Uzman Oluyoruz… Uzman!..

U

       “Uzman, her konuda çok şey değil, ama bir konuda çok şey bilendir. Bu tanımlamadan hareket edildiğinde, teşkilâtta görev yaptığınız sürece göreceğiniz uzmanlık kurslarının sayısı da giderek artacak demektir. Unutmayın, istihbarat öğrenimi, dipsiz bir kuyu gibidir! Öğrendikçe, bir şey bilmediğinizi de öğrenir ve yine öğrenmeye devam edersiniz!..”

       Nihayet Ankara’daydık! Yol boyu, hanımın durmaksızın tekrar ettiği “Merak etme, kimseye bir şey söylemem,” sözüne her ne kadar güvenebileceğimi biliyorsam da, ardından sessiz sessiz gülümseme­sinde ne yazık ki aynı hissi duyumsamıyordum.
       Ailelerin birbirine kavuşması da son derece güzel ve sürprizli ol­muştu. Daha önce, geleceğimizi haber vermediğimiz için –ki bu konu­da öyle karar almıştık– kayınvalidem kapıyı açtığında, otuz iki yıllık kızını tanıyamamış ve uzun bir süre suratına bakıp durmuştu.
       Ben;
       “Vallahi billahi sizin kızınız. Ben de sizin damadınızım,” diye­rek, kendimizi ispat edinceye kadar epeyce uğraşmak ve bir sürü dil dökmek zorunda kalmıştım.
       Aynı gece ziyaret ettiğimiz bizimkilerin de sevincine diyecek yoktu doğrusu!
       Babam, anneme;
       “Yahu hanım,” diyordu. “Bu çocuğun haylazlığı falan kalmamış… Bu ne sessizlik, bu ne durgunluk böyle? Adam etmişler valla, adam!”
       Demek, aradan geçen birkaç yıl bile, beni bu kadar değiştirmişti? Yine de işi şakaya vurarak;
       “Yok be baba,” dedim. “Haylazlığım daha da arttı, ama gündüz­leri böyle bir maskeyle dolaşmak zorundayım. Akşam eve gittiğim anda çıkarıyorum. Sen beni bir de o zaman gör!”
       Babam;
       “Oğlum, sizde bu maske bolluğu varken, senin gerçek yüzünün hangisi olduğunu galiba bilemeyeceğiz,” demiş, başka da bir şey söylememişti.
       Onun bu sözlerinin gerisinde yatan gerçeği, ilk defa, bir başkası­nın gözüyle görmek, ağzından işitmek durumunda kalmıştım.
       Ertesi gün, bir araya geldiğimiz arkadaşlardan sadece iki tanesi, benim daha önceki kurs dönemlerinden tanıdığım kişilerdi. Diğerlerini ise ilk kez görüyordum. Tek bir kursiyer hariç, hepimiz sivildik.
       Kurs yerimiz değişmiş, eski bina terk edilerek müsteşarlığın ge­niş arazisi içerisinde yeni yapılan modern ve gösterişli bir binaya ta­şınmıştı. Aramızda; bu kalın beton yığınlarına karşılık, eski kurs bina­mızın basit ama sevecen ya da bugünkü deyişiyle “nostaljik” halinin özlemini duyacak pek çok kişi vardı.
       Beş hafta sürecek olan bu kursta, haber toplama metotlarını kap­samlı bir şekilde görüyorduk. Bu metotlar çeşit çeşitti. Bir tanesini ele alınca, altından başkaları çıkıyor, onları açtığımızda ise daha başka­ları ile karşılaşıyorduk.
       Zaman içerisinde, konuların yavaş yavaş derinliğine inildikçe, bir noktada dibe varacağınızı düşünüyorsanız da, öyle olmuyordu işte!
       İstihbarat öğrenimi, genelde dipsiz bir kuyu gibiydi! Öğrendikçe, bir şey bilmediğinizi de öğreniyordunuz.
       Modem teknolojinin sağladığı faydalar, getirdiği kolaylıklar, olağanüstü hızlı ilerleme, uydu teknolojisi, yeni kavramlar ve yeni keşifler, sizi alıp uzaklara götürüyordu. Sanki uzayın sonsuz boşluğunda seyahat ediyor, uğradığınız her bir galakside, her bir gezegende yeni yeni şeyler görüyor ve durmadan öğreniyor, öğreniyordunuz…
       Tabii bu arada, bir taraftan dersleri takip ediyor, bir taraftan da bizleri en kısa zamanda en üst düzeye getirmek ve bölgelerimize gön­dermek için uğraşan sabır küpü hocalarımızla, onları çıldırtan konuş­malar yapıyor, tartışmalara giriyorduk:
       “Söyleyin bakalım… Metodolojik açıdan ‘Sızdırma’ ile en güzel ça­kışan kavram hangisidir?”
       “Paradır hocam!”
       “Saçmalamayın arkadaşlar! Bilgidir, bilgi! Sizin sızdıracağınız bilgi olmalıdır; para değil, öyle değil mi?”
       “Ama hocam! Kullanım alanı açısından ele alırsak, para daha ağır basmıyor mu? Hem para olursa, sızdırmaya gerek kalmadan bilgi de satın alınabilir değil mi?”
       “…..? Neyse peki… ‘Gözetleme’nin en uygun ve en verimli ol­duğu yer neresidir?”
       “Plaj kabinleri ve buradaki budak delikleridir hocam!”
       “Yahu çocuklar, size ne oldu böyle? Biraz önce para sızdırdınız, şimdi de harcayacak yer arıyorsunuz!”
       “Yo… Sandığınız gibi değil hocam! Hedef şahsı önce takip ve gözetlemeye alacağız. Müsait yer ve zamanda kendisine yanaşma yapacağız. Teklifimizi kabul edip etmediği konusunda onu dinlememiz gerekecek. Belki de bu durumu teknik olarak tespit edeceğiz. Üzerinde sansür uygulayabilir ya da gizli arama yapabiliriz. Ondan sonra hulul çalışması…”
       “Anlaşıldı, anlaşıldı! Bugünlük yeter! Hepinize iyi akşamlar!”
       İşte böyle… Uzman olmak, öyle kolay değildi! Ama kim ne derse desin, sonunda hepimiz bu konularda birer uzman olmuştuk gene de…
       Görev bölgelerimize döndüğümüzde; konuşmak durumunda kala­cağımız kişiler, daha “leb” demeden, biz “leblebiyi” anlamış olacaktık. Hem de Çorum mu, Çankırı mı, yoksa Seydişehir mi olduğunu tam kesinlikle ayırt ederek…

Yazar hakkında

Yorum Ekle