Gergedan Avı!..

G

       “Ağzımdan bir ‘gergedan’ sözü kaçtı, anıların seyri değişti; bizi de nerden nerelere getirdi. Böyle hassas sözcüklerin üzerinde kalem oynatmak benim harcım değil. Bunlarla ilgilenen yetkililer var. İster açıklama yaparlar, ister susarlar. Ancak, yabancı gergedanlar hakkında bizim yapacağımız şey; onların gerilerinden ayrılmamak, onları kendi otlaklarına geri sürmektir!..”

       Yanlış anlaşılmasını istemem. Hani, aklıma geldi de öylesine de­yiverdim işte! Yoksa istihbarat terimleri içerisinde “Gergedan” diye bir sözcük olmadığı gibi, “Gergedan Avı” şeklinde bir tanım da yoktur. Birdenbire içimden öyle demek geldi nedense, bana inanın!
       Belki de, bir av hayvanı olarak gergedanın normal şartlar altında öyle tek bir atışla yere yıkılacak cinsten bir hayvan olmaması nedeniy­le, farkında olmadan çağrışım yapmış olabilir. Hay Allah! Artık böyle başladık, böyle devam etmemiz gerekecek.
       Galiba size, yabancı ülkelerde faaliyet gösteren gergedanlardan biraz bahsetmem gerekecek. Hem, fazlasını ne yapacaksınız ki? Bu kadarının bile, kişisel bir değerlendirme yapmanıza kâfi geleceğine kalıbımı basarım.
       Bilirsiniz… Vatandaşlarımızın büyük bir çoğunluğu, barınma me­kânları olan büyükelçilik veya konsolosluklarda çalışan insanları, ge­nellikle sadece vize işlemleriyle uğraşan büro memurları olarak görür. Bir anlamda haklıdır da! Çünkü elçilik kapısını aşındıranların pek ço­ğu, istediği vizeyi kapmak ve kendisini, çoluk çocuğunu yurtdışına at­maktan başka bir şey düşünmez de onun için…
       Oysaki durum, hiç de öyle dışarıdan göründüğü veya zannedildi­ği gibi değildir. Ülkelerinin resmi temsilcileri olan büyükelçileri nezaketen bir kenara bıraktığımızda, geride kalan müsteşarlar, yardımcılar, numara sırasına dizilmiş kâtipler, renkli ataşeler, çeşit çeşit müşavir­ler… vs. o ülke için birer potansiyel tehlikedir ve hemen hemen hepsi, bu gergedanlar dünyasının içerisindedir.
       Şimdi düşünün bakalım!.. Koskoca bir ülkenin temsilcilerinden biri, örneğin bir büyükelçilik müsteşarı, rahat rahat lüks koltuğunda otu­rup Playboy dergisini okuyacağı ya da ne bileyim, gösteriş olsun diye lösemili çocuklar yararına bir kermes tertipleyeceği yerde, kalkıyor ya­ramazlık yapmaya başlıyor. Öyle can sıkıntısından falan değil… Göre­vi gereği… Hem de diplomatik dokunulmazlık zırhının korumasında serbestçe, keyifle!
       Yine de dünyadaki bütün gergedanlar, hayatta iken baş gergedana, ölümleri halinde ise “Melek Şükuru”ya hesap vermek zorundadırlar. Sizin anlayacağınız, bu işler oldukça karışıktır ve çok çok özel bir çalışmayı ge­rektirir. Onun için, gergedan avcılığı da zor bir zanaattır. Tecrübeli avcılar tarafından yönetilen özel kurslardan geçmek gerekir.
       İyi de bana, “Bunları anlatmana ne gerek var?” diye sorabilir ya da “Sen bize, bölgeniz hudutlarına giren gergedanla nasıl bir macera yaşadın. Esas onu anlat,” diyebilirsiniz.
       Bunun için bir süre daha beklemeniz gerekecek. Çünkü gerge­danlar dünyasının çalışanlarının neler yaptıklarından, daha doğrusu neler yapabileceklerinden biraz olsun bahsetmek ve buradan hareket­le sizleri, en azından açık faaliyetleri karşısında kişisel birtakım tedbir­ler almanız gerektiği gerçeğine ulaştırmak istiyorum.
       Ve yine istiyorum ki, bu tehlikenin bilincine varan herkesin onlara çalışma fırsatını vermemesi, ülkemizin menfaatlerini her zaman göz önünde tutarak, onların yönelteceği ilgili ilgisiz soruları yanıtsız bırak­ması.
       Bakın bizde bir kural vardır; saklanacak 100 sırrın varsa, bunun 99’unu şu veya bu şekilde kaybetmiş olsan bile, geride kalan 1’ini yine de muhafaza etmeye devam et. Bilinmez, belki de anahtar o tek sırda saklıdır.
