DÜRÜST OĞUL

D

     Bir varmış, bir yokmuş…
     Evvel zaman içinde, hırsızları ile ünlü olan bir ülkede, etrafa nam salmış yaşlı bir hırsız yaşarmış. Öyle ki, adı anıldığında herkes ondan korkarmış. Ancak gün gelmiş kocamış ve hırsızlık yapamaz hale gelmiş. Bunun üzerine tek oğlunu yanına çağırarak şöyle demiş:
     “Bak oğlum, benim adımı hemen hemen bütün dünya bilir, hırsızlıkta kimse benimle yarışamaz. Fakat yavaş yavaş ihtiyarladığımı hissediyorum. Bunun için de, benim mesleğimi bundan sonra senin sürdürmeni istiyorum. Hem bu iş gerçekten çok kârlı bir iş!”
     Babasını dinledikten sonra, oğlu da babasına şöyle demiş:
     “Baba kusura bakma ama ben hırsız olmak istemiyorum. Eğer hırsız olursam ileride kimse bana saygı göstermez. Ben dürüstçe çalışarak kazanmak istiyorum.”
     Oğlunun bu sözlerine çok sinirlenen babası;
     “Bu ne demek oluyor? Bir oğul nasıl olur da babasına karşı çıkar ve onun yolunu takip etmek istemez? Sana söylediğim şeyleri bir daha tekrarlamayacağım, sen de bir hırsız olacaksın!”
     Oğlu, başını önüne eğmiş saygılı bir ifade ile babasını dinlerken, babası bağırmaya devam etmiş:
     “Eğer benim söylediğim şeyleri yapmazsan derhal bu evden uzaklaş, anladın mı? Bir daha da eve gelme! Bak sana bir şans daha veriyorum. Bu akşam Sarıbaylar’ın ahırına girip onların öküzünü çalacaksın, yoksa seni evlatlıktan reddedeceğim, tamam mı?”
     Sarıbaylar ilkbaharda çift sürebilmek için, parasını hasat kaldırıldıktan sonra ödenmek üzere borçlanarak bir öküz almışlardı. Sarıbaylar’ın bu durumunu bilen oğul, öküzü çalmak yerine, parasını ödeyip öküzü satın almış. Zaten ilkbahar da geçtiği için de Sarıbaylar’ın öküzle fazla işi kalmamış.
     Oğlu öküzü eve getirir getirmez, babası hemencecik kesip derisini yüzdükten sonra parçalara ayırmış. Ayrıca oğlunun hırsızlık yaptığını sanarak çok sevinmiş. Etleri pişirip sofrayı kurarken oğlu babasına demiş ki;
     “Baba, gel yemeğimizi yemeden önce seninle bir tartılalım. Öküzün etini bitirdikten sonra bir daha tartılırız. Bakalım hangimiz daha çok kilo alacak!”
     Babası her ne kadar oğlunun niyetini anlamamış olsa da, onun teklifini kabul etmiş. Yemişler içmişler, derken üç hafta sonra öküzün eti bitivermiş. Tekrar tartılmışlar ve bakmışlar ki, baba aynı kiloda kalırken oğlu kilo almış. Babası niye kilo almadığını çok merak etmiş ve “galiba bir bildiği vardır” diye oğluna sormuş.
     “Bu nasıl oluyor böyle oğlum, ikimiz de aynı eti yemedik mi? Yoksa sen gizli gizli eti yürüttün mü? Belli ki benden fazla yemişsin!”
     Babasının bu merakına karşı oğlu sakin bir ifadeyle demiş ki:
     “Hayır, babacığım, ben etten çalmadım. İkimiz de aynı miktarda et yedik. Neden kilo almadığına gelince, sen etin çalınmış olduğunu bilerek, her lokmayı korkuyla boğazına indirdin ve sürekli ‘ya yakalanırsak’ korkusu içinde oldun. Bu can sıkıntısı da senin kilo almanı engelledi. Bense, etin çalıntı olmadığını bildiğim için hiç korkmadım. Çünkü öküzü Sarıbaylar’dan satın almıştım.”
     Bunun üzerine babası başını iki elinin arasına alarak düşünmüş ve oğlunun bu ders veren tavrı karşısında şunları söylemiş:
     “Oğlum, iyi ki benim yolumdan gitmemişsin. Senin haklı olduğunu anladım. Bundan sonra ben de dürüstçe yaşayacağım.”

(Kazak Masalı)

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Sevgi