Çiniler Diyarı-KÜTAHYA

Ç

     Korunmuş tarihi dokusu, doğal zenginliğiyle özel şehirlerimizden birisi olan Kütahya’yı keşfetmek için biraz emek sarf etmek gerek. Bu şehir, binlerce yıllık tarihiyle şifa dağıtan doğal zenginlikleriyle gezginlerini şaşırtır. Kütahya, tarihte “Şehzadeler Şehri” olarak da bilinir. Frigler’den günümüze “Çiniler Diyarı” diye de… Coğrafyasına güvenen biri bile düşünmeden cevap vermek zorunda kalsa, “Kütahya nerededir?” sorusuna, yanılıp da “İç Anadolu’da” diyebilir kolaylıkla. Gerçi bu, yanlış bir cevap da sayılmaz. Ege’nin kuzeyinde de diyebiliriz Kütahya için… İç Anadolu’nun batısında da… Ama resmî olarak Egeli’dir Kütahya, denize kıyısı olmasa da…
     Kütahya’ya Eskişehir yönünden girdiğinizde sizi devasa bir çini vazo karşılar. Bu vazo, çini diyarına geldiğinizi de hatırlatır. Kütahya’da günümüzün en önemli geçim kaynaklarından olan çinicilik, Frigler’e kadar uzanan köklü bir geçmişe sahip. Öyle ki sürekli gelişen çini sanatı, Bizans ve Selçuklu sanatının etkilerini de içermiş. Daha sonra Beylikler Dönemi’ne giren Kütahya’da Osmanlı etkisi görülmeye başlamış. 1314 tarihli Vacidiye Medresesi’ndeki Abdülvacit Efendi’nin sandukasında, 1428 tarihli Yakup Bey Türbesi’nde ilk Osmanlı dönemi renkli sırlı çini tuğlalar kullanıldığı görülüyor. 15’inci yüzyıl Osmanlı seramik ve çini sanatı mavi-beyaz grubu çinileri ile dikkati çeker. Bu orijinal mavi-beyazlar Hisarbey Camii (1487), Kükürt Köyü Camii’nde (1697) de görülmüştür. 15’inci yüzyılda mavi-beyaz çiniler Kütahya’nın bazı yapıları yanında İstanbul ve Kudüs mimari eserlerinde de kullanılmıştır. 16’ncı yüzyılda Kütahya çini ve seramik sanatı faaliyetlerinin yavaşladığı görülmekle beraber İstanbul ve diğer önemli merkezlerde yapılan mimari eserlerde Kütahya çinilerinin kullanıldığı görülür. Günümüzde ihraç malları arasına giren, desen ve renk zenginliği kazanan Kütahya çinileri, dünyanın dört bir yanında birçok eseri süslemeye devam ediyor.
BİNLERCE YILLIK KÜLTÜR MİRASI
     Frigler’den Romalılar’a, Bizanslılar’dan Selçuklular’a, Osmanlı İmparatorluğu’ndan günümüze uzanan birçok medeniyete ev sahipliği yapan Kütahya’da geçmişin izlerini sürmek gerek. Kütahya’nın kültürel mirasının günümüze ulaşan eserleri ise mutlaka görülmeli.
MÜZELER
     Arkeoloji Müzesi, Çini Müzesi ve Kossuth Müzesi geçmişten günümüze bir köprü kuruyor. Bir özel müze olarak da tanımlanabilecek, avukat Sadık Atakan tarafından düzenlenen evde ise, son 200 yılın önde gelen ustalarının ellerinden çıkan çiniler görülmeli.
FRİG VADİSİ
     Kütahya-Eskişehir karayolunun 26’ncı kilometresindeki Sabuncupınar’dan başlayıp Ovacık Köyü’ne kadar, ilin doğusu boyunca uzanan ve büyük bölümü çam ormanları arasında kalan alana “Frig Vadisi” deniliyor. Frig yaylaları. Eski çağlardan beri çeşitli kavimler tarafından iskân edilmiş. Volkan tüfünün kolay işlenebilir bir kaya çeşidi olması, bölgenin en eski halklarından olan Frigler’in, oyma ve yontma sanatında gelişmelerinin de nedeni. Açık hava tapınakları ile savunma amaçlı yapılar, vadide en çok göze çarpan eserler. Bunların yanında Roma devrinde kayaları oyarak yapılmış olan çeşitli barınaklar, mezar odaları, ağıl ve ahır olarak kullanılan mekânlar, sarnıçlar ve ambarlar da yer alıyor. Vadide kiliselerin ve şapellerin yanı sıra kayalara elle oyulmuş kaya mezarlar, sığınma-barınma amacıyla kullanılmış yüzlerce mağara da bulunuyor.