       “Kolay işmiş yahu… Hiç de zor değilmiş,” dediğinizi duyar gibi oluyorum. Eğer siz de; elinizdeki içki kadehleri boşaldıkça gayrete ge­lip, “Ben bu halimle Çankaya yokuşunu tırmanabilirim,” kabilinden söz­ler söylemez ve dilinize hâkim olabilirseniz, eminim başarabilirsiniz.
       Şimdi, uzak veya yakın, dost veya düşman, ilişkili veya ilişkisiz herhangi bir dünya ülkesinden birinin, ama tercihen dost ve müttefik(!) bir ülkenin bu tarz çalışmalarına kısaca bir göz gezdiriverelim isterseniz.
       Öncelikle, böyle bir ülkenin diplomatik temsilciliklerinde çalışan bir sürü insanın arasında istihbaratçıların da mevcut olduğunu ve bun­ların normal olarak istihbari faaliyetlerde bulunduklarını, hatta bir kıs­mının açık veya kapalı operasyonlar yönettiklerini peşinen kabul et­mek ve bu varsayımlardan hareket etmek zorunluluğumuz vardır.
       Hemen arkasından, çıktıkları geziler sırasında yaptıkları temasların ve gözlemlerin gizli kalmış birtakım amaçlara yönelik olup olmadığının ve nihayetinde onların ne gibi konularla ilgilendiklerini tespit etmek du­rumundayız, öyle değil mi?
       Bu gibi şahısların yapacakları yurtiçi gezilerinin önceden öğrenil­mesi halinde, kimlerle temas edeceklerinin ve bu temaslar sırasında üzerinde durdukları konuların neler olabileceğinin ayrıntılı bir şekilde öğrenilebilmesi için, zaman zaman fiziki takibe alınmaları ve her ha­lükârda bu yaramazlıklarının dokümante edilmesi şarttır.
       Bu durumda yabancı gergedanlar, pardon, istihbaratçılar tarafın­dan yakın arkadaşlık ve dostluk bağlamında kurulan ilişkilerin yanı sı­ra, bilhassa politika camiası, bürokratlar ve tanınmış iş çevrelerinde yü­rütülen sıcak ikili ilişkilerin mahiyetinin tespiti, doğal olarak önem ka­zanacak ve bunların arasından sürekli takip ve gözetim altında tutul­ması gerekenler bir tarafa ayrılacaktır.
       Bu çalışmalar, gergedanların hangi otlaklara… Bak şimdi, yine dilim sürçtü; yani, hangi hedeflere yöneldiklerini göstermesi bakımın­dan önem kazanacaktır. Aynı şekilde, bu hedeflerin tespiti, bizi yürütü­len çalışmaların münferit mi, yoksa başka ülke gergedanlarının lehine müşterek çalışmalar mı olduğu sonucuna götürecektir.
       Öyle şaşırmış gibi durmayın! Siz de bilirsiniz ki, bazı ülke gerge­danları arasında çok sıkı kan bağları mevcuttur. Hatta bu bağlar; Amerika-İsrail, Almanya-İran, İngiltere-Yunanistan örneklerinde olduğu gibi daha da geliştirilerek evlilik bağı haline getirilmiş durumdadır.
       Gerek diplomatik misyon mensuplarınca, gerekse muhtelif kuru­luşlar bünyesinde görev yapan istihbarat elemanları tarafından yürütü­len faaliyetlerin takibi sırasında;
       – Yakın ve uzak bölge coğrafyasında, başta süper güçler olmak üzere, ismi malûm bazı devletlerin çıkarları doğrultusunda sürdürülen as­keri faaliyetlerin hangi amaçlara yönelik olduğunun tespiti,
       – Bunlardan o ülkeyi direkt veya endirekt olarak etkileyebilecek olanlarının ortaya çıkarılması,
       – Yine aynı malûm ülkelerin önderlik yaptığı ve bazı devletler üze­rine uyguladığı çeşitli ambargolarla ilgili olarak o ülkeyi ilgilendiren hu­susların neler olabileceğinin öğrenilmesi,
       – Bütün bu faaliyetlerin, genel ve bölgesel olarak siyasi, ekono­mik, sosyal, kültürel, vs. topluma etki derecelerinin tespiti, ilk planda gelmektedir.
       Böyle bir gergedan sürüsünün; yani şey, istihbaratçı ordusunun, bir ülkenin hudutları içerisindeki kritik bölgelere yaptıkları seyahatler­de, amaçları doğrultusunda bilgi edinebilmek gayesiyle çok çeşitli or­tamlarda temas kurdukları, sadece açık kaynaklara değil, kapalı kay­naklara da yöneldikleri bilinen gerçeklerdendir.
