyamda gördüğüm neydi?” diye sormuş.
     “Tilkiydi, ulu padişahım,” diye cevaplandırmış yiğit.
     Padişah ona yine yüz altın getirtmiş. Paraları alan yiğit, bu sefer de yılana uğramayıp gizlice evine kaçmış. Eskisinden daha çok zenginleşmiş. Günler geçiyor, yiğit de gamsız, kedersiz, varlık ve güzellik içinde yaşamaya devam ediyormuş.
     Bir gün öğleden sonra, padişah tahtında uyuyakalmış. Uyurken bir rüya daha görmüş. Kalkıp hizmetçisini yiğide göndermiş.
     Yiğit artık gerçekten hayatının sonunun geldiğini düşünüp hıçkıra hıçkıra ağlamış. Kendisinin yılanı kandırdığına pişman olup dövünüyormuş. Çaresizce saraya doğru yola çıkmış. Giderken tekrar beyaz yılana rastlamış.
     Yılan;
     “Hey yalancı! Ben seni iki kere kurtardım. İki keresinde de beni kandırdın. Bu sefer kurtuluşun yok!” demiş.
     “Beyaz yılan, beyaz yılan! Sen beni iki kere korkunç ölümden kurtardın. Fakat ben zavallı, senin değerini bilmedim, seni kandırdım. Beni bağışla! Ana gibi iyi yürekli, baba gibi yüce gönüllü ol! Beni bu seferlik de bağışla. Hiç olmazsa öbür dünyaya temiz gideyim. Senin paralarını geri vereceğim. Çünkü onlar sana aittir,” diye yakarmış yiğit, beyaz yılana.
     Beyaz yılan yiğide çok acımış:
     “Sen şimdi padişaha git. O nasıl bir rüya gördüğünü sorunca koyun kuyruğunu gördüğünü söyle. Sana vereceği yüz altını da bana getir,” demiş.
     Yiğit, yılanla vedalaşıp saraya gitmiş.
     Padişah;
     “Benim rüyamda gördüğüm neydi garip? Cevap ver bakalım!” demiş.
     “Rüyanda gördüğün koyun kuyruğuydu, ulu sultanım!” diye cevap vermiş yiğit.
     Padişah yine ona yüz altın verip mükâfatlandırmış. Yiğit de paraları alıp beyaz yılana gelmiş.
     “İşte ben geldim. Hiçbir kötülük düşünmedim. İşte, paraların hepsini getirdim. Şimdi eve gidip paraların geri kalanını da getireceğim. Ama” demiş. “Ben onları getireceğime dair önce de gönülden söz vermiştim. Bu nasıl oldu acaba, neden doğruluktan saptım?”
     Beyaz yılanın cevabı bilgece olmuş:
     “Beni iyice dinle yiğit. İlk kez padişah rüyasında kurt görmüştü. O zaman padişah ve halkı, tüm insanlar, kurt gibi yırtıcı ve kötü niyetliydi. O yüzden sen sözünü tutmadın. İkinci kez, padişah rüyasında tilki görmüştü. O sırada padişah ve halkı tilki gibi yalancı ve sinsiydi. İşte bu yüzden sen de beni kandırdın. Şimdi ise padişah rüyasında koyun kuyruğu görmüş. Koyun iyilik ve adaletin işaretidir. Padişah halkı ezmeyi bırakıp adil ve iyi kalpli oldu. Senin bir suçun yoktur. Tek suçlu padişahtır. O üç kere rüyasında üç hayvan gördü ve sonunda pişman oldu. İşte bu yüzden sen bana paraları getirdin. Memleket zalim iken sen de zalimdin. Memleket hayırlı olunca sen de dürüst oldun. Şimdi bu altınları al, benim onlara ihtiyacım yok,” demiş ve gözden kaybolmuş.

(Tatar Masalı-Çeviren: Sevgi Şen)

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Sevgi