AİZANOİ ANTİK KENTİ
     Çavdarhisar’daki Aizanoi antik kentinin tarihi M.Ö.3000’li yıllara kadar dayanıyor. Antik kentte; Zeus Tapınağı, dünyanın ilk borsası olarak bilinen ve tahıl pazarı olarak kullanıldığı sanılan Antik Borsa, Stadyum ve Amfi-Tiyatro ile Mozaikli Hamam, Antik Köprüler ve Sütunlu Yol görülmeye değer.
ZEUS TAPINAĞI
     Dünyada bilinen en sağlam Zeus tapınağı, Anadolu’da Roma mimari sanatında pek alışılmamış bir plana sahip. Bu mekânın kehanet yeri veya tapınağa ait depo olarak kullanıldığı sanılıyor.
ANTİK KÖPRÜLER
     Antik Çağ’da, iki yakayı birbirine bağlayan beş köprü mevcuttu. Bunlardan birisi yayalar için yapılmış olan ahşap bir köprü, diğer dördü ise kemerli taş köprülerdi. Günümüze bunlardan sadece iki tanesi ulaşabildi.
SÜTUNLU YOL
     1992-1995 yılları arasında yapılan kazılarda ortaya çıkarıldı. Tarihi, M.S. 400’lü yıllara uzanıyor. Restore edilerek ayağa kaldırılan ve erken antik yapılardan sökülen cadde kenarlarındaki sütunlar görülmeye değer.
KARA AHMET BEY TÜRBESİ
     Evliya Çelebi’nin dedesi olan Kara Ahmet Bey’in türbesi, kent merkezinde. Evliya Çelebi’nin Kütahyalı olduğu, Seyahatnamesi’nin dokuzuncu cildinde yazdıklarından da biliniyor.
ULU CAMİİ
     Yıldırım Beyazıt zamanında yapımına başlandığı, Şehzade Musa Çelebi’nin 1410’da tamamladığı ve Mimar Sinan tarafından tamir edildiği biliniyor. Mihrabın sağındaki, Kâbe tasvirli çini pano görülmeye değer.
GERMİYAN SOKAK
     Merkez Pirler mahallesinde, 18’inci yüzyıl Kütahya evlerinin topluca korunduğu Germiyan Sokak, Arnavut kaldırımlı yolu, elektrik ve telefon direkleri ile telleri bulunmayan yapısıyla Kütahya’daki tarihi kent dokusunun en güzel örneği.
KÜTAHYA KALESİ
     Hisar tepesindeki kalenin 70 adet burcu var. Üç bölümden oluşan Kütahya Kalesi, Roma, Bizans, Selçuklu, Germiyan ve Osmanlı izleri taşıyor. Kütahya Kalesi’nde kendi ekseninde 45 dakikada bir tur atan Döner Gazino 1973 yılında yapılmış. Lokanta olarak hizmet veren Döner Gazino’nun altında bir de Kır Kahvesi var.
MUTFAK KÜLTÜRÜ
     Kütahya’da mutfak kültürü büyük ölçüde ev ürünlerine dayanır. 1960’larda “aşçı dükkânı” denilen lokantalar, kentin doğal bir parçası olmuş. Buğday ve süt ürünleri, hamur işleri, beslenmenin temelini oluşturuyor. Erişte, bulgur ve tarhana, yörede en çok tüketilen yiyecekler. Yakın zamana kadar çarşı ekmeği, ev ekmeği ayrımı yapılan Kütahya’da yazları biber, fasulye, patlıcan gibi sebzelerin kurutulması geleneği hâlâ sürüyor. Haşhaşlı şibit denilen saç pidesi ve çeşit çeşit börekler de yörenin özgün lezzetleri; Gökçümen hamursuzu şibit, gözleme, ıspanaklı şibit ilk akla gelenler. Kızılcık tarhanası ünlü olan kentte cimcik denilen hamur yemeği yöreye özgü yemeklerin başında geliyor.

Yazar hakkında

Yorum Ekle