       Bu sırada, örneğin işçi ve öğrenci hareketleri ile anarşik eylemler üzerinde durdukları, tarımsal üretim değerleriyle ilgilendikleri, yabancı sermayeyi teşvik ve değişik yatırım olanaklarıyla ilgili olarak bir dizi ça­lışma yaptıkları, başta petrol olmak üzere ana madenlerin üretimini ya­kından takip ettikleri, etnik farklılıklara ve illegal unsurlara sızarak on­ları kendi görüşleri doğrultusuna çekmek istedikleri, gerek gelişmiş ülkeler, gerek gelişmekte olan ülkeler ya da birçok ortak özelliklerin­den dolayı grup kurarak büyük birer güç haline gelebileceklerinden çe­kindikleri ülkelerle kurulmuş olan ekonomik, politik, askeri, kültürel ve bilimsel alanlardaki ilişkileri öğrenmek ve kendi çıkarları doğrultusunda dengede tutabilmek için engelleme veya tam aksine destekleme çaba­ları gösterdikleri, bir çırpıda sayılabilecek faaliyetlerden sadece birkaçı­dır.
       Bu arada; işçi sendikalarına, dernek, kulüp veya çeşitli yardım ku­ruluşlarına, muhtelif meslek birlik ve odalarına, legal veya illegal ör­gütlere sızarak bilgi derlemeleri, maddi yardım, eğitim ve yönlendirme faaliyetlerini yürütmeleri, aynı şekilde o ülkeyi iktisaden çökertmek ve ekonomik gücünü bağımlı hale getirebilmek için faaliyet göstermeleri, onların dile düşmüş olağan davranışlarındandır.
       Değişik sektörlerdeki ana ihraç ürünlerinin; rekolte, fiyat, ihraç bağlantıları ve ulaştırma imkânlarını tespit etmelerinin, ekonomimizi yönlendiren başlıca şahıs ve kuruluşlara yakınlık göstermelerinin on­ları ne kadar mutlu ettiğini, başarılı oldukları ve ilişkiyi sürdürdükleri sü­rece bu mutluluklarının da giderek arttığını söylemek mümkündür.
       Yine, kendi görüşleri doğrultusundaki çeşitli basın yayın organlarına yardım ve propaganda materyali açısından destek sağlamak, bunun için uluslararası haber ajanslarını veya çok uluslu büyük şirketleri dev­reye sokmak; en kötüsü de, halkın devlete olan güvenini sarsmak ve­ya hükümetlerin devrilmesine ya da iktidara getirilmesine olanak sağ­lamak, onların sık sık başvurdukları metotlardandır.
       Siyasal partiler, parlamenterler, üst kademe bürokratların tamamı ile yakın ilişkiler kurmak ve onları kendi görüşlerine uygun bir şekilde yönlendirmek, en sevdikleri ve serbest bir ortamda en risksiz ve en kolay yöneldikleri çalışmalar arasındadır.
       Ah… Ah! Onların yaramazlıkları anlatmakla bitmez, saymakla tükenmez! İşte bu yüzden çok tehlikelidirler. Dikkatli olmak ve onla­rın gerilerinden, yani arkalarından bir an için bile olsa ayrılmamak ge­rekir.
       Gergedan avcılarının görevi, Afrika’daki meslektaşlarının aksine, onları birer kurşunla devirmek yerine, sürdürdükleri faaliyetlerin tespit ve dokümante edilerek ortaya çıkarılması olmalıdır.
       Yaramazlıklarının artık bilinir hale gelmesiyle birlikte, durumu an­lar ve genellikle sessiz sedasız ülkelerine geri dönerler. Bu davranış, centilmenlik anlaşmasının bir gereğidir.
       İnadı tutanlar ve aksileşenler için ise son çare, “Persona non grata –İstenmeyen Adam” ilan edilmektir. Bu belge aslında, “Devlet olarak artık senin yüzünü görmek istemiyoruz,” demektir.
       İstenmeyen adam ilan edilmek, iyi bir çözüm yolu olmadığından öyle pek sık başvurulan bir tedbir değildir.
       Bu gibi haberleri ilginç ve önemli buldukları için takip eden bazı medya kuruluşları vardır ve onların, istenmeyen adam ilan edilenler­den ziyade, gelişinden çok kısa bir süre sonra ülkesine geri dönen dip­lomatik personelin, kendisini geri dönmeye mecbur bırakan sebepler üzerinde durmaları daha akıllıca olacak ve araştırıldığında, bu sebep ve mazeretlerin birçoğunun gerçek olmadığı görülecektir.
       Bu durumda, demek ki avcı başarılı olmuştur. Yine de, bu gibi ya­ramazlıkların pek çoğu afişe edilmediği için dosyalarda bir sır gibi sak­lanır ve kimseler bilmez.
       Elçilik önlerinde hâlâ bekleşmekte olan kalabalık açısından bakıl­dığında ise; vize memurlarından(!) biri gitmiş, yerine başka biri gelmiş gibidir. Oysaki o yaramaz için ne uğraşlar verilmiş, maddi ve manevi ne eziyetlere katlanılmıştır; kimse olayın farkında bile değildir!

       Her neyse, ağzımdan bir gergedan sözü kaçtı, bakın beni nere­den nerelere getirdi. Böyle ciddi konularla uğraşmak, ilgili olsa dahi yetkisiz biri olarak nutuk atmak benim harcım değil. Bunlarla ilgilenen yetkili amirlerimiz var. Av partileri hakkında ister açıklama yaparlar, ister susarlar. Bizim görevimiz, onların gerilerinden ayrılmamak, onla­rı kendi otlaklarına sürmektir…

       Hem, bu gibi konularda fazla zorlama olmaz. Bildiğiniz gibi gerge­danlar, durup dururken sinirlenen çok acayip yaratıklardır ve hoşlarına git­meyecek hususlarda tepki gösterebilirler, göstermekte de belki haklıdırlar.

       Eee… Vakit bir hayli ilerledi ve biz hâlâ bekliyoruz. Neyi mi bek­liyoruz? Şeyi canım, hani şu şehrimizi ziyaret etmek üzere geziye çı­kan dost ve müttefik(!) ülkelerden birinin gergedanını!

       Ekselansları, kaç saattir bir türlü il hudutlarından içeriye giriş yap­madı. Yolda nerelere takılmıştır kim bilir? Ben dedim size, huylu hu­yundan vazgeçer mi? Karıştırıyordur yine bir şeyler!

       Hele gelsin bakalım. Her şeyi hazırladık… En önemlisi, senelerdir bölgenin yükünü çeken cefakâr ve vefakâr Land Rover’imizi bile bu iş için terk ederek, zar zor 74 model bir Reno bulduk.

       Siz şimdi bana; “Binek otomobili ile hiç gergedan avına çıkılır mı?” diye, haklı olarak soracaksınız.

       Çıkılır elbet, olmayınca ne yapacaksın? Hem siz bu bölgelerin Reno’larını bilmiyorsunuz, az marifetli değillerdir. Dağda, taşta, kaçak mal taşımada jeep gibidir keratalar… Ehh, bizi de idare eder. Ne di­yeyim; darısı, alışkanlıklarını bir türlü terk etmek istemeyen ve Mercedes’ten aşağı inmeyen tüm siyah araba tutkunlarının başına!

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz